
Her mart ayında Çanakkale şehitlerini anıyoruz. Anıyoruz ifadesini özellikle kullandım. Bir kaç yıldır Mart ayında satılmak üzere yani artık bu işin piyasası olduğu biliniği için piyasa kitapları çıkıyor. Elbette bu kitapların içinde çok değerli çalışmalar da var. Ne var ki, çoğu bilgi kirlenmesinden öte bir fonksiyona sahip değil. Köşe yazılarına bakıldığında da ya “aykırı” bir duruşla yazı yazma gayreti içinde olanlar var, ya da hamasi yazılar. İfrat ve tefrit daima birbirini besler. Biri olmadan ötekinin varlığı neredeyse imkansızdır. Aykırı yazılar da, hamasi yazılar da benim için aynı. İki farklı yoldan gidiliyormuş gibi gözükse de vardıkları yer bir.
Üstelik birkaç yıldır Çanakkale''de gerçekleşen Anzak kutlamaları ve bu kutlamaların ekranları işgal eden görüntüleriyle; genç zihinlerin değer yargıları zedeleniyor. Anzaklara gösterilen aşırı ilgi ve yaptıkları her türlü rezaletin haber değeri taşıması, değer yargılarını alt-üst ediyor.
Çanakkale''de ne olup bittiğini anlıyor muyuz sahiden!? Anladığımızı hiç zannetmiyorum. Anladığımızı ve anlatabildiğimizi. Mesela Birinci Dünya Savaşı''nı dünya savaşı yapan nedirı Yıllardır konuşa konuşa bunu ilköğretim ikinci sınıftan, üniversite ögrencisine kadar bütün gençliğe; ev kadınından, entelektüele, bütün halkın bilmesi gerekmez mi? Bu bilgi önemlidir. Çünkü adı üstünde Birinci Dünya Savaşı dediğimiz hadise daha dün denecek kadar yakın bir zamanda vuku bulmuştur. Onun hemen arkasından İkinci Dünya Savaşı çıkmış; ve işte şimdi içinde bulunduğumuz zaman diliminde, üçüncü dünya savaşına mı gidiyoruz sorusunu seslendirmeye cesaret edemeden, kaçmaya çalıştığımız bir gerçeklik olarak Irak sınırında bizi beklemektedir.
1914''ü dünya savaşı yapan olguları bilmeden Çanakkale şehitlerini anmanın çok faydası olduğunu zannetmiyorum. Bu ancak her günü “özel gün “yapmaya çalışarak yeni tüketim nesnelerinden kâr sağlayan kapitalist sisteme yeni bir nefes borusu açmaya yarar. Nitekim yarıyor da. Yazının başında da söylediğim gibi tüketim nesneleri olarak kitaplar/cd''ler filmler devreye giriyor. Yanlış anlaşılmasın, kitap yazılmasın cd/belgesel olmasın demeye çalışmıyorum. Tarih her dönemde, dönemin icatlarından istifade edilerek yeniden yeniden yazılır. Benim itirazım tam da burada bu yeniden yazma, yani mevcut bilgiyi güncelleme noktasında devreye giriyor. Biz tarihi “yeniden” yazamıyoruz. Yeniden yazmaktan kast ettiğim nedirı Bulunduğumuz nokta açımızı ve dolayısıyla gördüğümüz şeyi belirler ve etkiler. Geçmişe farklı açılardan bakamıyoruz. Sığ bir hamaset edebiyatı ile tarihi yağmalıyoruz. Çok kahramandık. Çok kahramandık. Buradan bir yere gidemeyiz.
Birinci Dünya Savaşı''nı anlayabilmek için gelin bu defa teknolojik gelişmenin ne kadar belirleyici olduğu üzerinden gidelim. Birinci Dünya Savaşı sırasında çelik tel örgüler kullanılmış bu da siper savaşını gerekli kılmıştır. Daha önceki savaşlar siper savaşı değildir. Bu bilgiyi merkeze taşımadan Çanakkale Savaşı''nın ruhunu kavramak mümkün değildir. Siperde savaşmak yeni bir uygulama olarak devreye girince piyade ile yapılan savaşlarda saldıranlar kazanırken siper savaşında müdafaa edenler avantajlı duruma gelmiştir. Çanakkale''yi geçilmez kılmak için siperin içinde bekleyen gençlerin her birinin nasibine 4 bin mermi düştüğünü bilmeden Çanakkale Şehitleri şiirini anlamamız mümkün mü?
Teknolojik durumun Birinci Dünya Savaşı''nı nasıl belirlediği üzerinden gitmeye devam ettiğimizde ilk defa Almanlar''ın zeplingler ile İngiltere''ye saldırması ile sivil İngiliz halkı savaşın içinde olmuştur. 1914 savaşını dünya savaşı yapan sivillerin de savaşın içinde olmasıdır.
Diğer taraftan tarihten ibret almak için Osmanlı''nın donanma için halktan topladığı 30 milyon dolar ile İngiletere''ye “Reşadiye” ve “Sultan Osman” adlı iki savaş gemisi sipariş ettiğini, gemiler bittiği halde İngiltere''nin birtakım bahaneler ile gemileri vermemiş olduğunu hiç unutmamamız gerekiyor. Yani Osmanlı adeta 30 milyon doları İngiltere''ye hibe etmek durumunda bırakılmıştır. Osmanlı''yı Almanların oyuncağı haline getiren de bu iki geminin verilmeyişidir nitekim. Almanların Osmanlı''yı savaşa sokmak için uygun gördüğü taktikler bu iki geminin teslim edilmeyişi yüzünden hedefini bulmuştur.. Savaş dışı kalmak isteyen çoğunluk, -ki bunların arasında Talat Paşa da vardır- Enver Paşa''nın Almanlar''ın savaşı kazanacağına kesin gözüyle bakması yüzünden Sivastopol''a top atışlarının başlatıldığı anda devre dışı kalmıştır.
Şimdi Çanakkale Zaferi''nin 92 yıldönümünde ne kadar mesafe aldığımıza bakalım. Savaş uçaklarımızı kendimiz yapamıyoruz. Yani milyon dolarlara sipariş edilen teçhizatın verilmeme riski hâlâ var. Diğer taraftan Enver Paşa gibi “heyecan” üzere iş tutanlar hem siyasetin hem de askeriyenin içinde bugün de varlığını koruyor. Turgut Özal''ın bir koyup beş alma hayali, Enver Paşa sendromu, günümüzün siyasetçilerinde de devam ediyor.
Şehitlerimize Allah''tan rahmet dilerken; tarihi yağmalamadan ve tüketmeden anabilmek/anlayabilmek için dündeki bilgiyi bugüne transfer etmemiz gerekiyor. Üçüncü dünya savaşı için elimizde tuttuğumuz avantajımız nedirı Teknolojik üstünlüğü yenebilecek en önemli unsur hâlâ psikolojik üstünlük. Son beş yıldır yapılan yayınların, kullanılan haber dilinin, dini ve milli duyarlılığın yok edilmeye çalışılmasının, psikolojik üstünlüğün yok etmeye yönelik olduğunu fark edelim artık.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.