
On Kasım"ı hayırlısı ile geride bıraktık çok şükür. Lakin önümüzde hicri yılbaşı var, miladi yılbaşı var.
Kısmı Türkiye gerçeği ile; benim bayramım senin bayramını, benim özel günüm senin özel gününü, benim kutlamam senin kutlamanı döver mevsimine girmiş bulunmaktayız.
Bu mevsime yeni girmedik. Yıllardır içindeyiz.
Siz deyin İttihat Terakki zamanı ben diyeyim 27 Mayıs"tan bu yana mevsim normallerini bir türlü idrak edememiş vaziyetteyiz.
İttihat Terakki demişken; geçerken söylemiş olayım, İttihatçılar Mevlit Kandili"ni Mevlit Bayramı ilan etmişlerdi mesela.
Normal olan her şey bizi bozuyor. Normallik bünyeye ağır geliyor. En normal olanı bile, ille bir tutam şaşkınlık, bir tutam isyan, bir tutam geliyorlar gelmelerine engel olalım korkusu ile kaynatıp "BİZ BURADAYIZ" sosu ile servis ediyoruz.
Mustafa Kemal Atatürk, kara toprağın kara bağrına gireli 74 yıl oldu. Her fani gibi o da öldü.
Dini bütün insanlar için ölüleri yâd etme şekli bellidir. Merhumun bir fani olarak çoşkuya değil duaya, devlet adamı olarak da tarihteki yerine oturtulmaya ihtiyacı var. Mustafa Kemal bu ikisinden de mahrum.
CHP ve medya Atatürk"ü anmak üzerinden ortak bir kimlik ortaya koymaya çalışıyor. CHP, 21.Yüzyıl"ı anlamak yerine nostalji üretmeyi tercih ederek kaybetme potansiyelini arttırma peşinde.
Medya ise ortaya çıkan "Ankara"ya yürüyenler" resmi ile iktidara mesaj verme kaygısı güdüyor. Bir nevi aba altından "çoşku" fotoğrafı gösterme hamlesi.
Bu tavır tam da bu tavırdan hayat bulmak isteyenleri yaralar.
Törenler, kutlamalar ne vesile ile olursa olsun bizzat o törene katılanlara sunduğu çoşku ile doğru orantılı olduğu zaman tören olur.
Türkiye"nin dört bir tarafından Ankara"ya gelenler mikrofonlara canhıraş bir şekilde konuşuyor: Atamız için buradayız.
Hayır, kendiniz için oradasınız. Bunu idrak ettiğimiz zaman hakikaten güzel resimler ortaya çıkmış olacak.
Orada olmak istediniz, iradenizi kullandınız, oraya gelmek için vaktinizi, ekonominizi örgütlendiniz ve kazasız belasız geldiniz. Kendi özel tarihiniz için 10 Kasım 2012 tarihinde Anıtkabir"e gittik notunu düşmüş oldunuz. Hepsi bu.
Kazasız belasız ifadesini özellikle kullandım. Çünkü İzmir"den geldiğini söyleyen bir beyefendi, 12 saat gözünü kırpmadan otomobil kullandığını ve bu gün burada olduğunu, dönüş için de yine hiç dinlenmeden yola çıkacağını övünerek anlatıyor, Atatürk"e feda olsun diyordu. Stüdyoda bulunan konuklar, bu söyleşiyi hayranlıkla dinliyordu.
İşte tam burada bize bir gören lazım.
İçindeki trafik canavarını durdur! Siz ne yapıyorsunuz hem kendi hayatınızı hem de başkalarının hayatını tehlikeye atıyorsunuz diyecek bir gören lazım. Yani basiret ehli.
Ancak basiret ehlinin gördükleri üzerinden örüntümüzü tamamlayabiliriz.
Karşımızda şirazesinden çıkmış darmadağınık bir Türkiye kitabı var.
Dağınıklığın boyutlarını idrak etmek için CNN Türk"te Taha Akyol"un hazırladığı ''Rumeli''ye Elveda / 100. Yılında Balkan Bozgunu'' belgeselini izlemenizi tavsiye ediyorum. O yıllarda yaşananlar ile bugün tanık olduğumuz pek çok resim ne kadar da birbirine benziyor.
Başlığa gelince…
Tören"i, gören"i anladık da ören ne diyorsunuz. Ören kelimesini iki katmanlı kullanıyorum. Örmekten öreni kastediyorum öncelikle. Karşımıza çıkan görüntüyü, "rağmen" algısından kurtarıp, esas yerine oturtacak, birbirinden ayrı gibi duran motifleri aynı dokumanın içine yerleştirecek örücülere, örenlere ihtiyacımız var.
İkinci katmanda ise harabeye dönmüş eski yerleşim yeri manasına ören"i kullanıyorum. Konuyu Balkan Bozgunu"na bağlamamın sebebi bu.
Bazen ancak harabeye bakarak ne idik ne olacağız sorusunu kendimize damardan sorma cesaretine kavuşabiliriz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.