
Şimdi Hacivat-Karagöz değil, televizyon var.. Hayalî Küçük Ali''nin yerine de, "sanal medya" geçti..
Bayram günleri, Türk gazetelerinin yazarları, nostaljik takılmayı severdi eskiden.. Kimi "Direklerarası"ndaki unutulmaz bayram eğlencelerini, orta-oyunlarını, Hacivat-Karagöz gösterilerini anlatırdı.. Kimi de, el öperek aldığı ipek mendilleri ya da yediği güllü lokumların lezzetini hatırlatırdı..
O kuşak, yavaş yavaş aramızdan ayrıldı..
Yeni kuşağın ise, Hacivat ve Karagöz''den zevk alması mümkün değil. "Hayalî Küçük Ali"nin, Karagöz perdesinin arkasında seslendirdiği tiplemelerden çoğu da, yok oldu toplumdan..
Ne "Yahudi Bezirgân", ne "Arnavut bahçıvan", ne "Rum garson", ne "Ermeni usta" yeni kuşaklara bir şey ifade ediyor.
İstanbul''un "Rumlar"ı, şimdi Atina''nın Faleron semtindeki "Yunanlılar" oldu..
Yüzlerce yıl birlikte yaşadığımız Rumlar''la aramıza, Kıbrıs girdi.. Önce 1955''in 6-7 Eylül gecesi, "Ya Kıbrıs-Ya Ölüm" diye haykıran kalabalıklar, İstanbul''un, İzmir''in Rumları''nın evini, dükkânını yağmaladı..
Sonra da, 1960''ların ve 70''lerin Kıbrıs gerginlikleri ile, hepsi göç etti İstanbul Rumları''nın..
Şimdi kalabalıklar "Ya Kıbrıs-Ya ölüm" diye bağırıp Türk kentlerinin sokaklarını dehşete boğmuyor..
Hatta şimdi "ya federasyon ya ölüm" diye bağıranlar da yok..
Ama, gitti bizim Rum yurttaşlarımız işte..
Atina''da defalarca görüştüm eski İstanbullu komşularımızla.
Bir tanesi şöyle demişti:
-Türkiye''de Rumca konuşup, sizi kızdırırdık. Burada da Türkçe konuşup, bunları kızdırıyoruz..
Yeniköylü eski bir çocukluk arkadaşımla dertleşmiştik bir kez de.. Pire yakınlarındaki Paşa Limanı''ndaydık..
-Nasılsın, diye sordum..
Elleri ile yüzünü kapattı..
-Çağanoz gibiyim.. İçime kapandım, dedi.
Şimdi Fedon''a eşlik edip tabak kıranlar da, Türk-Yunan dostluk geceleri düzenleyenler de, 1950''li yılların ortasına kadar, İstanbul''da 100 binden fazla Rum''un yaşadığını hatırlamıyor.
Hayali Küçük Ali''nin "Rum garson" tiplemesini veya Hacivat-Karagöz''deki "uluslar mozayiği"ni, şimdi kim anlayıp-sevebilir?..
Şimdi Hacivat-Karagöz değil, televizyon var.. Hayalî Küçük Ali''nin yerine de, "sanal medya" geçti..
Artık bu perdenin bize yansıyan yüzünde, birbirleri ile olmayacak nedenlerle kavga eden Hacivat ve Karagöz yok.. "Derin Devlet"in "hık" deyicileri, toplumun düşünceleri, inançları, gelenekleri ile kavga ediyor.
Nerede o eski bayramlar?
Sabah kalkıp, yeni elbiselerini giyen ve büyüklerinin elini öpmek için sabırsızlanan çocuklar nerede?..
Şimdiki çocuklar, babaları ve anneleri ile birlikte, turizm ilanlarına bakıp, bayramda Londra''ya mı, Paris''e mi, New York''a mı gitmenin daha uygun olacağını araştırıyor.
Gerçekten "değişim", 8 şiddetindeki bir Richter ölçeği gibi geldi..
Kuşaklar boyu köyünden veya kasabasından çıkmamış Anadolu insanı, bir anda kendisini Almanya''da, Avusturalya''da, Amerika''d yerleşmiş buldu..
İlk defa bizim Türkler "misafir işçi" diye, Avrupa''ya 1960''ların başında gitti..
Bir İsviçreli profesörün, 1970''lerdeki incelemesini hatırlıyorum..
Türkiye''den giden "misafir işçiler" için şöyle demişti bu profesör:
-Biz Türkiye''den "işçi" gelecek diye bekliyorduk.. Oysa onlar da, bütün sorunları ile birer "insan" çıktı..
Sonuç böyle işte..
Kıbrıs''ın bitmez tükenmez krizleri sonunda, Türkiye''nin büyük kentlerinden 150 bine yakın Rum göç etti.. Yüzlerce yıl sonra, bir anda "azınlık" olduklarını anladılar..
Ve "işçi göçü" ile de, milyonlarca "çoğunluk" mensubu Türk gitti uzak diyarlara.
Gelin şimdi bu bayramı, eski bayramlar gibi yaşayın mümkünse.
Eskiden küçük çocuklara babaları şöyle öğüt verirdi..
-Devlette görev al.. İleride müsteşar olursun, bakan olursun.
Şimdiki babalar farklı..
-Aman devletten uzak dur.. Müsteşar olursun, bakan olursun, sonra da Hasan Celal Güzel gibi hapse girersin, diyorlar..
Peki çocuklar ne olsun bundan sonra?..
Ya ihaleye fesat karıştırsınlar..
Ya banka boşaltsınlar..
Hapishaneler, sadece Hasan Celal Güzel gibiler için vardır!..
Bülent Ecevit, kalkmış Süleyman Demirel''e gitmiş.. Cumhurbaşkanlığı süresinin uzatılması için, resmen teklifte bulunmuş..
Sonra da, basın mensuplarına, Süleyman Demirel''in ne kadar büyük bir devlet adamı olduğunu ve Türkiye''deki istikrarın Demirel''in şahsına bağlı olduğunu falan anlatmış..
Ne diyebilirsiniz ki bu duruma?
Şu sözleri 1960''lı yıllarda söyleyebilseydi Ecevit, ne "12 Mart", ne de "12 Eylül" darbeleri olurdu sonra..
1970''lerin sonunda birbirleri ile öylesine kapışmışlardı ki, sonunda cumhurbaşkanı seçemediler.. "12 Eylül"le Kenan Evren "devlet başkanı", bu muhteremler de "yasaklı" oldular..
Birbirleri hakkında neler söylemediler?..
Diyelim ki, o dönemde bunlar, henüz ergenlik çağına girmemiş birer yaramaz çocuktu.. Kavga etmekten başka şey bilmiyorlardı..
Ama şimdiki yaşlarına baktığınız zaman, Ecevit''in de, Demirel''in de, 1960''lar ve 1970''lerde çocuk olmadıklarını görebiliyorsunuz..
Peki o zaman ne değişti?
Demek ki, aynı koltuğa talip rakipler olmamaları gerekirmiş..
Keşke o zaman ya Demirel CHP''ye, ya da Ecevit Adalet Partisi''ne girseymiş..
Ülkenin kayıp yıllarının sorumlusu değil mi bu iki isim?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.