Acılarımız için "gülme gazı"...

00:004/06/2012, Pazartesi
G: 5/09/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

Uzun bir süredir Türkiye''nin gündemi tek madde üzerinde ve bütün kesimleri kapsayan bir şekilde ''BİR''leşemiyordu.Futbol tartışmaları erkeleri ilgilendirse kadınların umurunda bile olmuyordu.Kürt meselesi tiki kuşak tarafından hiç umursanmıyordu bile.Gençlik güzellik meseleleri sadece zenginlerin derdi, fakirlerin fikri hiç oraya gelmiyordu bile.Ama Başbakanımız Türkiye''nin gündemini tek bir maddede toplayıverdi. Gündem tek bir maddeye, Türkiye''nin bütün kesimleri o maddeye kilitlendi. Kadın-erkek,

Uzun bir süredir Türkiye''nin gündemi tek madde üzerinde ve bütün kesimleri kapsayan bir şekilde ''BİR''leşemiyordu.

Futbol tartışmaları erkeleri ilgilendirse kadınların umurunda bile olmuyordu.

Kürt meselesi tiki kuşak tarafından hiç umursanmıyordu bile.

Gençlik güzellik meseleleri sadece zenginlerin derdi, fakirlerin fikri hiç oraya gelmiyordu bile.

Ama Başbakanımız Türkiye''nin gündemini tek bir maddede toplayıverdi. Gündem tek bir maddeye, Türkiye''nin bütün kesimleri o maddeye kilitlendi. Kadın-erkek, fakir-zengin, yaşlı-genç, modern-muhafazakâr.

Başbakanın ortaya koyduğu gündeme dair herkesin bir cümlesi var artık.(Ne güzel tartışıyoruz işte diyenlerle aynı görüşte olmadığımı geçerken ifade etmiş olayım.)

Kamuoyu meseleyi yasaklar ve haklar üzerinden tartışıyor. Seküler zihniyet için hak olan bir durum dindar zihniyet için hak ihlali olarak kabul ediliyor.

Biliyorsunuz bu satırların yazarı birbirine en uzak olan noktaların başka bir bakış açısı ile esasında birbirine çok yakın olduğunu kabul /iddia ediyor.

Başbakanımız sadece kürtaj ile Uludere''yi değil aynı zamanda kürtaj ile ötenazi''yi birlikte andı.

Önümüzdeki yıllarda muhtemelen ötenazi için yurt dışına gidenlerin ''haber''lerinin fazlasıyla servis edileceği bir gündemimiz olacak.(Neden böyle olacağını müstakil bir yazı ile ele almak istiyorum.)

Tıbbın paradigmasının tamamen değiştiği günlerdeyiz artık. Her ne kadar hekimler Hipokrat yemini ederek göreve başlamış olsalar da...

Modern öncesi şifa anlayışında hastalığın değil hastanın iyileştirilmesi esas idi. Modern tıp ise hastayı ''görmüyor''.Aşırı ihtisaslaşma sonucu hasta bir bütün olarak kabul edilmediği için uzmanlar sadece kendi alanlarını ''tamir etme''yi esas aldıkları için genellikle hasta iyileşmiyor hastalıklar iyileştiriliyor. Bir hastalığın tedavisi bünyede başka bir hastalığa zemin hazırlayabiliyor.

Tıbbın paradigması değişti dedik. Bu paradigma değişiminde en etkin olan icat anestezi. Yanı tedavi sırasında hastanın acılarının uyuşturulması.

Anestezi ile kendi bedenimize olan mesafeyi kaybediyoruz esasında. Fakat bu durum dünden bugüne gerçekleşmiş bir değişiklik değil.

Anestezi hayatımıza bir tesadüf eseri ''gülme gazı'' ile dâhil oluyor.

