Çok şaşırdık: "Rize"de bir takside el yapımı 7 tabanca bulundu"

00:003/02/2009, Salı
G: 2/09/2019, Pazartesi
Kürşat Bumin

Dünkü gazetelerde yer alan bir haberdi. Rize''de Ardeşen yolundan gelen bir takside yapılan aramada arabanın bagajında bulunan bir çuval içinde 7 tabanca ve şarjörler ile silah yapımında kullanılan malzemeler ele geçirilmiş.Çok şaşırdık ! Ruhsatlı-ruhsatsız "silah cenneti" ülkemizde -hem de "el yapımı" silah endüstrisinin vatanında- hepimize parmak ısırtan bir haber bu doğrusu.Şu haber de dünkü gazetelerde yer alıyordu: "Sultangazi''de lav silahı bulundu."Bana sorarsanız haberlerden ilki "haber

Dünkü gazetelerde yer alan bir haberdi. Rize''de Ardeşen yolundan gelen bir takside yapılan aramada arabanın bagajında bulunan bir çuval içinde 7 tabanca ve şarjörler ile silah yapımında kullanılan malzemeler ele geçirilmiş.

Çok şaşırdık ! Ruhsatlı-ruhsatsız "silah cenneti" ülkemizde -hem de "el yapımı" silah endüstrisinin vatanında- hepimize parmak ısırtan bir haber bu doğrusu.

Şu haber de dünkü gazetelerde yer alıyordu: "Sultangazi''de lav silahı bulundu."

Bana sorarsanız haberlerden ilki "haber olsun sayfa dolsun" kabilinden bir şey. Oysa ikincisinin durumu farklı; demek ki artık evlerde "ne olur olmaz bir gün lazım olur" denerek evlerde saklanan "ruhsatsız" lav silahları da bulundurulmaya başlandı.

Sayıları şimdi kaçı buldu araştırmadım. Geçen yıl yine aynı konuda yayınladığım bir yazı için ulaştığım rakamların resmisi 3 milyon, gayri resmisi (Umut Vakfı) 7 milyondu. "Rutsatlı"sı ve "ruhsatsızı" bir arada.

Ülkenin hiçbir siyasi iktidarı silah taşıma ve bulundurma hakkını kendisine dert edinmedi.. Sanırsınız ki ABD Anayasası''nın sıraladığı devredilemez temel haklar taranmış ve içlerinden en makbulünün bu olduğuna karar verilmiş. Sanki, "Amerikan rüyası"nın temel direğinin bu hak olduğuna karar verilmiş.

Türkiye gibi televizyon izleyicilerinin karşısına hiç değilse iki günde bir ağzına tabanca namlusu sokulmuş kurban görüntülerinin getirildiği bir ülkede hükümetlerin bu "silah sevdası" konusunu hiç mi ciddiye almayıp, sıkı müeyyidelerle donanmış yeni bir düzenlemeye girişmemeleri –ister istemez- insanı bambaşka nedenler aramaya itiyor.

Ülkenin bu "vatandaşlık hakkı"nı sonuna kadar savunan düşünürleri de eksik değil. Başta ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde her 100 kişiye ne kadar silah düştüğüne ilişkin istatistiklerin "Bizdeki oranın gülünçlüğüne bakın" dercesine aktarılması, açılan her çukurdan onlarca silahın çıktığı Türkiye''nin tam da arayıp da bulamadığı bir yaklaşım tarzı olsa gerek. Bu yaklaşımın en ateşli savunucularından bir yazar iki yıl kadar önce yayımladığı bir yazısında ABD''deki bu anayasal haktan bahisle iki aklı evvelin şu yorumlarını aktarıyordu: "Demokrasinin silahı tüfektir. Tüfekler yasaklandığında, sadece yönetim silahlı olacak demektir. Sadece polis, gizli polis ve askerler; yani yöneticilerimizin paralı hizmetlileri. Sadece yönetimimiz ve birkaç kanun kaçağı. Kendi adıma ben o kanun kaçakları arasında olmak niyetindeyim." / "Vatandaşların silâh taşıma hakkı, keyfi yönetimlere karşı bir güvencedir."

Silah taşıma ve bulundurma hakkının bu ateşli savunusu bu siyasal-hukuksal "güvence"nin hatırlatılmasıyla da hızını alamamış olacak ki, işi Freud''a "Silâh korkusu, cinsel ve duygusal olgunluk noksanına işaret eder" dedirtmeye kadar varmıştı.

Hadi bakalım, "silahlar toplansın" deyin kolaysa artık...

Sizi bilmem ama benim açımdan, demokratik bir düzenin vatandaşlarına silah dağıtarak "güvenceye" alınabileceği, kendisinden süratle uzaklaşılması gereken bir tezdir. Benimsenmesi halinde herkesin kafasındaki "keyfi yönetime" karşı belinde ya da çekmecesinde bulunan silaha el atmasının meşru sayılacağı gibi bir sonuç çıkar ki, maazallah.

Tek tek bireylerin ya da topluluklara sahip oldukları bu silahlarla gerektiğinde "direnme hakkı" tanındığı takdirde, hukuk devletine ne gerek var? Nasıl olsa herkes ilkelerini ve çerçevesini kendisinin tayin ettiği kendi "hukukunu"nun koyucusu ve uygulayıcısıdır zaten.

Silah sahibi olma hakkıyla ilgili olarak "Onun ordusu varsa benim de polisim var; onun polisi varsa benim de milisim var; onun milisi varsa benim da silahım var..." şeklinde çeşitlendirilmesi mümkün bir temellendirme çabası, hukuk devletine inancımız ve güvenimiz var ise, ortaya şiddetin kutsandığı bir düzen çıkarır.

Türkiye''ye dönecek olursak: Her 10 kişiye bir silahın düştüğü ve ruhsatlı-ruhsatsız silahların her yıl yüzlerce kişinin canını aldığı bir ülkede konuya "utangaç" ve "toleranslı" bir yaklaşım yanlıştır.

Meclis, ruhsatsız silahların teslimi için belirli bir süre belirleyip, söz konusu sürenin bitiminden sonra bu silahları bulunduranlara çok ağır cezalar getiren bir yasa çıkarmalıdır.

Ruhsatlı silahlar için aranan şartlar tekrar gözden geçirilmeli, 2 milyonu bulan "ruhsatlı"ın sayısı hızla aşağıya çekilmelidir.

Taşıma ruhsatı verilenlerin dosyası tekrar yeni ölçütler ışığında gözden geçirilip, vatandaşın çarşıda pazarda belinde silah taşıyan insanlarla karşılaşmasının önüne geçilmelidir.

Silah bulundurmanın şartlarını ve bu çerçevedeki cezaları ağırlaştırın (ama şöyle iyice bir ağırlaştırma), toplumun silahsızlaştırılmasının kısa sürede gerçekleşeceğini göreceksiniz. "At-avrat -silah" gibi devri geçmiş tekerlemelere aklınızı takmayın. Suç/Ceza dengesi olması gerektiği gibi kurulursa, her medeni toplum gibi bu toplum da silah taşımaktan gönüllü-gönülsüz vazgeçecektir.