Yazarlar Ömrün 40 yılına 100 yıl sığdıranlar

Ömrün 40 yılına 100 yıl sığdıranlar

İsmail  Halis
İsmail Halis İnternet Yazarı
Abone Ol Google News

“Üzümü, kavunu, elması, narı ve diğer bütün meyveleri çok iyidir. Fakat Semerkand’ın iki meyvesi meşhurdur; elma (Sib-i Semerkand ve üzüm (sahîb-i Semerkand)” Belki ekip olarak oruçlu olduğumuzdan, nedense o kısa hayatına nice şey sığdırmış koca Babür’ü görünce Baburname’deki bu satırları hatırladım.

Semerkand’ı 3 kez fetheden ve 3 kez kaybeden Babür’ün bendeki ilk karşılığı biraz da yine aynı coğrafyada “başka iklimlerde sultanlık yapmış” Muhammed Bakibillah ismidir. “Bu tohumu Buhara ve Semerkand’dan getirip Hindistan’ın bereketli toprağına ektik” sözü ile beni etkileyen, Buhara’dan geldiği Hindistan topraklarında 1603 yılında, henüz 40 yaşında vefat eden Bakibillah ki, Hindistan topraklarında İslam’ın yayılmasına vesile olan en önemli öncü isimlerden biridir.

Bu fotoğraf hakkında bir şeyler

-

Ki Prof. Dr. Necdet Tosun’un da ifade ettiği üzere Bakibillah hazretlerinin bu kısa ve bereketli ömründeki en önemli ve tanına talebesi İmam-ı Raabbani ve Müceddid-i Elf-i Sâni lakapları ile anılan Şeyh Ahmed Sirhindi’dir. Sultanlığının yanında Baburname isimli o dev eseri Sultan Babur, bölgenin İslam ile olan bağına dair şu bilgileri vermektedir; “Ahalisi tamamıyla sünnî, pak mezhep şeriate bağlı ve dindardır. Hazreti Peygamber (s.a.v) zamanından beri Mâveraünne-hir’de öylesine çok İslam imamları yetişmiştir ki başka hiçbir vilayetten bu kadar çok imamın çıktığı görülmemiştir.” Ki, üzerinden geçen nice asırlara, sömürge geçmişine, baskı, işgal, hem siyasi hem de kültürel soykırıma rağmen, bölgede yaşayan sünni İslam, asırlar evvel ekilen tohumun ne derece pak olduğuna işaret eder. Ali Şir Nevai’nin Taşkent merkezdeki o devasa anıtının bulunduğu, külliye olarak tanımlayabileceğiz büyük alanda, Nevai’ye en yakın heykellerden en çok dikkatimi çeken kişi belki de sultanlığının yanında edebi derinliği çok yüksek esere imza atmış olmasıyla Babur oldu. Ve dünkü Taşkent programımda karşılaştığım Babür hattına dair, Semerkant Günlükleri’nde bugün sadece bir selam vermiş olalım istedim. Zira bu hat, hayli geniş, derini incelikli ve çok yönlü bir okumayı, anlatıyı beraberinde getirecektir. 1484 – 1530 yılları arasına nice şey sığdıran Babür’, hayranı olduğu Ali Şir Nevai için bir yerde şunları söyler; “Ali Şir Bey emsalsiz bir adamdı. Türk Dili ile o kadar şiir söylemiştir ki, kimse o kadar çok ve güzel söylememiştir. Altı mesnevi kitabı nazmetmiştir. Beşi Hamse’ye tanziren, biri de Mantukuttayr adındadır. İnşalarını, Mevlana Camiî’ye özenerek toplamıştır.” Abdurrahman Camii ki Ali Şir Nevai’i Nakşibendiyye yolu ile tanıştırmış onun hem pirdaşı hem de yoldaşı olmuştur.

Her birine rahmet olsun, selam olsun.

İstanbul’da Buharalı Bir Derviş

  • Tarîk-i Hakk’ın âlâsı tarîk-i Nakşibendîdir
  • Tarîk-i Nakşibendînin reisi Mir Efendi’dir
  • Müsellem cümle illerde onun yolu ve hâlidir
  • Kalan tesiri dillerde onun nush u pendidir
  • Şu denli zahir ü batın olubdur Hoca’nın nakdi
  • Görenler bir nazar onu diyeler kim o kendidir
  • Aceb âhû-yı vahşidir gönül kimseye sayd olmaz
  • Şikâr eden hemen onu senin cezbin kemendidir
  • Demidir şimdiden geri nazar kılsan Buhârî’ye
  • Ki ol biçare olgandan tapunun derdmendidir

2015 yılında Diyanet işleri Başkanlığı tarafından yayınlanan “İstanbul’da Buharalı Bir Derviş” isimli eserinde Prof. Dr. Abdurrezzak Tek hoca, İstanbul’da Nakşiliğin tekke olarak varlığını, bir nevi kurumsallaştıran Emir Ahmed Buhari üzerine şunları yazmıştır. (Ki, Türkistan bölgesindeki Ubeydullah Ahrar – Abdullah İlahi ve Ahmed Emir Buhari çizgisi ile Anadolu – İstanbul ve Balkanlar haritası arasında sınırlara sığmayan bir harita mevcuttur)

“Molla Abdullah İlâhî bir yıl sonra tasavvufi terbiyesini tamamlayıp hilafet aldığında Emir Ahmed, hem ilmî yeterliliğinden hem de manevi yapısından etkilendiği bu zâtla birlikte Anadolu’ya gitmek için şeyhinden izin istedi. Ubeydullah Ahrâr’ın izin vermesi üzerine bütün malını ailesine bırakarak Abdullah İlâhî ile birlikte Kütahya’ya gitti. Şeyh İlâhî, memleketi olan Simav’a yerleşince ona intisap etti ve yanında seyr ü sülûkunu tamamlamaya çalıştı. Emir Ahmed Buharî, Nakşibendî tarikatına bağlılığını şu sözlerle dile getirmiştir.”

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.