|
İsyandan nisyana

Bir şey bize ağır geliyorsa, o yükü içimizde taşımak zorsa onu çabucak unutmayı isteriz. Çünkü onu taşımak kalbimizi yorar. Hafiflemek için bizi meşgul edecek, dikkatimizi dağıtacak bir şeyler ararız. Bunu yapa-mayanlar arasında zihnini uyuş-turacak çarelere yönelenler de olur. Unutmak yaşamaya devam edebil-menin bir yoludur çoğumuza göre. Diğer yandan insanın nisyan ile malul olduğunu da biliriz. Bıçak sırtı bir durum... Sıkıntı verici bir ikilem...Unutsak bir şeylerden kaçmış olacak, gerçekliğimizde bir kırılma yaşamayı, dolayısıyla eksilmeyi göze almak zorunda kalacağız. Unutmasak, o sıkıntı zaten yeterince ağır olan hayat yükümüze yeni yükler katacak. Çoğumuz sırf bu ikilemden kaçabilmek için unutmaya meylediyoruz belki de.

Ancak bazı şeyler var ki, onlar unutulamaz. Unutulabilir ama unutulması kabul edilemez. Kim olduğumuz mesela, dünyada ne yaptığımız, neye inandığımız, neye bağlandığımız... İnsan kalmak için nelerden vazgeçemeyeceğimiz... Böyle şeyleri unutursak, unutmaya rıza gösterirsek, unutmakla yükünü hafiflettiğimiz insanlığımız neye yarar? Ne kalır bizden geriye?

Gazze’de haftalardır yaşananlar üstümüze çok ağır insani yükler yükledi, burası doğru! Çoğumuz bu yükü taşımaktan, her gün her saat bu dramla yüzleşmekten, aleyhimize işleyeceği çok belli muhasebelere girmekten yorulduk. Yorulduk evet; ama kahırla uzayıp giden bu süreçte yapabildiğimiz tek insanca şey de bu aslında. Gazzelilere acı, gözyaşı, açlık, yokluk, soğuk, işkence ve ölüm düştü; bizeyse bütün bunlara şahit ve yazık ki seyirci olmanın getirdiği kalp yorgunluğu... Yüce mahkemede savunma dosyamıza ekleyebileceğimiz tek belge de bu! Zalimlerden olmadığımıza dair tek delil!

Madem böyle; unutmak zehrinin vücudumuza sirayet etmesine, damarlarımızda dolaşmasına, bizi yavaş yavaş zehirlemesine izin veremeyiz. Bunu yapamayız, çünkü zulme ortak olmadığımıza dair hiçbir delilimiz kalmaz elimizde. Sura üflendiğinde, herkes mahşer meydanında toplanıp hesaba durduğunda, dile gelip bizi savunacak hiçbir şeyimiz kalmaz. Hafifletici hiçbir sebebimiz kalmaz.

Filistin’i unutamayız, Gazze’yi unutamayız, unutma zehrinin her yanımızı işgal etmesine izin veremeyiz. Zalimce katledilen, kaçacak yeri kalmayan kardeşlerimiz, soğukta titreyen o masum bakışlı çocuklar uykularımızı kaçıracak bir dert dahi olamayacaksa bize, nasıl bakacağız mahşer günü Rabbimizin yüzüne. Çocukların ellerini donduran o soğuktan düşmeyecek mi bize de bir üşüme hissesi? Kim olarak yaşayacağız bundan sonra? Kim olduğumuza inandırabileceğiz kendimizi. Nasıl sevebileceğiz kendimizi bir daha? Unutmak, arkamızı dönerek yaşamaya teslim etmek olmaz mı kendimizi? Kime arkamızı dönerek? Gazze’ye, Filistin’e, o aziz yürekli kardeşlerimize! Ve fakat kendimize de!

Kendine arkasını dönen insan!

Kimdir o, kim olabilir?

Kendisini nereye koyabilir, ne yaşayabilir?

Tarafız bu işte biz, masum bedenlerde açılan her yara bizim de yaramız. Toprağa düşen her masum bedenle ölüyor bizim de bir parçamız. Yalnız bıraktığımız, yanlarında olamadığımız her dakika kendimizin de yanında değiliz.

Unutamayız. Unutmayı içimize sindiremeyiz. Bu zehri içimize çekemeyiz. Gözümüzü alamayız bu yaşananlardan. Her sabah yeniden kanatmamız gereken bir yara bu. Harlatmamız gereken bir ateş, yakıp kavursun diye içimizi. Ve her gece uykularımıza saplanan bir hançer olmalı Gazze, yakmalı canımızı...

Bunlar olmuyorsa, olmayacaksa, gevşeyip unutacaksak her şeyi, arkamızı döneceksek bu acılara... Bizden bir şey kalmaz, kalmamıştır demek ki artık yarınlara.

#Aktüel
#Hayat
#Gökhan Özcan
4 ay önce
İsyandan nisyana
Hayvan sevgisi bu değil, yapmayın!
G7 sonrası Biden’ın küresel liderlik karnesi
Mankurtlaşan, canavarlaşan ve yok oluşun eşiğine sürüklenen bir toplum…
Batsın sizin uygarlığınız!
Medine: Heyecandan bitmeyen yolculuk