Gazeteye isyan: “Nereden çıktı Sevgililer Günü!”

00:0013/02/2007, Salı
G: 28/08/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

On -on beş gün önce bir grup gencin tartışmasına misafir edildim. Gençler medeniyeti tartışıyor. Genç dediğime bakmayın. Yaşları genç ama bilgi ve birikimleri kürsü işgal etmiş pek çok araştırma görevlisinden daha kavi. İkisi imam -hatipli, birisi kolej mezunu, birisi fen lisesi, birisi de Anadolu lisesi öğrencisi. Bir araya gelme sebepleri sanırım yapacakları halı saha maçı dolayısıyla idi. Dikkat çekici bir hısım akrabalık ilişkileri vardı. Yani herkes birbirini neredeyse yedi ceddi ile tanıyordu.Çocukların

On -on beş gün önce bir grup gencin tartışmasına misafir edildim. Gençler medeniyeti tartışıyor. Genç dediğime bakmayın. Yaşları genç ama bilgi ve birikimleri kürsü işgal etmiş pek çok araştırma görevlisinden daha kavi. İkisi imam -hatipli, birisi kolej mezunu, birisi fen lisesi, birisi de Anadolu lisesi öğrencisi. Bir araya gelme sebepleri sanırım yapacakları halı saha maçı dolayısıyla idi. Dikkat çekici bir hısım akrabalık ilişkileri vardı. Yani herkes birbirini neredeyse yedi ceddi ile tanıyordu.

Çocukların hemen hepsi okumaya meraklı (Çok şaşırdığımı söylemeliyim. Hem şaşırdım hem de mutlu oldum). Onları önce yan masadan, kulak misafiri mesafesinden tanıdım. Sonra hiç adetim olmadığı halde, izin isteyip masalarına oturdum. Kolejde okuyanın medeniyet ödevini tartışıyorlardı. Ama her biri takım tutar gibi tuttuğu düşünürler aracılığı ile yapıyordu bunu. Kimi İsmet Özel haklı medeniyet kötü bir şey diyordu, kimi babam Nurettin Topcu dedi Anadolu medeniyeti ille de Selçuklu medeniyeti diyordu. Ödevin sahibi Sezai Karakoç''un medeniyet anlayışını merkeze alacağını bu konuda kendisine yardım edecek bir abi bulduğunu söylüyordu.

Gençlerin resmini, sizin için, kabaca çizme sebebim bilgi ve birikimlerinin lokomotifinin şiir olduğunu fark ettiğim için. Soğuk ve ıslak bir günde halı saha maçı yapacak kadar futbolsever bu gençlerin, nasıl bir şiir birikimleri olduğunu anlatmam mümkün değil. Çünkü size kelimeler üzerinden hissettirmeye niyet ettiğim tartışmayı, şiir üzerinden yapıyorlardı. Hatta Nurettin Topçu''nun medeniyet anlayışını merkeze aldığını söyleyene, senin üstadın da senin gibi hiç şiir yazmamış diye sataşıyorlardı. Şairler peygamberlerin mirasçısıdır diye bastırdıkça, Nurettin Topçu diyen “aldanma şair sözüdür” diye karşılık veriyordu.

Onların masasına oturunca sizce hangisi diye sordular. Hepsi dedim. Mütefekkirler çok katlı ve çok cepheli bir binadaki pencereler gibidir. Her birinin baktığı yer farklı olabilir. Kimi dağları görür, kimi dereleri görür, kimi umman yolcusudur. Kimisi rüzgarın sesini zapt eder, kimisi suyun berraklığını. Ama biri çıkar bütün pencerelerin üzerine bir çatı inşa eder. İnanıyorum ki bu hızla giderseniz içinizden biri o çatıyı muhakkak kuracak.

Sonra delikanlıları çok güldüren cümlemi ilave ettim. Ben çok güzel, çok akıllı, çok birikimli, çok zarif genç kızlar görünce bu kızlar kiminle evlenecek diye dertleniyordum. Ama önce sizi görmüş olsaydım bu delikanlılar kiminle evlenecek diye dertlenirdim.

Ya dedi fen lisesine giden, biz kara gözlü kızları hep sevecek olan kara yağız delikanlılarız işte! (Lens tartışmalarına göndermede bulunduğunu söylememe gerek var mı?)

En umutsuz olduğunuz anda en yakınınızdaki gençlerle sohbet edin. Onların sadece uyuşturucu haberlerine, şiddet haberlerine sıkışmış “yanlış bir resim”den ibaret olmadığını göreceksiniz.

Bilgilerini, birikimlerini, duyarlılıklarını görmeyerek onları önce biz uyuşturmaya kalkıyoruz. Güzel hikayelerin kahramanlarına sayfalarımızda, ekranlarımızda yer açmadıkça kapımıza dayanmış şiddeti tartışmanın pek bir anlamı yok.

II-

O gençlerden bir mektup aldım Cuma akşamı. Gazetenizi protesto ediyoruz diye yazmışlar. Sevgililer Günü filan. Almayacağız artık. Sizi internet üzerinden okuyacağız.

Okuyun dedim. Nereden okursanız okuyun. Çünkü sizi yazacağım. “Sevgililer Günü” ilavesini “okuruna rağmen” veren gazeteme, sizi hediye edeceğim.

III-

Yeni Şafak Pazar ilavesinde, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ile eşi Berrin Şener''in aşk-sevgi üzerine söyleşisi yayınlandı. Şener çifti, anladığım kadarıyla Sevgililer Günü münasebetiyle verdikleri söyleşiler ile bir gelenek oluşturmaya çalışıyorlar. İlkini Milliyet gazetesine vermişlerdi ve bendeniz de Şov ve Mahrem isimli kitabımda; “Aşk Üzerinden Meşruiyet Belirleme” başlığı ile, muhafazakarların aşk üzerinden mesafe kapatan tutumlarını, geçmişten günümüze analiz etmiştim.

Bu yazıda Berrin Hanım''ın Sevgililer Günü ile ilgili bilgisini düzeltmek istiyorum sadece. Berrin Hanım “çok sevdiği” Sevgililer Günü''nün, 1981''den beri ülkemizde kutlandığını sanıyor. Hayır. 1990''lardan itibaren kutlanmaya başlandı. Hatta Türk halkının bilincinde yer etme sebebi, ilk özel kanalımız Star tv''de her akşam saat 17.00''de yayınlanan “Hayat Ağacı” adlı pembe dizi vesilesiyle olmuştur.

Ekonomiyi hareketlendiren bir can simidi olarak hayata geçirilmesi, 2000''li yıllarda gerçekleşti Sevgililer Günü''nün. Muhafazakarlar 1980''li yıllara rengini veren “her şeyin İslamcasını” üretmekten bir hayli yorgun düştükleri için artık: kapitalist dünyanın “özel günlerine” sığınmanın konforunu keşfettiler. İslami radyo kanallarını dinleyenler, geçen yıllarda Sevgililer Günü''nün ne kadar çoşkulu kutlandığını hatırlayacaktır.

Bu sene seküler zihniyetteki gazeteler, “Valentino Günü”ne gayet eleştirel yaklaşırken, “BİZ” pek bir bağrımıza basıyoruz. Yani…Ne diyeyim!

Hal ve vaziyet böyle!!!