Yazarlar Necip Fazılın hayran olduğu Yahya Kemal yazısı

Necip Fazıl’ın hayran olduğu Yahya Kemal yazısı

Dursun Gürlek
Dursun Gürlek İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

İki büyük şairimizin iki önemli şiiri en çok iktibas edilen, en fazla okunan şiirler olarak biliniyor. Bu ünlü şairlerimizin biri Rıza Tevfik Bölükbaşı, diğeri de Yahya Kemal Beyatlı’dır. Rıza Tevfik Bey’in “Harap Mabed” başlığı altında yazdığı şiir, Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’nin, önceki yıllardaki harap ve perişan halini terennüm ettiği için, keza “Sultan Abdülhamid’in Ruhaniyetinden İstimdat” serlevhalı şiiri de bu büyük hükümdardan özür dilemek maksadıyla yazılmış olmasından dolayı büyük ilgi görüyor.

Yahya Kemal Bey’e gelince, onun “Ezan-ı Muhammedi” şiiri, ezansız senelere bir tepki olması hasebiyle, “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” diye isimlendirdiği şaheseri de, Osmanlı’nın ihtişamını, medeniyetimizin irtifaını, Sinan’ın intizamını, mabedin insicamını olanca ihtişamıyla dile getirmesi münasebetiyle ulvi mevzuları terennüm etme çabasında olan diğer şairlerimize ilham kaynağı oluyor. Yahya Kemal’in sadece şiirleri değil, nesirleri de dikkati çekiyor. Mesela “Ezansız Semtler” ve “Topkapı Sarayı’nda Bir Gün” başlıklarını taşıyan makaleleri şairimizin dini duygularını ve Osmanlı’ya duyduğu muhabbeti konu olması itibariyle büyük alakaya mazhar oluyor. Eski dergi ve gazete sayfaları karıştırılırsa bu yazıların ve şiirlerin ne çok iktibas edildiği görülür. Altın harflerle yazılacak kadar önemli olan bu şiirlerin ve makalelerin bana göre ezberlenmesi gerekir.

İçinde bulunduğumuz, daha doğrusu sonuna geldiğimiz Kasım ayının, şairimizin ölüm yıl dönümü olduğunu unutmuştum. Prof. Mustafa Kara hocamızın “Yeni Dünya” dergisinde “Yahya Kemal ve Sessiz Gemi” başlığıyla yayımladığı makaleyi okuyunca konuyu hatırladım.

1 Kasım 1958’de vefat eden ve Boğaziçi’ndeki Âşiyan Mezarlığı’na defnedilen büyük edibimizin “Ezansız Semtler” başlıklı bu güzel makalesi merhum Üstad Necip Fazıl’ın da dikkatini çekmiş olmalı ki, onu, yazının baş tarafına bir dip not koyarak “Büyük Doğu”da yayımlıyor.

Dipnot şöyle:

“Bir gazetede ‘Unutulmuş Şaheserler’ başlığı altında Yahya Kemal’in bundan 39 yıl evvel intişar etmiş ‘Ezansız Semtler’ isimli bir yazısını okuduk. Bu yazıya hayran kaldık. Bundan 39 yıl evvel yazılan, o zamanki dinsizlik temayüllerine göre istikbali tahmin eden ve bir şair sezişiyle o günün içinden bugünü gören bu yazı, din, iman ve ahlak davamızın en muhtaç olduğu sanat ve sanatkâr idrakinin bir şaheserini temsil etmektedir. Yazıyı o kadar beğendik, onu günümüzün muhtaç bulunduğu yazılar serisinin öyle bir pırlantası telakki ettik ve o kadar şimdiki zaman ve mekâna uygun bulduk ki, ona yalnız bir kerelik ‘İmam-ı Rabbani’ sayfasını tahsis etmekte bir an bile tereddüt etmedik. İşte dini his şaheseri!”

Üstadın bu son cümlesinden öyle anlaşılıyor ki, “Ezansız Semtler” yazısı bir şaheserdir ve İmam-ı Rabbani sayfasına konulmaya layıktır. Sütunumun darlığı dolayısıyla tamamını iktibas edeme-yeceğim bu önemli yazının ilk ve son paragraflarını nakletmekle yetineceğim.

Şairimiz sözlerine şöyle başlıyor:

“Kendi kendime diyorum ki Şişli, Kadıköy, Moda gibi semtlerde doğan, büyüyen, oynayan Türk çocukları milliyetlerinden tam derecede nasip alıyorlar mı? O semtlerde minare görülmez, ezanlar işitilmez, Ramazan ve kandil günleri hissedilmez. Çocuklar, çocukluklarının Müslümanlık rüyasını nasıl görürler.”

Böyle bir rüyayı görmeden büyüyen gençlerin hazin hikâyesini büyük cedlerimizin yerleştikleri Frenk semtlerini nasıl Müslümanlaştırdıklarını şairane bir üslupla anlatan Yahya Kemal yazısını şöyle bir hatıra ile bitiriyor:

“Dört sene evvel Büyükada’da oturuyordum. Bayramda bayram namazına gitmeye niyetlendim. Fakat Frenk hayatının gecesinde sabah namazına kalkılır mı? Sabah erken uyanamamak korkusuyla gece hiç uyumadım. Büyükada’nın mahalle içindeki yollarından kendi başıma camiye doğru gittim. Vaiz, kürsüde vaaz ediyordu. Ben kapıdan girince bütün cemaatin gözleri bana çevrildi. Beni, daha doğrusu bizim nesilden benim gibi birini camide gördüklerine şaşırıyorlardı. Orada, o saatte toplanan ‘Ümmet-i Muhammed’ içlerine bir yabancının geldiğini zannediyorlardı. Ben, içim hüzünle dolu, yavaş yavaş gittim. Vaazı diz çöküp dinleyen iki hamalın arasına oturdum. Kardeşlerim, Müslümanlar, bütün cemaatin arasında yalnız benim vücudumu hissediyorlardı. Ben de onların bu nazarını hissediyordum. Vaazdan sonra namazda ve hutbede onların içine karışıp ‘Muhammed’ sesi kulağıma geldiği zaman gözlerim yaşla doldu. Onlarla kendimi yekdil, yekvücud olarak gördüm. O sabah, o Müslümanlığa âşina Büyükada’nın, o küçücük camii içinde, şafakta aynı milletin ruhlu bir cemaati idik. Namazdan çıkarken kapıda âyândan Reşid Paşa durdu. Bayramlaşmayı unutarak elimi tuttu: ‘Bu bayram namazında iki defa mes’udum. Hamdolsun, sizlerden birini kendi başına camiye gelmiş gördüm. Berhüdar ol oğlum! Gözlerimi kapamadan evvel bana bunu görmek beni teselli etti’ dedi.

Hem gelişimi, hem bayramımı tebrik etti. Yanındaki eski adamlar da onun gibi tebrik ettiler. Bu basit hadiseden dolayı pek mahzuzdular. O sabah gönlüm her zamankinden daha fazla açıktı.

Biz ki minareler ve ağaçlar arasında ezan seslerini işiterek büyüdük. O mübarek muhitten çok sonra ayrıldık. Biz, böyle bir sabah namazında anne millete tekrar dönebiliriz! Fakat minaresiz, ezansız semtlerde doğan, Frenk terbiyesiyle yetişen Türk çocukları dönebilecek yeri hatırlamayacaklar!”

Büyük şairimizi – bu vesileyle – bir kere daha hayırla, rahmetle anıyoruz.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.