Ne küfür ne de terör

04:0018/01/2015, Pazar
G: 12/09/2019, Perşembe
Ergün Yıldırım

Charlie Hebdo ya da El-Kaide-IŞİD! İşte yeniden siyah ve beyaz diye tanımlanan dünya. İki kötülüğün iyi ve kötü diye önümüze serilmesi. Türkiye, bir üçüncü seçeneği taşıyor içinde. Küfür ve terör seçeneklerinin dışında demokrasi ile beraber yaşayan Müslümanlığı gündeme getiriyor. Hükümdarlık ve isyan dualitesini yüzyıldır yaşayan İslam dünyasında yeni bir yola ilham veriyor. Şiddet ve baskı stratejilerinden uzak duran bir Müslümanlığın potansiyelini taşıyor içinde.Charlie Hebdo dergisinin geride

Charlie Hebdo ya da El-Kaide-IŞİD! İşte yeniden siyah ve beyaz diye tanımlanan dünya. İki kötülüğün iyi ve kötü diye önümüze serilmesi. Türkiye, bir üçüncü seçeneği taşıyor içinde. Küfür ve terör seçeneklerinin dışında demokrasi ile beraber yaşayan Müslümanlığı gündeme getiriyor. Hükümdarlık ve isyan dualitesini yüzyıldır yaşayan İslam dünyasında yeni bir yola ilham veriyor. Şiddet ve baskı stratejilerinden uzak duran bir Müslümanlığın potansiyelini taşıyor içinde.

Charlie Hebdo dergisinin geride kalanları kendilerini ateist, laik ve Fransız diye tanımlıyor. Fransız laikliğinin ruhundan tezahür eden sol ateizmdir bu. Bu Fransız ruhlu laiklik, her şeyden önce kilise ve devlet kavgasının tarihi biyografisinden çıkar. Kanlı bir tecrübenin ürünüdür. Bundan dolayı dine karşı siniktir. Buradan çıkan tavır her zaman dini aşağılar, küçümser, kontrol eder ve bütün kötülüklerin anası olarak görür. Fransız laikliği kendisine uygarlık, dine de barbar der. Bu laiklik, derin bir Fransız milliyetçiliği ve pozitivizmi taşır içinde. Bundan dolayı bilimi göğe çıkarır. Dinlerin yerine laikliği ikame eder. Laikliği, bir hayat tarzı, bir seküler kutsallık olarak ikame eder. Laiklik, siyasal bir formülasyonun ötesinde bir ideoloji ve bir din karşıtı araca dönüşür.

Fransız laikliğinin bu sinizmi Charlie Heblon’da etkili biçimde yansır. Anarşizmin en uç noktası küfürle kendisini dışa vurur. Laiklik tek kutsala dönüşür. Hatta bunu uygarlaştırma misyonuyla yapar. Seküler İsevi tutumlar içine girer. Bundan dolayı, Fransız laikliği kendini ihraç etmeyi bir insanlık meselesi olarak görür. Dünyayı bu idealle uygarlaştırmak kibirliliğine kapılır. Nitekim Cumhuriyet gazetesinin Charlie Hebdo’yu temsil etmesine çok sevinirler. Hatta Türkiye’de laikliğin tehlikede olduğu söylerler. Beyaz, sol, ateist ve Fransız laikliği Türkiye’deki beyaz Türk ve sol laiklerle iş birliğine yönelir. Sanki Türkiye’deki Fransa’yı kurtarma telaşı içinde bulunuyorlar.

Çünkü bu laikliğin ilk batı-dışı yeri bu ülkenin topraklarıdır. Burada sorgulanınca büyü bozumuna uğramanın hayal kırıklığını yaşıyorlar. Oysa laiklik, Fransız ruhuyla bu topraklara kan, göz yaşı, baskı ve otoriterlik getirdi. Derilerimize kadar her şeyimizle değişerek beyaz batılı insan olmamızı önerdi. Bununla mutlu oldu batılı dostlarımız. Uygar insan olduklarına dair inançlarını bizde yaptıkları gözlemlerle inançları derinleşti.

Seküler kutsallar

Din karşıtı üretilen laiklik, tek kutsaldı. Bunun dışındaki her şeye küfredilebilirdi. Elbette bir de Fransız cumhuriyeti vardı. O da kutsaldı ve bu nedenle küfür konusu yapılamazdı. Oysa İngilizlerin çok iyi bir şekilde( Charles Dicens’in İki Şehrin Hikayesi’nde olduğu gibi) ortaya koyduğu gibi Fransız ihtilaliyle kurulan cumhuriyet kandan doğmuştu. İnsanları katletmek için ekonomik ve teknolojik boyutları gelişmiş teknikler vardı. Giyotin buydu. “Fransız cumhuriyeti kan deryasından ortaya çıkan aşağılık bir rejimdir dersek”, seküler kutsallara küfretmiş olmaz mıyız? Ancak bizim inancımız “onlara küfretmeyin” diyor. Biz de bu ilkeye uymalıyız. Fransa’yla dar bir laiklik, Cezayir katliamları, İhtilal ile kurulan rejim tarzı üzerinden ilişki kuramayız. Fransa ile daha farklı ve çok boyutlu düşünce dünyası ile ilişki kuruyoruz. Mesela M. Fuacoult , A. Touraine ve Boudrillard gibi filozoflardan ilham alıyoruz.

