3 Muharrem 1435 Paris/Evsizler ile kalpsizler...

00:0011/11/2013, Pazartesi
G: 9/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Dünyanın bütün şehirlerinde yolcuların yolunu kesen bir eşkıya trafik.Ve elbette Paris de, tarihi metrosuna rağmen trafikten nasibine düşeni alıyor.Havaalanından merkeze doğru adım adım ilerlerken, dünyanın bütün şehirlerinde birbirine benzeyen görüntülerin mihmandarlığında ilerliyoruz.Paris"te "Paris" i derhal bulmak mümkün olmuyor haliyle.Karanlık koyulaşıyor.Ve gökyüzünde Muharrem hilali. Bağrında yıldız.Yolcunun azığı tamam. Bir hilal bir yıldız.Her şehre bir yazar, bir şair, bir filozof ile

Dünyanın bütün şehirlerinde yolcuların yolunu kesen bir eşkıya trafik.

Ve elbette Paris de, tarihi metrosuna rağmen trafikten nasibine düşeni alıyor.

Havaalanından merkeze doğru adım adım ilerlerken, dünyanın bütün şehirlerinde birbirine benzeyen görüntülerin mihmandarlığında ilerliyoruz.

Paris"te "Paris" i derhal bulmak mümkün olmuyor haliyle.

Karanlık koyulaşıyor.

Ve gökyüzünde Muharrem hilali. Bağrında yıldız.

Yolcunun azığı tamam. Bir hilal bir yıldız.

Her şehre bir yazar, bir şair, bir filozof ile gelen ben, Paris"e ayağımda aparat ile geldim. Aparat acıyı perdeleyen bir kabuk niyetine. Hasar görmüş tendomlara destek. Ayağımda aparat ile dolaşmaya razı idim.Lakin Paris daha ilk andan itibaren bana yolculuk boyunca eşlik eden mide ağrısı sundu.

Tanpınar ile dolaşabilirdim Paris"i. BenJamin ile. Balzac bile karışabilirdi muhayyilemin ırmaklarına. Ahmet Mithat"a gönül koyup, 28 Mehmet Çelebi"yi belki bu defa anlayabilirdim.

Sultan Abdülaziz"in Türkiye"nin Paris Büyükelçiliği"nde köşede duran mahzun koltuğuna bakıp; bıyığı yeni terlemiş Abdülhamid"in, sultan amcasına sıkıntı ile eşlik edişini, itina ile canlandırabilirdim.

Tahtını hac ibadeti için bile terk etmeyen sultanlar dönemi, Abdülaziz ile geride kalıyordu.Sultan Hicaz"a değil Paris"e gidiyordu lakin.

Benjamin Son Bakışta Aşk diyordu. Ben ilk karşılaşma anındaki ontolojik yalnızlıkta takılı kaldım. Paris sadece âşıkların şehri değil. Kuru kafasını hiçbir yere sığdıramamışların da şehri.

Paris"in merkezinde, 1.bölgesinde caddelere sıralanmış evsizler kalbimde hiç kapanmayacak bir Paris dosyası açıyor. Seyahat boyunca kimseye derdimi anlatamıyorum. "Acıma onlara" diyor herkes. "Devlet evsizlere para veriyor, barınak veriyor onlar yine de sokakları tercih ediyor."

Yine de...

Ben bu "yine de " kısmında kayıtlı kalıyorum. Tutuklu kalıyorum.

Şikogo müthiş bir kent idi. Paris"i görünce kent ile şehrin bütün farkını birden kavrıyorum.

Oysa İstanbul artık şehir değil. Bunca göç baskısı altında kentleşmesi de pek mümkün görünmüyor.

Paris"i Paris yapan kâffeleridir diye öğrenmiştik ilk gençlik yıllarımızda.

Paris"in kaffelerini hiç böyle düşünmemiştim. 60 cm çapındaki yuvarlak masalar, yan yana omuz omuza dizilmiş. Tıpkı evleri gibi. Herkes ve her şey yüzünü caddeye dönmüş. Kaffelerin sandalyeleri sinema sandalyeleri gibi arka arkaya hizalanmış.

Paris"te herkes çok şık ve herkes sigara içiyor neredeyse. Hayatımda hiç bu kadar çok insanın yürürken sigara içtiğine tanık olmadım. Gecenin bir vakti ya da sabah fark etmiyor; Parisliler bakımlı ellerini daha görünür kılmak için parmaklarının arasında daima bir sigara bulunduruyor. (Şikagolular cep telefonlarını bir sevgilinin, bir çocuğun elini tutar gibi şefkat ve merhametle tutuyorlar avuçlarının içinde .)

Havada asılı kalmış güvercin kanadı pozuyla sigarasını tutan eller sanki arkalarında bir Tanpınar fotoğrafı bırakıyor. Tanpınar"ın dumanlar arasındaki o meşhur fotoğrafını...

Moda başkenti Paris mi demiştiniz...

Kadınların almak için milyonlar harcadığı, bu satırların yazarının ise üste para verseler bir saat dolaşamayacağı "o çanta" mağazasının önünden geçiyoruz. Yeni bir model çıktığında müşterilerin içeri girmek için kuyrukta beklediği "marka çanta". Müşteriler içeri tek tek alınıyor. Koca mağazada tek müşteriye kendini önemli ve seçkin hissetsin diye kim bilir neler yapılıyor? (Vaktim olsaydı içeri girer deneyimimi sizinle paylaşırdım. Lakin dar zamanların Paris"ini solumaktayız.)

Çeşitli nesnelerin tek bir mağazada toplanması 1800"lerin sonunda Paris"te ortaya çıkmıştı. Onun için Paris"i temsil eden bir AVM görmek önemli.

Paris"in bir elin parmaklarını geçmeyen AVM"ye sahip olduğunu öğrenince kaldığımız otelin yanı başında bulunan La Fayette"ye gidiyoruz gözlem için.

La Fayette"nin her katı bir nesneye ayrılmış. Giriş katı çantalarla dolu. Dirseğine kadar deri eldiven takmış adam, "marka çanta"yı yerleştiriyor. Hayır, çantayı yerleştirmiyor. Göklerden inmiş bir mesajı itina ile yerleştiriyor. Görevini nasıl kutsuyor ey Rabbim. Adamın çantayı kutsayan haline baktıkça, kıldığım namazlardan, ettiğim secdeden utanıyorum.(Sana layıkıyla ibadet edebilmenin imkânlarını aç ey Rabbim!)

Zihnim ikiye bölünüyor. Bir tarafta bir çantayı kutsal bir tören ile yerleştiren deri eldivenli adam. Öbür tarafta kaldırımda bir kutunun kenarına parmak arası terliklerini, ayakkabılarını itina ile dizen ve kutunun üzerine yerleştirdiği uyku tulumunun içine giren adam.

İkisinin resminin ortasında ise niye gidip selam vermedim diye yüreğimi buran iki evsiz teyzenin resmi.

Bir marketin önüne konuşlanmış, altmış-yetmiş yaşlarında iki evsiz teyze. Köy evinde avlularında oturur gibi oturan iki yaşlı kadın. Başörtüleri alınlarına kadar inmiş. Mutlulukla tost yiyorlar.

Paris, ilk dakikalarda iki resim ile cümlesini mayalıyor içime: Huzur nerededir? Bir mekânı yuva yapan nedir?

İncinmiş bir ayağa rağmen Paris"e niye mi gitmiştim? Çarşamba günü yazacağım inşallah.