Ne zaman İsrail’in başı sıkışsa, alanı daralsa, bölgede bir ülkede daha savaş başlar. Ne zaman dünya, İsrail soykırımının hesabını sorma aşamasına gelse, İsrail’e yönelik bir tecrit başlasa, bir ülke daha parçalanmanın eşiğine gelir.
Gazze’deki soykırım, 1948’den bu yana devam eden vahşi İsrail katliam ve kıyımlarının bile çok ötesindeydi. İnsan ırkına bir savaş başlatılmıştı, bebekler bile sistematik olarak öldürülüyordu.
Küresel sistem, İsrail’e hiçbir şey yapmadı, yapamadı. Batılı rejimler ve liderleri, büyük oranda, soykırıma askeri ve mali destek verdi. Ama insanlık vicdanında infial oluştu.
O SENARYO DEVREYE GİRDİ... MEZHEP DENMEDİ, İRAN FÜZELERİNİN İSRAİL’İ VURMASINA ALKIŞ TUTULDU.
İsrail’in İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana sürdürdüğü “mağduriyet tezi” çöktü. Kitlelerin bakısıyla hükümetler köşeye sıkıştırıldı, soykırıma açık destek verenler kitlesel desteğini kaybetmeye başladı.
İsrail, kurulduğundan bu yana ilk kez, kendine karşı, kendi elleriyle insan tarihinin en büyük nefret dalgasını oluşturdu. Bunun sonuçları yıkım olabilirdi.
İşte tam bu sırada, İsrail’i koruma altına alacak, Batı’nın gözünde “savunulması zorunlu güç” haline getirecek senaryolar harekete geçirildi.
ABD ve İsrail İran’a saldırdı. Liderlerini öldürdü, başkentlerini bombaladı, ülkeyi ve milleti aşağılayacak her tür saldırıyı yaptı. Müslüman dünya, mezhep farkına bakmaksızın, insani ve vicdani olarak İran’a destek verdi. İran füzelerinin, Husi füzelerinin İsrail’i vurmasını alkışladı.
HEMEN YEMEN PATLADI. HUSİLER MEKKE VE MEDİNE’Yİ HEDEF ALDI.
İran’a saldırılar sakinleşti, ABD Hürmüz’ü bile ele geçiremedi. Bir savaş planı yoktu ya da böyle bir ülkeyi işgal senaryosu imkansızdı. Var olan küresel iktidar parçalanması da buna izin vermiyordu. ABD ve İsrail bu gücü kaldıramazdı.
İşte tam bu sırada Yemen meselesi patladı. Yıllardır Husiler üzerinden Suudi Arabistan’ı çevreleyen, kuşatan, bu ülkenin bütünlüğünü tehdit eden İran, adeta yeniden bölgeye dönüyordu. Bunu gören Riyad yönetimi, Husi tehdidini ortadan kaldırmak için Yemen’in meşru yönetimine her türlü desteği verdi ve bir harekât başlatıldı.
Ama işler umulduğu gibi gitmedi. ABD, Husiler’le savaşta Suudi yönetimine destek vermedi hatta Husiler ile anlaştı. Bu aşamadan sonra Husi (İran) tehdidi Yemen’den Suudi Arabistan’ın bütün şehirlerine, hatta Mekke ve Medine’ye yöneldi.
BU SAVAŞ; İSRAİL’İ KURTARIYOR, BİR ÜLKEYİ DAHA KURBAN EDİYOR.
Ne gariptir ki, bu savaş İsrail’i kurtarıyordu. Rahatlatıyor, dünyanın odak noktasından çıkarıyordu. Bunun bedeli de bir ülkenin daha, İsrail için kurban seçilmesiydi.
ABD’nin, S. Arabistan’la tam iş birliğine rağmen Husiler’e saldırıyı reddetmesi, bence İsrail’in yazdığı bu yeni senaryoyu açık eden ilk örnektir. İkinci örnek şu olur:
Bu atmosferde İsrail Yemen’e saldırırsa, İran’ın bütün tezleri gerçek olur, “Gördünüz mü, biz İsrail ile savaşıyoruz” propagandası bütün bölgeyi rehin alır.
