
Zorluklar, musibetler ve türlü tehditler milletin fertlerini birbirine yaklaştırır. Yakın kılar. Bizi ise garip bir şekilde bölüyor, uzaklaştırıyor.
Artık karar günlerindeyiz. Millet mi olacağız, insan kalabalığı mı?
Mesela Suriye. Bu ülkeyle sokaktan, mahalleden komşu değiliz. Aynı binada oturuyoruz. Beş katlı apartmanın ikinci katında onlar, üçüncü katında biz. Şimdi ikinci katın duvarları, kolonları yıkılıyor. “Bu onların iç meselesidir” demek bizi kurtarır mı? Şikâyet etmeyelim mi? Uyarıda bulunmayalım mı? Diyorlar ki, bu sizi ilgilendirmez. O halde şunu soralım:
Yerin iki bin metre altında ormanlar, dağlarda deniz canlılarına ait kabuklar, fosiller var. Sadece penceremizin önündeki kavak ağacına bakarak dünyayı değerlendiremeyiz. Hadiseler de böyledir.
*
Yüzüncü yıllardan, ağır zamanlardan geçiyoruz. Balkan Savaşları'yla başladık, Sarıkamış ve Çanakkale'yi geride bırakıp Kut'ül Ammâre'ye kadar geldik. 2018, acı kaybımızın yüzüncü yılı. Üstelik tekrar benzer bir döneme girmiş bulunuyoruz.
Hüsrev Hatemi, Kimlik Kuyusu isimli eserinde, Osmanlı'nın son asrıyla ilgili şu değerlendirmede bulunur: “Batılıların bizim hakkımızdaki yıkıcı kararlarından haberdar olan Türkler de vardı, bunun farkında olmayanlar da. Fakat zararlı olanlar, şimdi de olduğu gibi, bu tertiplerden haberli olanları 'komplo teorileri üretmek'le suçlayanlardı.” (Arma Yayınları, Eylül 1996, sayfa 59.)
Onca acı tecrübeye rağmen, değişen pek bir şey yok. Yaklaşan tehlikeye işaret edenler, oyunu sezip ikazda bulunanlar, hâlâ komplo teorileri üretmekle suçlanıyor. Yazdıkları hafifletilmek isteniyor. İbrahim Karagül'ün pazartesi günkü yazısının son cümlesini hatırlayalım:
'Akıl akıldan üstündür' diyerek burada bir iktibas daha yapalım. Kemal Tahir, Turgut Uyar'ın Divan'ına (1970) eğiliyor. Yazının girişi: “Son yüz elli yıldan beri uğradığımız belâ, hiçbir toplumun başına gelmemiştir. Bu belâ, bin yıllık onurlu bir tarihin gaddarca inkâr edilmek istenmesi, bu akıl almaz ihanetin kuşaklardan kuşaklara geçirilerek nihayet aydınlarımızın çoğunluğuna kabul ettirilmesidir.” (Sonsuz ve Öbürü, Ekim 1985, sayfa 25.)
Bu hakikatin üstüne kırk beş yıl ve dört kuşak ekleyelim. Böylece, şu kıyamet günlerinde, millet ve memleket aleyhine bildiri yayınlayanlara ulaşmış oluyoruz. Hatta tehlike uyarısı yapanların ciddiyetini kundaklayanlara. Onları hedef alanlara.
*
Şimdi buradayız.
Olay derken, gösteri ve eylemleri kastetmiyoruz. Kurulan pusulardan, patlatılan bombalardan, yakılan okullardan bahsetmiyoruz. Olay, mesela Osmanlı'nın son elli yılında yaşananlardır. Osmanlı-Rus Harbi'nden itibaren bakabilirsiniz.
Bu yazıyı yazarken, tedhiş sahiplerinden yeni bir tehdit geldi: “Baharda bu toprakları büyük tehlikeler bekliyor.”
Biz de başından beri hep şunu söylüyoruz:
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.