
Bu yazımda konuyu ele alırken, bireylerin din-iman meseleleriyle ilgili olmadığımı baştan söylemiş olayım. Bu memleket insanı kök olarak Müslümandır. Her bir gruba dışarıdan yüklenen ideolojiler vardır; zaman zaman bu köpük uçar gider, kökte olan kalır. Dolayısıyla bu yazıda Cumhuriyet Halk Partili bireyler üzerinden bir cümle kurmuyoruz.
Bir ülkenin dış politikası rasyonellik üzerine inşa edilir. İç siyasette, siyasi rekabet gereği zıtlıklar ve çatışmalar olur; fakat dış politika, bir ülkenin bütün vatandaşlarının çıkarı için yapılır. Elbette dış politikada nüanslar olur; bu durumda partilerin dış politika yaklaşımlarındaki farklılıklar söz konusudur.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Suriye’de olan biteni değerlendirirken “Suriye devleti” ifadesini kullanmak yerine, doğrudan PKK/YPG’nin kullandığı “şeriatçı HTŞ” ifadesini tercih etmesi, meselelere dinci bir perspektiften baktığını düşündürmektedir. Bu durum, CHP’nin kuruluşundan bugüne meseleleri din üzerinden okuduğu kanaatini bende bir kez daha oluşturmuştur.
PYD bir terör örgütü olarak yeni Suriye devletini uzun süre kabul etmemiştir. Buna rağmen SDG, iki defa anlaşma yaptıktan sonra bugün itibarıyla Suriye devletiyle uzlaşmayı tamamlamış görünmektedir. Bir terör örgütünün dahi Suriye’yi bir devlet olarak kabul ettiği bir noktada, CHP’nin hâlâ “şeriatçı, IŞİD’çi HTŞ” dili kullanması oldukça düşündürücüdür.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihi, Türkiye tarihinin önemli bir parçasıdır. Bu bağlamda siyaseti tarihimiz üzerinden değerlendirecek olursak; bu millet Kurtuluş Savaşı’nı emperyalistlere, özellikle de Yunanistan’a karşı vermiştir. Yunanlıların İzmir’de denize döküldüğü günün anısına yapılan bir toplantıda, Venizelos’a lanet okunması gerekirken bir CHP’li belediye başkanının Osmanlı padişahını “hain” ilan etmekle yetinmesi dikkat çekicidir.
Kurtuluş Savaşı bittikten sonra sanki savaş Osmanlı Devleti’ne karşı kazanılmış gibi bir hava oluşturulmuştur. Oysa Osmanlı Devleti’ni temsil edenler sessiz sedasız çekilmişlerdir. Ülkede bir devrim de olmamıştır; Ankara hükümeti, İstanbul hükümetinin yerine kurulmuştur. Devlet devam etmiştir.
CHP’nin meseleleri din üzerinden yorumlamasını cami kapatma, ezan yasaklama, Kur’an okuyanları hapse atma gibi başlıklar üzerinden ele almayacağım.
Okul kitaplarında eskiyi ve yeniyi tarif eden bir resim olurdu: Eskiyi anlatan resimde şişman, sakallı, çirkin bir adam; yanında ondan daha şişman, kara çarşaflı bir kadın yer alırdı. Yeniyi temsil eden resimde ise ABD filmlerinde görmeye alıştığımız, etek-tayyörlü, başı açık, podyumdan yeni inmiş bir manken edasında bir kadın sembolize edilirdi.
CHP’nin hayatı din üzerinden okuması yalnızca Osmanlı karşıtlığıyla sınırlı kalmamıştır. Osmanlı’yı şeriatla özdeşleştirirken, dünyanın en büyük imparatorluklarından birini kurmuş, onu bir medeniyete dönüştürmüş bir devleti anlatmak yerine; İngilizlerin verdiği suflelerle koca imparatorluğu bugünkü DEAŞ’ı tarif eder gibi tarif etmişlerdir.
Adnan Menderes iktidara geldiğinde de tutumları değişmemiştir. Türkiye’ye biçilen dar gömleği genişletmeye çalışan ve ezan-ı Muhammedî’yi aslına uygun şekilde okutan rahmetli Menderes, ülkeyi CHP müesses nizamının elinden alma bedelini hayatıyla ödemiştir.
12 Eylül’den sonra Özal iktidara geldiğinde CHP zihniyeti dağınık bir hâlde olsa da medya, zinde güçler ve dış mahfillerin elindeydi. Özal’a “takunyalı” denildi. Halk ise onu “namaz kılan cumhurbaşkanı” olarak tanımladı. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın cenazesi, bu halkın duruşunun yönünü açıkça ortaya koymuştur.
Refah Partisi güçlenmeye başladığında, nereden çıktıysa bir “şeriat” ve “Suudi Arabistan” korkusu üretildi. Yine CHP zihniyetinin siyaset yapma biçimi din üzerinden şekilleniyordu. CHP’nin modernlik tutkusu, bugünkü PKK’nın modernlik tutkusuna çok benzemektedir. PKK da “Biz laik bir yapıyız, dine karşıyız ve kadın unsuru bizde çok önemlidir; dolayısıyla Batı bizden yana olmak zorundadır. Çünkü bizim karşımızda DEAŞ ve şeriat var” söylemini kullanmaktadır.
Dünyanın en rasyonel mühendislik ve matematik dehalarından biri olan rahmetli Necmettin Erbakan Hocamız, Türkiye’nin bütün şehirlerinde ağır sanayi fabrikalarını planlayıp kurmaya çalışırken -ki bugünkü sanayi temellerimiz o dönemde atılmıştır ve bugün kat kat büyümüştür- CHP’yi oluşturan medya, ABD ile birlikte CHP etkisindeki 28 Şubatçı generaller; memleketin fakir fukara çocuklarını, başörtülü gençleri ve ülkeye faydalı bireyler yetiştiren yüzlerce kurumu hedef almış, bu ülkenin gerçek Müslümanlarının önünü keserek FETÖ benzeri yapılara zemin hazırlamışlardır. Bu bağlamda amaçları açısından FETÖ’cü generaller ile 28 Şubatçı generaller aynı safta yer almıştır.
AK Parti iktidara geldiğinde de memleketi din üzerinden okuma hastalığı devam etmiştir. Attığı rasyonel adımlar, yatırımlar ve demokrasiyi yaşatma çabasına rağmen; Cumhuriyeti demokratikleştiren bir parti olmasına karşın CHP, yüzde 50 oy alan bu partiyi din üzerinden okumayı sürdürmüştür.
2012 yılında Ege’de bir feribotta bir grupla ayaküstü sohbet ediyorduk. Onlara AK Parti’yi sordum. “Evladım, hükümet çok güzel işler yapıyor ama ben kara çarşafa girmek istemiyorum” dediler. “Abla,” dedim, “hükümet Avrupa Birliği’ne giriyor.” Ülkenin sağcısı, solcusu oy vermese bile “Helal olsun, Sayın Erdoğan güzel işler yapıyor” diyordu. Kara çarşaf meselesi nereden çıkıyordu?
“Evladım,” dediler, “biz bu korkuyla yetiştirildik; çocuklarımızı da bu bilinçle yetiştiriyoruz.”
Türkiye’nin ikinci partisinin küresel gelişmeleri, dış politikayı ve Suriye meselesini din üzerinden yorumlaması CHP için yeni bir durum değildir.
Bu bağlamda CHP, Türkiye’nin en dinci partisidir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.