Yıllardır coğrafya ölçekli bütün plan ve senaryolar İsrail tarafından ya da İsrail adına yapılmıştır. “İsrail senaryo yazar, İran bunun üzerinden kahramanlık üretir” tezi hep uygulanmıştır. Bunu Afganistan işgalinde, Irak işgalinde, Suriye savaşında, Yemen savaşında gördük.
S. ARABİSTAN’I PARÇALAMAK: BÜTÜN SAVAŞLAR NEDEN ARAP TOPRAKLARINDA?
Şimdi Suudi Arabistan’ı parçalama senaryosunda da aynı şeyi görüyoruz. İran’ın on yıllardır temel hedefi Mekke’ye ulaşmaktı. Bunu “zehirli mezhepçi yayılma” ile yürütüyordu.
İsrail’in hiç değişmeyen planı ise, her fırsatta Arap topraklarında yeni bir cephe açmaktır. O da bunu, İran’ın mezhep zaafı ile süslüyordu.
Otuz yıldır, Afganistan hariç bütün savaşlar Arap topraklarında yaşandı. Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, Sudan, Somali, Libya ve bu böyle devam edecek.
İsrail Arap milletine ne kadar zarar vermişse, İran da bir o kadar zarar vermiştir. Ve bu savaşların tamamı “İsrail-İran çatışma ekseni” çerçevesinde planlanıp uygulanmıştır.
“YA İRAN YA İSRAİL” SÖYLEMİ BÜTÜN ÜLKELERİ ZEHİRLEDİ. BU KÖR EDİCİ BİR ÇIKMAZ! OYSA BU BİR DİN SAVAŞI!
Bölgemizdeki bütün ülkeler, bu eksene hapsedildi. Ya “İran ya İsrail/ABD” kısırdöngüsü ile zehirlendi. Oysa bu, coğrafyaya kurulan en büyük tuzaktı.
Bütün senaryolar tek bir senaryonun aşamalarıydı. Tek bir bütünün parçalarıydı. Bu bir coğrafya savaşı, bir “din savaşı”ydı. İsrail kurgular ABD oynardı. Coğrafyamız bunu anlayana kadar birçok ülke harabeye çevrildi. Bu tuzaktan kendini koruyan çok az ülke oldu ama bu uyanış güç kazanıyor.
Yemen’e bakalım. Daha düne kadar S. Arabistan ve BAE birlikte hareket ediyordu. Ama Riyad; BAE’nin asıl tehdidi ortadan kaldırmaktan çok Yemen’de kendi işgal haritasını uyguladığını gördü. S. Arabistan’ın yaşadığı tehdidi sadece kullanıyordu. İttifak bozuldu, BAE Yemen’den büyük oranda kovuldu.
İSRAİL’İN ORTAĞI BAE, İRAN’LA BİRLİKTE SUUDİLERİ VURUYOR! SAVAŞ HALİNDEKİ İRAN VE İSRAİL DOLAYLI ORTAK OLUYOR!
Şimdi BAE, İran ve Husiler üzerinden S. Arabistan’a intikam saldırıları yapıyor. Daha da ötesi, bu ülkeyi parçalamaya çalışıyor.
İsrail’in coğrafyadaki en büyük ortağı BAE, daha önce, Libya’yı böldü, Sudan’ı iç savaşa sürükledi, Somali’nin bölünmesi için bütün gücünü kullanıyor, hemen bütün ülkelerde terör örgütlerini destekledi, destekliyor.
Ve bunların tamamını İsrail ile birlikte yapıyor. Nasıl oluyor da BAE gibi İsrail ortağı bir ülke, İsrail ile savaşan İran’la ortaklık kurup Riyad’a saldırıyor?
Nasıl oluyor da savaş halinde olan İran ve İsrail, bir anda dolaylı ortaklar haline geliyor? Nasıl oluyor da tam bu sırada ABD Husiler’lerle anlaşıp Yemen savaşına destek vermeyeceğini açıklıyor? Düğüm noktaları işte buralar.
