Taksici abi çok haklı, hiçbirimiz Kur’an’ı anlamıyoruz

04:004/04/2026, Cumartesi
G: 4/04/2026, Cumartesi
İsmail Kılıçarslan

Bu “Kur’an Müslümanlığı” yahut “gerçek İslam” safsataları tahminimizden çok öte bir toplumsal karşılık buldu gibi geliyor bana. Israrla yürütülen dijital çabalar “zehirli meyveler”ini veriyora benziyor. Geçtiğimiz bayramda bu kulaklar bir aile meclisinde “Yahu bu hadis dediklerinizi Peygamberin ölümünden 300 sene sonra yazmaya başlamışlar, hiçbirine itibar edilmez” cümlesinin kurulduğunu duydu mesela. Bu cümleyi kuran adam hadis tarihi bilmez, hadis usulü bilmez, herhangi bir hadis metniyle de ilgilenecek

Bu “Kur’an Müslümanlığı” yahut “gerçek İslam” safsataları tahminimizden çok öte bir toplumsal karşılık buldu gibi geliyor bana. Israrla yürütülen dijital çabalar “zehirli meyveler”ini veriyora benziyor.

Geçtiğimiz bayramda bu kulaklar bir aile meclisinde “Yahu bu hadis dediklerinizi Peygamberin ölümünden 300 sene sonra yazmaya başlamışlar, hiçbirine itibar edilmez” cümlesinin kurulduğunu duydu mesela.

Bu cümleyi kuran adam hadis tarihi bilmez, hadis usulü bilmez, herhangi bir hadis metniyle de ilgilenecek kadar bilgisi yoktur ama o cümleyi kurarken kendinden o kadar emin, söylediğine o kadar net şekilde inanıyordu ki bu coşkuyu anlamakta ve anlamlandırmakta güçlük çekti zihnim.

O coşku, 15 asırdır “anlaşılan, anlaşılmakta olan ve halen de anlaşılmaya çabalanan” bir meselenin, yani dinin, sadece kendisi tarafından anlaşılabildiğine dair coşku. Bu cehalet coşkusuyla, bu kesin inançla nasıl mücadele edebileceğimize dair pek bir bilgimiz de yok üstelik.

Gelelim iki gün önce uzun sayılabilecek bir yolculuk ettiğim taksici abinin durumuna. Kendi tabiriyle “Kur’an’ın doğru anlaşılması için” hayatını koymuş ortaya. Herkesin yanlış anladığı her meselenin doğrusunu fark etmiş ve insanları da elinden geldiği kadar tenvir etmeye çalışıyor.

Şöyle şeyler anlattı: İslam’ı bugünkü yozlaşmış, sapmış, yoldan çıkmış haline Emeviler getirdi. Kur’an’da namaz diye bir ibadet yok. “Salat” kelimesi “destek” anlamındadır. Salat, Müslümanların toplumsal dayanışma ile işlerini çözmeleri anlamına gelir. Zekât, ihtiyacın olanından fazlasını ihtiyacı olana vermektir. Öyle kırkta bir vermekle zekât ibadeti olmaz.

Şöyle sordum: “Abi, bu zekât ibadeti konusunda maşallah bilgilisin. İslami ilimleri nerede öğrendin? Arapçayı nerde talim ettin?” Şöyle oldu cevabı: “Abi ben bu zekatla ilgili 20’yi aşkın video izledim. Arapça bilmiyorum. Zaten Kur’an’ın anlaşılması için Arapça bilmek de gerekmez.”

“Hubeyb Öndeş’in araba sürebilenisin yani” dedim ama esprim biraz havada kaldı. Şunu sordum sonra: “Abicim, anlama iddiasında olduğun, hatta sadece senin anladığını varsaydığın bir kitabın orijinal dilini, bağlamını, konteksini, konseptini, tarihini ve daha önce ortaya konulmuş anlama çabalarını bilmen gerekmez mi? Video izlemek yerine yani.”

Muhabbet uzadıkça uzadı. Sonunda şöyle bir duyguyla indim taksiden: “Cerrah olmak için neşter tutmayı bilmenin ön şart olmadığına kimseyi ikna edemezsin ama Kur’an’ı anlamak için insana hiçbir donanım gerekmediği konusunda insanlar ikna edebiliyor sanırım.”

Sanırım İslam’ı önce ibadetlerden, ardından Peygamber’den, ardından Kur’an’a yönelik tüm anlama çabalarından arındırdıktan sonra gelecek İslam’ı Kur’an’dan ve son olarak da Allah’tan arındırma aşamaları.

Örneğin tevatüren, inkâr edilemez şekilde, yadsınamaz gerçeklikte bir durumdur Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bildiğimiz anlamda namaz kılıyor oluşu. Ama siz, insanları (haşa) “Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in Kur’an’ı sadece getirdiğine, Kur’an’ı (haşa) doğru anlamadığına ikna etmeye başlarsanız bunun sonu Allahsızlıktır.

İslam’ı salt bir “ahlaki anlatı”ya, salt bir “toplumsal düzen önerisi”ne indirger ve gerçek İslam’ın Emeviler yahut bilmem kimler eliyle paramparça edildiği anlatısını yaygınlaştırırsanız “ahlak için dine ihtiyaç yoktur” önermesiyle karşı karşıya bırakırsınız toplumu. “Ahlak dinin esasıdır” demek yerine “din sadece ahlaktır” diyerek indirgemeci bir toplumsal düzen önerisini din diye anlatmaya başlarsanız o keten helva yanar.

Kur’an Müslüman’ı yahut gerçek İslam anlatıcısı tiplerin tamamı “arındırılmış, indirgenmiş bir din” pazarlama telaşı içerisindeler. Bu noktada da çok tehlikeli bir şey yaparak gerçek şarînin sadece kendileri olduğunu anlatırlar topluma.

Yerim bitti, buradan devam ederim sonra ama bu yazıda şu kadarını söyleyeyim. Peygamberin modellemediği, prototip olmadığı, belirleyici konumda yer almadığı bir dinin yaşaması ve yaşatılması mümkünsüzdür. Salt toplumsal tatminle ve düzenle bir dinin yaşaması ve yaşatılması imkansızdır. Neşesini, bireyselliğini, metafiziğini, kültürünü, hatta belli oranda bidatını bile muhafaza etmeyen bir dinin yaşama ve yaşatılma şansı yoktur.

Bu Kur’an Müslümanlarının, bu gerçek İslam anlatıcılarının niyeti tam olarak dini, dinin içinden parçalayabilmektir. Allah fırsat vermesin.

#aktüel
#hayat
#İsmail Kılıçarslan