İş çığrından çıktı, birileri bir şeyler yapsın!

00:0020/03/2000, Pazartesi
G: 11/09/2019, Çarşamba
Kürşat Bumin

Kışlalı''nın yazısı bir "hazine"! Mutlaka saklanmalı ve mümkünse gazetecilik okullarında filan uzun uzun tartışılmalıdır.Radikal''den Mehmet Ali Kışlalı''nın sonunda böyle bir yazı kaleme alacağını biliyordum. Haftada bir hatırlattığı 47 yıllık "meslek hayatını" bana göre boşa geçirmiş bu "esrarengiz" gazetecimizde birkaç haftadır gözlenen marazi belirtiler nihayet "Ajan gazeteci" başlıklı yazısıyla doruğuna ulaşmış bulunuyor. Gönüllü olarak danışmanlığını yaptığı zihniyetin ne derece çılgın sınırlarda

Kışlalı''nın yazısı bir "hazine"! Mutlaka saklanmalı ve mümkünse gazetecilik okullarında filan uzun uzun tartışılmalıdır.

Radikal''den Mehmet Ali Kışlalı''nın sonunda böyle bir yazı kaleme alacağını biliyordum. Haftada bir hatırlattığı 47 yıllık "meslek hayatını" bana göre boşa geçirmiş bu "esrarengiz" gazetecimizde birkaç haftadır gözlenen marazi belirtiler nihayet "Ajan gazeteci" başlıklı yazısıyla doruğuna ulaşmış bulunuyor. Gönüllü olarak danışmanlığını yaptığı zihniyetin ne derece çılgın sınırlarda dalaşmakta olduğunu bu kez çok daha iyi anlama fırsatını verdi bize. Eğer meslek hayatınızın ereği buysa, bunun için 47 yıllık deneyim mi gerekir? Bu "iş"in altından stajyer olarak da pekâla kalkılabilir..

Kışlalı''nın bu örnek yazısı, başlığının da işaret ettiği gibi, Türkiye''de sürekli olarak "devletin görüşüne karşı" yazanların bir takım yabancı ülkeler tarafından satın alındıklarını ve dolayısıyla "ajan" olduklarını ima ediyor. Aslında "ima ediyor" demek de doğru değil, bu "satın alma" işlemini neredeyse apaçık olarak iddia ediyor. Her ne kadar "Ben bir kısım meslektaşın sürekli olarak Türkiye aleyhine görüşleri sergilemelerine dikkat çekmekle yetiniyorum. Kimsenin şu ya da bu ülke tarafından satın alındığını iddia edecek bilgilere de sahip değilim" diyorsa da, yazının tamamından çıkan sonuç, Kışlalı''nın "bilgi sahibi" olmasa da söz konusu kalemlerin satıldığı "fikri"ne pek yakın olduğu yönündedir. Şöyle böyle değil, "Türkiye aleyhine" yazanların şimdiye kadar karşılaşmadıkları türden bir iddia. "Entel", "liboş", "bölücü", "takkeli liboş", "dönek" gibi düzeysiz yıkıştırmalarla çok karşılaşsak da, "bir kısım meslektaş"ın para karşılığı yabancı ülkelere satıldığını ileri süren bir "çılgın" ile ilk kez karşılaşıyoruz.

Artık ne yapılır bilmiyorum; artık Basın Konseyi mi olur, gazeteci örgütleri mi olur, bir ideoloji tarafından dengesi tamamen bozulduğu apaçık olan bu "meslektaş" hakkında herhalde birileri bir yaptırım uygulamayı akıl eder. "İfade özgürlüğü" dediysek de, bu kadar değil herhalde!

Kışlalı''nın yazısı bir "hazine"! Mutlaka saklanmalı ve mümkünse gazetecilik okullarında filan uzun uzun tartışılmalıdır. Yazı faydalı bilgiler açısından da çok zengin. Bakın, "çok değerli hizmetler yaptıktan sonra emekliye ayrılmış bir büyükelçi" yazarımıza neler aktarmış: "Büyükelçilik yaptığım çeşitli ülkelerde, mütevazi bütçemle bazı basın mensuplarını görüşlerimize uygun yazı yazmaya ikna etmişimdir. Bu usülleri bildiğimden, şimdi bizim basına bakıyorum da, sürekli olarak devlet eleştirip yabancı ülkelerin görüşlerini savunanların bu işi neden yaptıkları hakkında aklıma binbir şey geliyor."(!) Siz şu zihniyete bir bakın! Eğer aktarılan bu hikaye doğruysa, para ile ısmarlama yazı yazdırmak bir ülkenin Dışişleri için ne büyük bir skandaldır. Eğer doğruysa, demek Dışişleri "Türk Tezi"ni bu yöntemle, yani orda burda bulduğu "meslektaşlar"ı para ile satın alarak dünyaya açıklıyor! Ve bir ülkenin dışişleri için yüzkarası olarak nitelenebilecek bir yöntem ülke içindeki muhalefeti açıklayabilmek için de en inandırıcı delil olarak kabul ediliyor. Şu hale bir bakın...

Kışlalı "büyükelçi"den geri kalır mı? Onun "47 yılına giren meslek hayatı" sonucu edindiği kanaat de şöyle: "İşin bu pratik yanı hakkında, 47 yılına giren meslek hayatımda başka görevlilerden de benzer şeyler duymuştum. Yabancı ülkelerde para ile etkilenebilecek basın mensupları, bilhassa demokratik ülkelerde, kolay bulunur. Onlara bazan Türkiye lehinde hazırlanmış metinler dahi verilip yayımlanması sağlanabilir. Sonra bu yayımlar kesilir ve Ankara''ya yollanır. Böylece yayını sağlayan görevlinin başarısı saptanmış olur. Şimdi Batı''nın büyük ülkelerinden çok itibarlı basın mensuplarından böylece satın alınanların isimlerini açıklamak istemem. Bunu yaparsam, yurtdışındaki görevlilerin işini güçleştirmiş olurum."(!) Bir "meslektaş"ın bilgisi dahilinde dönen şu dolaplara bir bakın! Demokratik bir rejimin tahammülü olmadığı şu yüzkızartıcı tezgâhlara bir bakın! Sanırsınız ki, çöken Sovyetler Birliği''nin propaganda bakanının ifşaatını okumaktayız...

Toparlayacak olursak: Mehmet Ali Kışlalı, "Türkiye aleyhine" yazanlar hakkında kaleme aldığı "korkak" imalarla dolu bu safsatalar yerine, bildiği bir şeyler varsa açıklasın. Yok eğer bunları lal olsun diye ortaya atıyorsa o zaman da başta gazetesi Radikal olmak üzere bu işle kim ilgiliyse gereken tepkiyi göstersin. Okurlar bu marazi belirtilerin seyrini izlemeye mecbur mu?