Farklılığa tahammül

00:0012/12/1999, Pazar
G: 10/09/2019, Salı
Hayreddin Karaman

Geçmiş zamanda Müslümanlar''ın ülkelerinde hem gayr-i müslimler, hem de itikad veya siyasi görüş bakımından çoğunluktan ayrılan, farklı düşünen, farklı yaşayan Müslümanlar olmuştur. Gayr-i müslimler devlete vergilerini ödedikleri ve ihanet de etmedikleri sürece geniş hak ve özgürlüklerden yararlanarak yaşamışlardır. Müslüman muhaliflerin ilk örneği Hâricîlerdir. Hz. Ali Sıffîn Savaşı''nda ihtilafın hakemlere götürülmesi teklifini kabul edince bir grup bunun Kur''an''a aykırı olduğunu iddia etmiş,

Geçmiş zamanda Müslümanlar''ın ülkelerinde hem gayr-i müslimler, hem de itikad veya siyasi görüş bakımından çoğunluktan ayrılan, farklı düşünen, farklı yaşayan Müslümanlar olmuştur. Gayr-i müslimler devlete vergilerini ödedikleri ve ihanet de etmedikleri sürece geniş hak ve özgürlüklerden yararlanarak yaşamışlardır. Müslüman muhaliflerin ilk örneği Hâricîlerdir. Hz. Ali Sıffîn Savaşı''nda ihtilafın hakemlere götürülmesi teklifini kabul edince bir grup bunun Kur''an''a aykırı olduğunu iddia etmiş, Hz. Ali ve tâbilerininin kâfir olduklarını ilan etmiş, onlara karşı düşmanca bir tavır içine girmişlerdi. Her yerde aleyhte propaganda yaparlardı. Bir gün Hz. Ali camide halka hitap ederken ayağa kalkıp "Hakem Allah''tır, hüküm Allah''a aittir" diye bağırmaya başladılar. Hz. Ali onlara şöyle seslendi: "Dediğiniz doğrudur, ancak siz bu sözü kötü maksatla, bâtıl davanıza delil kılmak üzere kullanıyorsunuz. Siz bize saldırmadıkça, fiilen haklarımızı çiğnemedikçe biz de size dokunmayız, sizi camiye gelmekten menetmeyiz, bizimle birlikte düşmana karşı savaşırsanız elde ettiklerimizden siz de payınızı alırsınız." Hz. Ali''nin bu sözleri, uygulamada bir kanun gibi olmuş, muhalifler bu esaslara göre muamele görmüşlerdir.

Müslümanlar''ın çoğunluğu teşkil ettiği şehirlerde gayr-i müslimlerin, yortu günlerinde süslenmiş haçı ilahiler eşliğinde gezdirmek gibi bazı merasimlerine kısıtlama getirilmiştir; bunun sebebi Müslümanlar''ın etkilenmesini engellemek ve asayişi korumaktır. İçinde oturanların çoğu veya tamamı gayr-i müslim olan yerlerde böyle kısıtlamalar da yapılmamıştır. Müslümanlar açıkça oruç yemek, şarap içmek gibi bir ihlalde bulunurlarsa buna izin verilmemiş, engellenmiş ve cezalandırılmışlardır; ancak bunun da gerekçesi insanları zorla Müslüman kılmak ve ibadet ettirmek değil, kötü örnekliği engellemek ve kamu düzenini korumaktır. Evinin içinde, gizli olarak bu ihlalleri yapan kimselerin üzerine gidilmemiş, evlerin gözetlenmesi, gizliliklerin ortaya çıkarılması yasaklanmıştır.

Bugün Türkiye''de ve benzeri İslam ülkelerinde şehirleri ayırarak ve yalnızca veya çoğunlukla Müslümanlar''ın oturduğu şehirlerde farklı düzenlemeler yaparak dinî hayatı korumak imkansız hale gelmiştir. Esasen dünya küçülmüş, bir küçük radyo veya televizyon ile bütün dünyada olup biteni görmek ve bilmek mümkün hale gelmiş, engellenemez olmuştur. İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerde bile halkın, dünyada olup biteni görüp öğrenmesine mani olunamamıştır. Şu halde Müslümanlar''ın, dinî hayatlarını ve ahlaklarını korumak için -farklılarla birlikte, onlara tahammül ederek yaşarken- işe yarayacak başka usullere, tedbirlere, yöntemlere ihtiyaçları vardır; bunları bulmak ve açıklamak da alimlere, eğitimcilere düşmektedir. Tasavvufta bir terim vardır, "halvet der encümen: kalabalık içinde yalnızlık." Bu kavramın, eğitime aktarılması, çevreden olumsuz etkilenmenin asgari boyutlara indirilmesi bir hedef olmalıdır.

Farklı inanan ve yaşayan insanların da Müslümanlar''a tahammül etmeleri, kendi hak ve özgürlüklerine dokunulmadıkça, farklı bir İslamî hayat yaşayan kimselerin din hürriyetlerine dokunmamaları, hem insan haklarının gereğidir, hem de farklıların huzur içinde bir ülkede yaşamalarının kaçınılmaz şartıdır.

Bu yazıyı, Müslümanlar Cuma namazı, oruç gibi ibadetlerini rahatça yapabilsinler diye vakit cetvelinin ayarlanmasına itiraz edenlerin dikkatine sunuyorum. Böyle bir ayarlama başkalarını ibadete zorlamadığı için din özgürlüğüne aykırı olarak yorumlanamaz. Çalışma saatlerinin değiştirilmesinin bütün çalışanları etkilediği doğrudur, ancak birlikte yaşamanın bu kadarcık bir tahammül bedeli de olmalıdır.