Yazarlar Cumartesi halkı

Cumartesi halkı

İsmail Kılıçarslan
İsmail Kılıçarslan Gazete Yazarı

Birkaç gün önce bir vesileyle yeniden hatırlayınca dedim ki kendi kendime “uzun süredir bir fırsat bulup nakletmek istediğim bu kıssa için vakit bu pazarmış.”

Bu, odur.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
İsmail Kılıçarslan : Cumartesi halkı
Haber Merkezi 06 Ocak 2019, Pazar Yeni Şafak
Cumartesi halkı yazısının sesli anlatımı ve tüm İsmail Kılıçarslan yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Denir ki Medyen şehrinin insanları, yani Davud peygamberin halkı, cumartesi günleri avlanmamak için Davud peygamberin kendisine söz vermişlerdi.

Yine denir ki başlangıçta Medyen halkının tamamı bu sözlerinde durdular. Fakat ne denilmiştir, “kaderin çarkı hikmet-i ilahi ile dönse gerek” denilmiştir ve de dosdoğru denilmiştir.

Hikmet-i ilahi kaderin çarkını bu defa şöyle çevirmiş: Haftanın diğer günleri gayetle az olan balıklar, cumartesi günleri suyun üzerinde oynaşmalarını çıplak gözle görecek kadar çoğalırlarmış.

Ahval böyle olunca insanın en büyük yoldan çıkarıcısı şeytan boş duracak değil ya. Bir vesvese salmış şehrin insanlarının içine. “Siz cumartesileri avlanmaktan değil, balık yemekten men edildiniz. Hem avlanmak yasak olsa bile ağlarınızı cuma gecesinden atar, pazar sabahı yasak bittiğinde de çekersiniz. Böylelikle bol bol nimetlenir, yasağı da delmemiş olursunuz.

Eh, insanın Allah’ı kandırma maceralarının da sonu gelmez, insanları Allah ile aldatmaya çalışmanın da…

Gel zaman git zaman Medyen halkının bazı insanları yasağı delmeye başlamışlar. Önce cuma gecesinden ağ atıp pazar sabahı toplayan balıkçılar, günden güne gevşetmişler bu tutumlarını. Cumartesi gündüzleri dahi balık avlamaya başlamışlar.

“Kul azacak ki bela rüzgârı gelecek” denilmiştir ve de gayetle doğru denilmiştir.

Şehirde tüm bunlar olurken bu avlanma işine karışmayan insanlar da kendi aralarında ikiye ayrılmışlar. İlk kısım, insanlara iyiliği emredip onları kötülükten alıkoymayı prensip edinmiş, erdemli ve az bir toplulukmuş. İkinci kısım ise “aman, bize ne” diyen ve sayıları daha fazla olan bir toplulukmuş. İlk kısmın insanları nasihatle, öğütle balıkçıları bu yaptıkları hareketten çevirmeye çabalamışlar. İkinci kısım ise “yahu, zaten helak olup gidecek bahtsız bir avcı topluluğu için yormayın kendinizi” demişler.

Ah bu insan ne değişik, ne gizemli varlıktır ki bidayetinden bu yana filozoflar, alimler, şairler, hekimler ve de hakimler bu insanın ne menem bir varlık olduğunu çözmeye çabalarlar da çözemezler. Amma ki bize sorulursa deriz ki “insanın helakı iki türlüdür ki biri haddi aşmakla, diğeri haddi aşana ses çıkarmamakla gelir meydana. İnsan hırsının ve çokluk arzusunun esiri olunca bela geldiği gibi, hırsına ve çokluk arzusuna yenilen bir topluluğa ses çıkarmayınca da gelir.”

Medyen’de hal böyleyken, iyiliği emredip kötülükten alıkoymaya çabalayan o az ve erdemli topluluk bakmış ki bu azgınlığın önüne geçebilmenin mümkünü kalmamıştır. Yapılacak tek şeyin “iyilik ile kötülük arasına bir sınır çekmek” olduğuna karar vermişler.

Bu erdemli topluluk, Medyen halkıyla aralarına set olacak bir duvar inşa etmişler. Böylelikle şehir “duvarın bu yanındakiler ile diğer yanındakiler” olarak da ikiye ayrılmış.

Ve duvar tamamlanınca, bela rüzgarı esmiş, peşine helak gelmiş.

Adı ve şanı yüce, her türlü hatadan ve eksikten noksan olan Allah, şöyle anlatıyor bu durumu: “Onlar, kendilerine yapılan ikazları unutunca, biz de kötülükten menedenleri kurtardık; zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerinden dolayı şiddetli bir azâb ile yakaladık. Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince, onlara: ‘Aşağılık maymunlar olun!’ dedik.”

Şol rivayet odur ki helak üç gün sürmüştür şehirde. “Maymuna çevrilenler üç gün kıvranmış, üçüncü günün sonunda da acılar içerisinde ölüp gitmişlerdir.”

Sorulursa derim ki, kendilerine kurtuluşun anahtarı verilenler insanları iyiliğe sevk edip onları kötülükten alı koymaya çalışanlardır. Haddi aşmaya sessiz kalmak da haddi aşmaktır.

Sorulursa derim ki “Medyen halkının maymuna dönmesinden kasıt aslında şudur yahut budur” diyerek kıssadaki hisseyi kaçıran adamların da vay halinedir.

Ve sorulursa derim ki “aslında ben ses çıkaracaktım ama şöyle oldu, böyle oldu” diyerek bin türlü mazeret bulup sonunda pişman olmanın fayda getirmeyeceği bir an gelirse çok yazıktır.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.