
2011 Mayıs''ının kelimesi deprem. Kaset siyaseti üzerinden deprem kelimesini çok sık işittik.
Mecazi anlamda kullandığımız deprem en son Simav üzerinden geldi.
5.9 şiddetindeki deprem 12 vilayette hissedildi. Kütahya dışındaki illerde bile evine güvenmeyen vatandaşlar geceyi dışarıda geçirdi.
Bu yazı için kelimemiz evine güvenmemek.
Vatandaş deprem söz konusu olduğunda evine güvenmiyor.
Vatandaşı geçelim, devlet dahi kamusal binaların sağlamlığına güvenmiyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş deprem için İstanbul''da pek bir şey yapılamadığını “itiraf” etmiş; ama ne hikmetse hakemin penaltısı konusunda seferber olan medya, bu itiraf karşısında kelam etmeyi fazla görmüştü.
Tedbir sanki bizim asla barışmayı göze alamayacağımız ikiz kardeşimiz.
Deprem ile yaşamak diye bir slogan uydurduk. Ama deprem ile yaşamaktan anladığımız nedir diye sorarsanız, İlk çağ filozofunun ölüm karışsındaki tavrı gibi. Ben varken o yok, o varken ben yoğum.
Deprem ile yaşarız. Sanki hiç olmayacakmış gibi unutarak. Ansızın başımıza gelince de neyi nerde bırakacağımızı şaşırır kaçarız, sonra da kendimizden başka herkesi suçlarız.
Simav''daki görüntüleri hatırlayalım. Bir ev, başka bir evin üzerine adeta yıkılarak çökmüş.
Öğrenciler ayakkabılarını ellerine almışlar, diploma hevesi ile geldikleri beldeyi kaçarak terk ediyorlar.
Türkiye''nin neresi sallanırsa sallansın tek soru var cevabına kavuşmak istediğimiz: Bu deprem beklediğimiz Marmara depremini tetikler mi?
Platonik aşk ile bağlı olduğu kişiyi bekler gibi bir tavır ortaya çıkmıyor mu soruda!
Sigaraların bile üzerinde zehirli yazıyor.
Şöyle bir şey teklif ediyorum. Bütün Türkiye''de binaların depreme karşı dayanıklılık notu binaların dış cephesinden ilan edilsin.
Mesela kamu binası mı söz konusu. Bu bina 7.8 şiddetindeki depreme karşı dayanma gücü şudur, 5.9 karşı emniyet oranı budur diyen karne notunu görsek.
Evlerimize gelince…
Diyelim ki oturduğumuz binadan eminiz. Peki, yanımızdaki bina şiddetli bir depreme karşı bizim üzerimize doğru mu gelecektir? Dibe doğru mu çökecektir. Yoksa tam bir emniyet içinde sapasağlam bir bina mıdır? Onun deprem notunu da duvarında görsek.
Köprülerin, tünellerin, AVM''lerin her şeyin deprem notunu bilsek.
Hepten paranoyak mı oluruz diyeceksiniz.
Hayır, tedbir ile barışabiliriz.
Hayatımızda yangın yok çok şükür şimdi.
Akşamdan sabaha bütün bir mahallenin imha olduğu yangınlarımız yok. (Aman Allah muhafaza doğal gaz kaçağından dolayı ödüm kopuyor.)
Ama bir zamanlar İstanbul''da yangın ile yaşamak diye bir durum vardı. Bakınız Refik Halit Karay İstanbul yangınlarını ve yangın karşısında İstanbul halkının haleti ruhiyesini nasıl tasvir ediyor: “Pek az kişi tanırdık ki, kalemde veya dükkanda otururken biri yanına gelip de ona “Başınız sağı olsun”, “Allah yine verir, eviniz yandı” diye uğursuz bir haber ulaştırmasın… Hele uzak köylere yazlığa gidenlerden birçoğu, kışlık evlerinin yerinde yeller estiğini çoğu defa köprüye çıktıkları zaman öğrenirlerdi. Fakat, daima bekledikleri bu haber karşısında -doktorların her an son nefesini verecek diye bekledikleri ümitsiz bir kalp hastasının ölümünü duymuş gibi- fazla şaşırmazlar, iç çekerler, baş sallarlar ve yine bildiğimiz yumuşak adımlarla yangın yerinin yolunu tutarlardı. Kül eşelemek bu ülkede herkesin alın yazısı idi… Tabiatın şaşmaz kaidelerinden bir tanesi buydu! Hatta bazı mahallelerde epeyce yaşlanmış evlere ve konaklara şaşırarak bakardık: Nasıl oldu da şimdiye kadar yanmadı diye… Zaro Ağa''nın yaşadığına şaştığımız gibi, Allah''ın hikmetine akıl erdiremeyerek!”
Yangın bahsini geçebildiğimize göre deprem bahsini de geçebiliriz. Ama önce bu uyuşukluktan sıyrılmamız gerekiyor. Olumsuz örnekler, boş vermişlikler bizi daha çok uyuşturuyor. Bir an önce olsa da bitse diyenler bile var aramızda. Allah muhafaza sanki olsa hayat iki gün sonra eski düzenine kavuşabilirmiş gibi.
Türkiye insanı Refik Halit Karay''ın dönemindeki gibi değil artık. Zenginlerin ve fakirlerin açgözlülük katsayısında amansız bir yarışa girebileceği bir ülke haline geldik.
Bu günün insanı tevekkül sahibi olduğu için boş vermiş değil. Ki tevekkül etmek boş vermişlik değildir asla. Hz.Ali''nin devesini emniyetli bir yerer bağlamasıdır örnek alınması gereken.
Günümüzün insanı cahiliye dönemi gibi sahip olduklarının sayısı ile övünmeye gark olduğu için tedbir bahsini önemsemiyor.
Velhasıl tedbir söz konusu olduğunda vatandaş devletten gevşek, devlet vatandaştan gevşek: “Yani ölen ölür kalan sağlar bizimdir.”
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.