Kadınlar(dan) "âşık" olur mu?

00:0018/11/2006, Cumartesi
G: 28/08/2019, Çarşamba
Dücane Cündioğlu

Kadîm bir dostumla –mûtadımız vechile– Çengelköy''de (Çınaraltı''nda) oturmuş gece''nin bir yarısı sohbet ediyoruz. Konuysa, pek geç saatlere bırakılamayacak kadar derin: vücub ve imkân; yani Vacib''ul-Vücud''un (Cenab-ı Hakk''ın) vücubu ile âlem-i mümkinâtın imkânı.Zihnin, kavramları apaçık olarak görmesi hâlinde, kelimelerin, hatta terimlerin bile önemi olmadığına inandığımdan, ister istemez günümüzde kullanılan şekliyle, dostuma, “Senin anlayacağın,” diye özetledim:- “Varlık ikiye ayrılır: Zorunlu

Kadîm bir dostumla –mûtadımız vechile– Çengelköy''de (Çınaraltı''nda) oturmuş gece''nin bir yarısı sohbet ediyoruz. Konuysa, pek geç saatlere bırakılamayacak kadar derin: vücub ve imkân; yani Vacib''ul-Vücud''un (Cenab-ı Hakk''ın) vücubu ile âlem-i mümkinâtın imkânı.

Zihnin, kavramları apaçık olarak görmesi hâlinde, kelimelerin, hatta terimlerin bile önemi olmadığına inandığımdan, ister istemez günümüzde kullanılan şekliyle, dostuma, “Senin anlayacağın,” diye özetledim:

- “Varlık ikiye ayrılır: Zorunlu Varlık ve Zorunsuz Varlık.”

O da hain hain gülümsedi ve “Seçtiğin sözcüklerin Türkçe türetme esaslarına aykırı olmasını dilime dolamayacağım” dedi, ardından da “Artık bu konuyu kapatalım” yollu bir edayla, “Senin bilmediğin bir varlık türü daha var” diye ekledi.

Ben de saf saf, “Şimdi o da nereden çıktı?” deyû, benim bilmediğim şu üçüncü varlık türünün ne olduğu sordum.

Yüzüne biraz ciddiyet maskesi takınarak,

- “Hayret, nasıl bilmezsin?!” dedi; “bir de Sorunlu Varlık var!”

“Bak sen! Peki o da neymiş?” deyince, bastı cevabı:

- Kadınlar!

Allah''tan, bizden başkası kalmadığı için, o gece Çınaraltı''nda kahkahalarımızı kimse duymadı.

***

Derken, aradan bir hafta geçti ve yine biz Çınaraltı''nda oradan-buradan lâflarken, dostum,

- “Bütün hafta boyunca düşündüm, yanılmışım, sadece Sorunlu Varlık yokmuş!” dedi.

İşin içinde yine bir hînlik olduğu aşikârdı. Umursamaz bir biçimde, “Sorunlu Varlık yetmedi, bu sefer başka bir tane daha mı uydurdun?” dedim.

- “Hayır, hayır, ben uydurmadım!” diye ciddi ciddi mukabele etti; O hep vardı zaten!”

“Neymiş peki?” deyince de itinayla cevap verdi:

- “Sorumlu Varlık!... Gülme, gerçekten böyle bir kategori daha var. Üstelik seninkiler gibi sadece mantıksal (zihnî) değil, aynı zamanda fiziksel (haricî).

- Kimdir, nedir bu Sorumlu Varlık!?

- Erkekler!

Yine kendimizi tutamadık ve birlikte bastık kahkayı. Gece kâfirdir (örtücüdür) ya, yine yaptı kâfirliğini ve kahkalarımızı usulca örtüverdi.

***

Geçen haftaki buluşmamızda, dostumdan şu ünlü tasnifinin şerhini yapmasını istedim, o da sağolsun isteğimi yerine getirdi:

- “Dişilik ve erkeklik tanımları üç farklı düzeyde ele alınabilir: 1. Biyolojik, 2. Sosyolojik, 3. Felsefî.

Biyolojik olanı mâlumun. Ruhun dişisi-erkeği olmaz. Çünkü ruh''un (nous) cinsiyeti olmaz. Ama nefsin (psyche) olur. Dişilik ve erkeklik şeklinde ikiye ayırdığımız cinsiyet (sexuality) gerçekte nefse ait bir keyfiyettir.

Sosyolojik anlamıyla dişilik-erkeklik de mâlumun. Ne kadar değişebilir olsa da toplum içinde kadınlara ve erkeklere mahsus davranış kalıpları, giyim-kuşam, vs. vardır; yani “erkek gibi, kadın gibi” dememizi mümkün kılan kalıplar.

Üçüncü anlamıyla dişilik ve erkeklikse, nedendir bilinmez, diğer ikisi kadar kullanılmıyor. Oysa Sigmund Freud bile dişiliği-erkekliği sık sık bu üçüncü anlamıyla kullanır; ama hâlâ yanlış anlaşılır.

Kadîm hikmetin bilgisine sahip olanlar, aktif (fail) olanı erillikle, pasif (meful) olanı ise dişilikle özdeşleştirmişlerdir. Güneş''in eril, ay''ın dişil karaktere sahip olarak kabul edilmesi, pek tabii ki ay''ın ışığını güneşten alıyor olması sebebiyledir. (Toprak Ana''ya niçin ''ana'' denildiğini de sen bul.)

Keza, kadınlardan âşık (fail) olmaz, maşuk (meful) olur. Kadın âşık olsaydı, bıyığı çıkardı. Çünkü aşk''tan pay alan aktif tarafa ''âşık'', pasif tarafa ''mâşuk'' denir. Kadına ''âşık'' sıfatının verilmesi, kadına yapılmış ve yapılacak en büyük hakarettir. Ne garip değil mi, cahiller sevilen''in seven''den daha yüce olduğunu unutuyorlar.”

Ağzım iki karış açık, öylece kalakalmıştım. Sustu. Ben de, “Gece ilerledi ya, sen yine sapıtmaya başladın” dedim ve sabah ışımaya başlarken evlerimize gitmek üzere yola düştük.