HUSİLER MEKKE’YE ULAŞIRSA... KÂBE İRAN NÜFUZUNA GİRERSE... NELER OLUR?
Bugüne kadarki ezberlerimiz bizi doğru yola sokmaz. Bu ezberler yüzünden çok ülke kurban verdik. Milyonlar kurban verdik. Şehirler kurban verdik. Bu ezberler devam ederse coğrafyayı kurban veririz.
Bu ezberler ve körü körüne taraf tutmalar, onların elindeki en güçlü silahlar ve bunu hepimize karşı kullanıyorlar.
Peki Husiler S. Arabistan içlerinde ilerler, İran desteği ile Mekke ve Medine’ye ulaşırlarsa ne olur? Suudi Arabistan parçalanır ve Mekke ve Medine İran’ın nüfuz alanına girerse ne olur?
Ne kadar ABD ile müttefik ne kadar İsrail ile diyalog halinde olurlarsa olsunlar, Suudi Arabistan İsrail’in “parçalama” haritasındadır ve bugünkü gelişmeler bunun başlangıç günleri olabilir.
SAVAŞI İSLAM’IN KALBİNE BU ŞEKİLDE TAŞIYACAKLAR.
İşte o zaman, “Savaş İslam’ın kalbine yayılacak” diye senaryolaştırdıkları tez gerçek olur. Nihai amaçları da budur. Coğrafyayı işgal etme güçleri yok ama “İslam iç savaşı” ile bunu gerçekleştirme imkanları var. Çok kirli, çok kanlı, bir yüzyılımızı yok edecek senaryo budur.
Kendileri yeni cepheler açarak, yeni ittifaklar kurarak bu alana destek verecek, bu tehlikenin önünü açacaklardır. İsrail’e yönelmesi gereken öfkenin Müslüman ülkelere yönlenmesi hem dahiyane hem de korkunç bir plandır. Ve şu an bu işliyor.
Şu da net: S. Arabistan’dan sonra Mısır’ı hedef alacaklar. Sina’yı koparacaklar. Sina’da terör saldırıları, istikrarsızlıklar, Mısır içinde iç çatışmalar göreceğiz. Ortam böyle hazırlanacak. Sonra da “meşru müdahale” için alan açılmış olacak.
MEKKE VE MLEDİNE MESELESİ İÇİN ACİL ÖNLEMLER ALINMALI
Yıllarca Türkiye’ye bunu yapmaya çalıştılar. Zirvesini 15 Temmuz’da gördük. O açık bir Batılı istila planıydı. Başaramadılar. Şimdi Yunanistan ve Rum Kesimi üzerinden bir oldubitti denemeye çalışıyorlar. Bunu da başaramazlar. Bu aşamadan sonra Türkiye, girdiği her savaştan kazanarak çıkacaktır.
S. Arabistan’a yönelik yıkıcı saldırıların sonraki aşamaları çok çok önemsenmeli. Devletlerden, rejimlerden daha esaslı ajandalar uygulanıyor. Türkiye ve bölge ülkeleri, Mekke ve Medine’nin başına gelebileceklerin tahminini iyi yapmalı.
COĞRAFYANIN KALBİNE BİR NÜKLEER BOMBA BIRAKILIR!
Buraların İran ya da Husiler’in nüfuz alanına girdiğinde nasıl bir infial yaşanacağını doğru tespit etmeli. Nükleer soykırımları bile planlayanların, coğrafya ölçekli bir nükleer patlamayı bu infial üzerinden servis edebileceği bilinmeli.
Hep “zamanı gelince müdahale etme” düşüncesi yıkıcı olabilir. Yarını ve sonrasını önlemenin adımları bugün atılmalı. Aksi takdirde, yazıp çizdikleri, bazı ülkeleri kukla gibi oynattıkları senaryoya teslim olma dışında seçeneğimiz kalmayabilir.
Bu arada Husiler Türkiye’yi de tehdit etmiş. Geçelim. Kuru gürültü.

