Kim öcü?

00:001/02/2007, Perşembe
G: 28/08/2019, Çarşamba
Hüseyin Hatemi

Yaşlandım. Bir düzenli kütüphane kuramadım gün akşam oldu! Gözümde fersizlik, dizimde ağrı/Beş boyutlu İstanbul sonbaharı! Bu beyti fakıyr 1986''da söylemiştim. Aradan bir yirmi yıl daha geçti. Kitaplar da, ağrı da, fersizlik de çoğaldı. Aradığım kitapları bulamayınca hiddet veya bezginlikle hâfızamı zorlayarak yazmak zorunda kalıyorum. Geçenlerde Suheyb-i Rûmî''nin "Schwabe" olduğunu merhum Hamîdullah''a atfen yazmıştım. "İnanamadık" iletisi geldi. Nice merdivenler tırmanıp nice kitaplar devirdim,

Yaşlandım. Bir düzenli kütüphane kuramadım gün akşam oldu! Gözümde fersizlik, dizimde ağrı/Beş boyutlu İstanbul sonbaharı! Bu beyti fakıyr 1986''da söylemiştim. Aradan bir yirmi yıl daha geçti. Kitaplar da, ağrı da, fersizlik de çoğaldı. Aradığım kitapları bulamayınca hiddet veya bezginlikle hâfızamı zorlayarak yazmak zorunda kalıyorum. Geçenlerde Suheyb-i Rûmî''nin "Schwabe" olduğunu merhum Hamîdullah''a atfen yazmıştım. "İnanamadık" iletisi geldi. Nice merdivenler tırmanıp nice kitaplar devirdim, nerede okuduğumu bulamadım. Bu kaynaktan haberdar olan bir hayır sahibi fakıyre bildirirse, ben de bu zat ve refikasına karşı –Nenemin deyimi ile– "şolüzüme" (şugl-uz zimme, meşgul-üz zimme) olmaktan kurtulur ve âcizane duâ-i hayr eylerim.

Şimdi de bulamadığım kitap, –gecenin geç vaktinde– rahmetli Halide Edib Adıvar''ın "Mor Salkımlı Ev"i. Hafızamı zorlayacağım, yanlış bir şey söylersem ehl-i vukûf düzeltsinler.

Halide Edib hanımın küçük kız kardeşi Nilüfer, anneannesi ve dedesi ile birlikte Mor Salkımlı Ev''de, Sultan Hamîd merhumun sarayına yakın bir Beşiktaş köşesinde yaşarlar iken, bir akşam eve yine çocuk yaşlarda –Habeşî veya Sudanlı– bir kara elmas, kırmızı dilli ve dudaklı, sivri dişli, kıvırcık saçlı bir dünya güzeli gelmiş. Çocuk o gece Nilüfer''in odasında yatırılmış. Nilüfercik''in sabaha kadar gözüne uyku girmemiş: –Bu küçük kız mutlaka yamyamdır, uyursam beni sivri dişleriyle çıtır çıtır yiyecek!

Daha sonra Türkçe öğrenen ve eve "uyum" sağlayan kızcağıza, bu "korku" anlatılınca kızcağız da gülerek ve hayret içinde demiş ki: –Ben de ilk kez beyaz tenli birisiyle aynı odada yatıyordum, benim de o gece korkudan gözüme uyku girmedi, uyursam senin beni yiyeceğinden korktum!

İşte ey azîzan, AB''nin timsali bu Mor Salkımlı Ev''dir. Fakat Bernard Lewis ve emsâli, Avrupa ile bizim aramıza karşılıklı güvensizlik ve muhatabını öcü gibi görme fobisini sokmuşlardır ve sokmaktadırlar. Bunların yöntemi, Avrupa''ya gittiklerinde Avrupa ehline bir mavi boncuk, İstanbul''a geldiklerinde bize bir mavi boncuk vermekle özetlenecek kadar basit değildir. Mavi boncukla birlikte muhatabına batırması, Yahudilere asla batırmaması öğüdü ile birer de çuvaldız verirler. Bernard Lewis, üstelik bu kez de tam anlamı ile kendi çöplüğünde öttüğü için, Jerusalem Post''a verdiği demeçte şöyle diyormuş: –Kendi kültürlerine saygıları yok! Çok kültürlülük, siyaseten doğruluk adına İslâmî değerlere teslim oluyorlar! Ardından da "İslâm da köktenciliğe” kaydığı için, bu gelişmenin "endişe kaynağı" olduğunu söylemiş (Yeni Şafak, 30 Ocak 2007).

Behey mürüvvetsiz, behey bîvefâ! Bize de el altından mavi boncuk verip bir de çuvaldız vermeyi ve kullanma talimatına da "yalnızca hristiyanlara ve müslümanlara batırılacaktır" kaydını koymayı ihmal etmezsiniz. İkide birde soykırım kazanını ABD ve AB''de parlâmento ocaklarına koyar ve istediğiniz ödünü alınca geri çekersiniz. İnşallah yakında "koyup kaldırmadan ikide birde/kazan devrildi, söndürdü ocağı" mazmûnuna mâ-sadak olursunuz.

Avrupa yârânına da bir çift sözüm var: Sizin sivri akıllılarınız bizi sivri dişli yamyam sanarken, bizim sivri akıllılarınız da sizi ak yamyam sanıyor. Bizde bazı çevrelerde bu kanaat tam bir paranoyaya ve ardından da "tabancasını öne çeken kovboy olma" saplantısına yol açıyor. Artık "mavi boncuk + çuvaldız" veren ortak masalcımıza, büyükannemiz kılığına giren koca kurda aldanmayalım!

Koca kurda da bir çift sözüm var: Kapı açık! Arkanı dön ve çık! Dost olmadığın açık artık! Bir öcü varsa o da sensin! Mavi boncuğunu ve çuvaldızını münasip bir yerine tak ve batır!

Bizdeki bilinçli-bilinçsiz yardakçılarına da bir çift sözüm var: Milliyetçiliği de rezil ettiniz! Yalancının mumu yatsıya dek yanar. Artık yatsı değil, fecr yaklaşmaktadır. Allah''ın tapısına ancak kalb-i selim ile varanlar Cehennem Hastahanesi''nin yoğun bakımından muaf olacaklardır.

Hükûmet''e bir çift sözüm var: Trabzon''da, kilisenin içinde dökülen kan yerde kalmasa idi, Sebat apartmanı önüne kan dökülmezdi. Bir kimsenin tüm yeryüzüne egemen olması, yere dökülen mazlûm kanına aslâ bedel olamaz. (Be-merdî ke mülk-i serâser zemîn / Niyerzed ke hûnî çeked berzemin – Sa''dî-i Şîrazî). Hrantımız''ın kanı yerde kalmasın! Sebat edelim.