Guantanamo orada, Türkiye nerede?

00:0024/04/2007, Salı
G: 28/08/2019, Çarşamba
Hakan Albayrak

Gazeteci Cüneyt Özdemir, Cehennem Kafesi Guantanamo''yu yazdı. ABD''nin, gelmiş geçmiş bütün işkence tecrübelerini seferber ederek 500 civarında Müslüman esire kan kusturduğu o zulüm kampından yükselen feryatları yazdı.Türkiye dahil (hem de fena halde dahil) bütün dünyanın bu feryatlara kayıtsız kalışını yazdı. Bir vicdan ayaklanmasının etkisiyle yazdı. Acıyla, kaygıyla, ama kesinlikle umutla yazdı. “Unutmamak için. Korkmamak için. Değişime inandığımız için… Hangi siyasi görüşten olursa olsun, suçlu

Gazeteci Cüneyt Özdemir, Cehennem Kafesi Guantanamo''yu yazdı. ABD''nin, gelmiş geçmiş bütün işkence tecrübelerini seferber ederek 500 civarında Müslüman esire kan kusturduğu o zulüm kampından yükselen feryatları yazdı.

Türkiye dahil (hem de fena halde dahil) bütün dünyanın bu feryatlara kayıtsız kalışını yazdı. Bir vicdan ayaklanmasının etkisiyle yazdı. Acıyla, kaygıyla, ama kesinlikle umutla yazdı. “Unutmamak için. Korkmamak için. Değişime inandığımız için… Hangi siyasi görüşten olursa olsun, suçlu suçsuz insanlara insanca muamele edilmesini bir insanlık görevi olarak gördüğümüz için. Bir gazeteci olarak, bir dünya vatandaşı olarak, bir insan olarak varlığımızdan, vicdanımızdan, insanlığımızdan utanmamak için. Adil bir dünya için…” yazdı. İyi ki yazdı. Eline, yüreğine sağlık.

* * *

Guantanamo''daki günlük hayattan bir kesit: “Biri izin verilmeyen bir şeye dokunmuştu. Küçük bir ip parçası. Muhafızlar onu dışarı sürüklediler ve yere çivilediler…” Böyle hadiselerin bini bir para; fakat Guantanamo gardiyanları, medeniyete bağlılık ve insan haklarına saygı konusunda burunlarından kıl aldırmıyorlar!

Dehşeti iliklerine kadar hisseden Cüneyt Özdemir, işkence üssünün iki komutanından biri olan General Hood''a soruyor: “Siz bir savaş esiri olarak üniformanızla düşman bir orduya tutsak düşüp Guantanamo''ya aynı şartlarda getirilseydiniz ve bu şartlarda, geleceğiniz belirsiz bir halde burada tutulsaydınız durumunuzdan memnun olur muydunuz?” Aşağılık general, gülerek “Güzel soru” diyor; “Eğer biri bana bu şekilde bakıp, tüm sağlık bakımımı üstlenip, böyle yemekler verseydi… elbette memnun olurdum.”

Guantanamo''da görevli bir binbaşı da esirlere ne kadar iyi bakıldığını (!) anlatıyor ve hastanelerinin “temiz ve steril ortam”ından bahsediyor. Fakat, bu “steril ve temiz ortam”da nelerin döndüğünü öğrenmek için, Fevzi el Udah isimli bir esir kardeşimize kulak vermemiz gerekiyor: “Hemşire, bir tüpü burnuma öyle hızlı bir şekilde itti ki, nefes alamayıp tıkanmaya başladım, burnumda kanama oldu ve kan akıyordu. Hiçbir anestezi uygulamadılar. (…) Geceleri uyumaya çalıştığımda sürekli yüksek sesler, nöbetçi ve hemşirelerin fiziksel kötü muameleleri oluyordu.”

* * *

Doğan Kitap''ın “İlk kez yayınlanan belgelerle dünyanın yeni düzeninde, cehennem kafesinin içinde neler yaşandığını nefes nefese okuyacaksınız” diye takdim ettiği kitabı nefes nefese değil ama sarsıla sarsıla okudum. Beni en çok sarsan satırlar ise, esirlere reva görülen zulümlerle ilgili olanlar değil, şu satırlar oldu: “ABD''nin Irak Savaşı''na birlikte girdiği İngiltere bile Guantanamo''ya karşı tavır alıyor. (…) Almanya''nın yeni Başbakanı Angela Merkel''in ise Guantanamo karşıtlığında önemli bir yeri var. Sık sık Guantanamo aleyhinde görüş belirtiyor, üssün kapatılması gerektiğini söylüyor. (…) Peki ya Türkiye''de Başbakan Erdoğan ya da Cumhurbaşkanı Sezer ya da diğer ''üst düzey'' yetkililer sizce Guantanamo konusunda ne düşünüyorlar? Sonuçta, Türkiye vatandaşlarının da tutulduğu bir cezaevi sözkonusu. Bu kitabı hazırlarken; Türkçe, İngilizce, Almanca on binlerce sayfa belge okuduk, yüzlerce basın yayın organını taradık. Gelin görün ki Türkiye ''üst düzey'' yönetiminden konuyla ilgili yapılmış hiçbir açıklama bulamadık. Bunun üzerine kendimizden şüpheye düştük. ''Acaba biz mi gözden kaçırdık?'' diye endişeye kapıldık. Bunun üzerine, Başbakan Erdoğan''ın basın danışmanı Akif Beki''ye telefon açıp, ''Başbakan Erdoğan''ın Guantanamo ile ilgili bir açıklaması oldu mu, olmadı mı?'' diye sordum. Yanıt üç ay sonra kısa bir e-posta mesajı olarak elime ulaştı: Başbakanımız bugüne kadar konuyla ilgili bir açıklama yapmamıştır.”

Sarsıcı, değil mi?

* * *

''Vatanseverlik Türk pasaportuna saygınlık kazandırmaktır'' deniliyor, fakat -uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı ve ezim ezim ezildiği Guantanamo işkence üssüne ''kategorik olarak'' cephe almak şöyle dursun- bu üste tutulan Türk vatandaşlarının hakkı bile aranmıyor. “Nerde bu devlet?” diye sormanın, isyan etmenin tam zamanı!