Acıyı dindirici bir ilaç arayışı yüzlerce yıl sürdü. Homer, ''nepenthe'' isimli bir bitkiden bahsediyor. Uzmanlar bunun baldıran otu olabileceğini söylüyor. Romalılar yaralarının acısını dindirmek için şarap içinde ''mandragora'' içiyor. Anadolu''da otuz yıl öncesine kadar diş ağrılarının acısından kurtulmak için afyonun yutulmakta olduğuna bu satırların yazarı dahi tanık.

Gerçek anlamda anestetik yani acıların duyulmasını engelleyen madde 1799 yılında Sir Humpry Davy tarafından bulundu. Öldürücü olarak bilinen nitro oksit gazının hiç de öldürücü olmadığını ispatlamak üzere Davy gazı içine çekti. Orada hazır bulunan herkes Davy''nin birkaç dakika içinde can vermesini beklerken Davy gülme krizine tutuldu. Nitro oksite gülme gazı adını vererek her türlü cerrahi operasyon sırasında hastaların acılarını dindirici bir madde olarak kullanılabileceğini söyledi. Söyledi söylemesine ama onu dinleyen pek kimse olmadı. Elli yıl sonra ''profesör'' lakaplı bir hokkabaz gülme gazını seyircilere koklatarak gösteriler düzenlemeye başladı. Elinde gülme gazı dolu torbalar gezdirerek seyircilerden gönüllü olanların bu gazı içine çekmesini sağlıyordu. Günlerden bir gün yine aynı gösteriyi yaparken seyircilerden biri gülme gazını içine çektiği gibi salonda koşmaya başladı. Önüne gelen her şeyi deviriyor, devirdiği eşyalar bedeninde yaralar açıyor fakat adam hızından ve devirme enerjisinden bir şey kaybetmiyordu. Gösteriyi takip eden diş hekimi Horace Wells, adamı bir kenara çekerek yaralarının acıyıp acımadığını sordu. Adamın cevabı ''hangi yaralar'' oldu.

Wells hastalarının dişini artık ''gülme gazı'' ile daha kolay çekebileceğini fark etti. İlk uygulamayı kendi bedeninde yaptı. Bir meslektaşı ağrımakta olan ''yirmilik/akıl'' dişlerinden birini çekti. Wells ''Oh'' dedi ''artık diş çekmede yeni bir çağ başladı.''

Fakat ''gülme gazı''nı Wells kendi hastaları üzerinde denemeye kalktığında gülme gazı dolu torba hastanın ağzından erken çekildiği için sonuç tam bir facia oldu. Hiç ağrı duymadan dişinin çekileceği beklentisi ile hekimin önüne oturmuş olan hasta ''Cankurtaran yok mu?'' çığlıkları ile bağırmaya başladı. Welles ''sahteci doktor'' ilan edildi ve meslekten atıldı. Wells yoksulluk içinde ölürken ortağı yeni bir madde denedi: Eter.

Hastanın burnuna tutularak uykuya gönderen eter sayesinde acısız ameliyat gerçekleştirildiğinde yıl 1846''yı gösteriyordu.

Fakat eterin hiç de masum olmadığı doz iyi ayarlanmadığında hastayı kaybetme riskinin olduğu ya da kalpte ve karaciğerde büyük hasarlar açtığı anlaşıldı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında solunum yoluyla alınan trikloretilenin bazı operasyonlar için ideal olduğu anlaşıldı.

Sonuç olarak her geçen gün yeni anestetik ilaçlar ve yeni teknikler geliştirilmeye devam ediyor.

Bütün bunlar tıp ile akalı. Sosyoloji ve antropolojinin konu ile ne alakası var diyenler olabilir.

Bizim cevabını aradığımız soru şu: Ağrı ve acı insanların hayatından çekilirken bu durum insanların karakterinde ne gibi değişiklikler oluşturuyor?

Konu mühim. Devam edeceğiz inşallah. Acı çekmek ve sabır ilişkisine kadar gideceğiz.