Sosyal bilim öğrencileri/öğretimi ile başımız dertte mi?

00:0022/07/2013, Pazartesi
G: 9/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Geçen haftaların en önemli küçük hikâyesi, üniversite çağında çocuğu olan ailelerin ve bu çağdaki gençlerin acaba hangi üniversiteyi hangi bölümü seçmeliyim kaygısı idi. Sabah Gazetesi''nde Haşmet Babaoğlu seçimlerin ve seçeneklerin acıklı halini ortaya koyan damardan yazılar yazdı.Bir arkadaşım "Herkes sosyolog olmak istiyor, bana danışıyorlar, işin enteresan tarafı okumakla, yazmakla pek ilgisi olmayan çocukların sosyoloji bölümünü bitirir bitirmez kendilerini yazar bulacaklarını sanmaları" dedi.Sosyal

Geçen haftaların en önemli küçük hikâyesi, üniversite çağında çocuğu olan ailelerin ve bu çağdaki gençlerin acaba hangi üniversiteyi hangi bölümü seçmeliyim kaygısı idi. Sabah Gazetesi''nde Haşmet Babaoğlu seçimlerin ve seçeneklerin acıklı halini ortaya koyan damardan yazılar yazdı.

Bir arkadaşım "Herkes sosyolog olmak istiyor, bana danışıyorlar, işin enteresan tarafı okumakla, yazmakla pek ilgisi olmayan çocukların sosyoloji bölümünü bitirir bitirmez kendilerini yazar bulacaklarını sanmaları" dedi.

Sosyal bilim okumak isteyen gençlerin öncelikle okumayı sevmeleri gerekiyor. Yazmak demiyorum dikkat edersiniz çünkü işin işine yazma girince yeni nesil ''sosyal medya''da on binin üzerinde mesaj yazdığından bahsetmeye kalkarak, zaten iyi bir ''yazar'' olduğunu iddia ve ispat etmeye meyledip sizi canınızdan bezdirebiliyor.

Sosyal bilim okumak isteyen öğrencilerin kitap okuma konusunda sıkıntılarının olmaması gerektiğini söylüyorum ama durum hiç de öyle değil. Cuma günü mektubunu paylaştığım genç kız bir tıp öğrencisi. BİSAV seminerlerini kesintisiz takip eder. Takip ettiği yazarların seminer ve konferanslarını itina ile takip eder. Gazete okur. Roman okur. Tarih okur. Hatırat okur.

Fakat siyasal, sosyoloji, tarih, felsefe, edebiyat ve ilahiyat okuyan öğrencilerin çoğunun, ders notları dışında hiçbir şey okumadıklarını, hiçbir şey takip etmediklerini söylemek ''tespit'' değil maalesef. Son derece sıradan ve maalesef herkesin çoktan kabul etmiş olduğu eski bir realite.

''Eski realite''nin yeni sürümleri ile karşılaşıyoruz sadece. Örnek mi istiyorsunuz? Pekâlâ.

Geçen hafta gençlerden biri sosyal medyada eposta adresimin olmadığından yakınıyordu. Madem haberim oldu nedir sorunu diye iletişim kurdum.(Takibe alarak direkt mesaj göndermesine imkân hazırladım.)

Gele gele ne geldi dersiniz? Siz yazınızda vakti olmayan bir kızdan bahsediyordunuz benim sorunum da okuyacak kitap bulamamak.

Bu satırların sahibi İlahiyat öğrencisi bir delikanlı. Nasıl kitap arıyordunuz da bulamadınız diye bahsi uzatmak istemedim. Bir konu ve sorun alanı belirtmeksizin okuyacak kitap bulamamaktan yakınanlar genelde bir kitap okusam ve hayatım değişse beklentisi içinde olanlardır. Ya da sosyal medya bataklığında vakit harcayanlar.(Sosyal medyayı araç olarak kullanmak ile bağımlısı olmak halini lütfen düşününüz.)

Delikanlının twitter profiline girdim. 700 kişiyi ''takip'' ediyor.

Burada kocaman bir parantez açmak durumundayım. Çünkü kimliğine dair ufacık bir bilgi vermediğim genç ile ilgili olarak derhal ''Mahrem bir şeyi paylaştığınızın farkında mısınız?'' sorusunu soranlarla karşılaşacağımı tecrübe ile biliyorum.

Mahremiyetin parçalandığı bir dönemde, insanların mahremiyet algısı da, -anlayışı demiyorum dikkat ederseniz- bir hayli değişti.

Bahsettiğim konu mahrem değil. Çünkü şahısla ilgili ufacık özel bir detay vermiyorum. Bu defa umarım öyle bir şey olmaz ama bendeniz dikkat çekmek istediğim konunun ''özne''sini itina ile saklamaya çalışırken; o ortaya çıkıyor bahsettiği benim diyerek itina gösterdiğim ''özel hayat'' bilgisini itiraf ederek bireyleşmeye, kendi hayatına sahip çıkmaya kalkıyor.

Dedim ya umarım bu defa öyle olmaz.

Ne diyordum… Okuyacak kitap bulamadığı için kitap okumayan genç esasında takip etmekte olduğu 700 civarındaki kişi ile yalancı doygunluk yaşıyor.

Hal böyle olunca onların aradığı/beklediği kitabı tavsiye etmek imkânsız hale geliyor.

Lakin gayret bizden Tevfik Allah''tan ilkesi ile büyümüş bir kuşağı kendimize örnek aldığımız için, hem o delikanlı hem de Ramazan-ı Şerif''in ruhuna bir hatıra kitabının satırlarından dâhil olmak isteyenler için bir tavsiyem var.

Bu kitabı sosyal bilimlerin herhangi bir dalında eğitim görmek isteyenlerin, kendisi ile karşılaşacağı endam aynası olarak okumasını tavsiye ediyorum.

Kitabın adı:

''Omuzumda Hemençe/Cumhuriyet Devrinde Bir Medrese Talebesinin Hatıraları''

Esasında anı kitabı demek bu kitabı karşılamaya yetmiyor. Çünkü kitap pedagojik açıdan, sosyal tarih açısından dinin toplumdaki yeri ve Tek Parti döneminin politikaları açısından son derece çarpıcı bilgiler veriyor.

Sosyoloji, tarih, pedagoji, felsefe eğitimi vermek istiyorsak hatıratlardan yola çıkarak yakın dönem açısından duyguların tarihine odaklanmak durumundayız.

Evet, duyguların tarihi!