Kutsallarımıza yapılan eleştirilere açığız. Hatta reddiyelere karşı bile hoşgörülüyüz. Onlarla düşünsel ve bilimsel rekabetler içinde oluruz. Ancak kutsallarımızı aşağılamak, bizi aşağılamaktır. Bir insanın benliğini üzerine kurduğu ve onunla özdeşleştirdiği varlığın aşağılanması onun aşağılanmasıdır, onun benliğinin yaralanmasıdır. Hz. Muhammed, bizim benliğimizin kökenidir. Şahsiyetimizin aynasıdır. Ona bakarak kendimizi seyrederiz. Onda kendimizi görürüz. Bundan dolayı ona yapılmış olan her suikast bize( Müslümana) yapılmıştır. Bundan dolayı bunu yapanlarla özdeşleşmemiz mümkün değil. Bu nedenle biz, “Charlie Hebdo” değiliz. Biz ne başkasına ne de kutsallara küfrederiz. Peygamberler bizim için bizi ve insanlığı aydınlatanlardır. Cehaletin karanlığına aydınlık taşıyanlardır. Onların bu aydınlığını cehaletleriyle karanlığa çevirenler her zaman oldu. Yine varlar, Charlie Hebdo da bunlardan biri.

Din nasıl algılanıyor?

Charlie Hebdo da değiliz, el Kaide de değiliz. Biri sövgüyü, diğeri de terörü temsil ediyor. Sövgü de terör de nefretin, kinin ve aymazlığın ürünüdür. El-Kaide ve IŞİD taraftarı olmadığımız gibi Charlie Hebdo taraftarı da değiliz. El- Kaide de kaidesizliğin eseri. Allah adına insanları katledenlerdir. Üstelik sadece batı güçlerine, işgalcilere ya da hegemonya ile iş birliği yapanlara saldırmıyorlar. Bu şiddet hareketleri, Müslümanlara da saldırıyorlar, onların mal ve canlarını talana kalkışıyorlar. Kendilerinden olmayan Müslümanlara barbarca davranıyorlar, onları kafir ilan ediyorlar. Bu nedenle Müslüman dünyasında süren bu terör eylemlerinin kaynakları batı dünya düzeni olduğu kadar, Müslümanların Müslümanlarla ilişkileridir aynı zamanda. Batı’nın İslam toplumlarıyla kurduğu sorunlu ilişkiler kadar, İslam toplumlarında Müslümanların birbiriyle kurduğu sorunlu ilişkiler de bulunmaktadır.

Harici-Vehhabi hareketlerin dini algılama ve yaşam tarzlarından kaynaklanan ciddi sorunlar vardır. Bundan dolayı, Müslümanlar batı düzeninin varlığını sorgulamaları gerektiği gibi kendi içlerinden çıkan bu şiddet yapılarını da sorgulamaları gerekir. Şeriatı kendi dar kabile, aşiret, hizip ve klik anlayışlarıyla yorumlayarak etrafı ateşe veren gruplar ve onların din algılama tarzlarını hesaba çekmelidirler. Çünkü bu şiddet hareketleri sadece bombalanan camileri, katledilen Müslüman kitleleri, harap edilen şehirleri, evlerinden ve ülkelerinden sürülen mülteci gruplarını vs. bırakmaktadır. Gözü yaşlı anneler, yetim çocuklar, dul kadınlar, sokaklara dilenci olarak düşenler… Büyük bir toplumsal yırtılmanın içinde salınıp duran topluluklara dönüyoruz.

Arap Baharı’ndan sonra siyasal durum!

Charlie Hebdo ya da El-Kaide-IŞİD! İşte yeniden siyah ve beyaz diye tanımlanan dünya. İki kötülüğün iyi ve kötü diye önümüze serilmesi. Türkiye, bir üçüncü seçeneği taşıyor içinde. Küfür ve terör seçeneklerinin dışında demokrasi ile beraber yaşayan Müslümanlığı gündeme getiriyor. Hükümdarlık ve isyan dualitesini yüzyıldır yaşayan İslam dünyasında yeni bir yola ilham veriyor. Şiddet ve baskı stratejilerinden uzak duran bir Müslümanlığın potansiyelini taşıyor içinde. Ak Parti’nin iktidarı burada bir dönüm noktasıdır. Seçimle iktidara gelen ve her çeşit şiddetten uzak duran Müslümanlığın temsilidir bu. Sadece Türkiye için değil, bütün İslam dünyası için bir çözümdür bu. Bundan dolayı bölgemizde Ak Parti iktidarına bir umut, ışık ve gelecek olarak baktı İslami hareketler.

Demokrasiyle barış içinde yaşamanın tecrübesi olarak gördüler. Bundan dolayı hızla partileşerek ve seçimlere girerek İslam’ın meşru taleplerine yöneldiler. Ancak Arap Baharı’na yapılan müdahalelerle beraber bu umutlar ve tahayyüller yerini şiddete ve isyana bıraktı yeniden. Arap Baharı’ndan sonra bu şiddet hareketlerinin çoğalması, taraftar bulması ve yayılması tesadüfi olmasa gerek. Şimdi, Batı düzeninin İslam toplumlarındaki terör sorununun sadece Müslümanları ilgilendirmediğini acı bir biçimde hissediyorlar. Küresel dünyada İslam meselesi herkesin meselesine dönüşüyor. Bundan dolayı darbecilere karşı demokrasiyi (seküler ve İslamcı-dindar ayırımı yapmadan) desteklemeleri herkesin borcudur artık.

Twitter.com/ergunharputi
#arap baharı
#charlie hebdo
#el kaide
#ışid