
Türkiye, Başbakan Ecevit''in Amerika gezisi ile birlikte, gerek dış dünya ile ilişkileri, gerekse iç dinamikleri bağlamında yeni bir döneme giriyor. Bir kere, Ecevit-Clinton görüşmesi, sadece Türk-Amerikan ilişkilerinin seyri açısından değil, Helsinki zirvesinde Türkiye''ye verilmesi beklenen muhtemel "yol haritası"nın bir ön fotoğrafının çekilmesi açısından da son derece önemli.
Amerika ziyaretinin gündemini oluşturan ağırlıklı konular üç aşağı, beş yukarı biliniyor. Nedir bunlar; Kıbrıs, Kuzey Irak, ekonomik problemler, demokrasi ve insan hakları sorunu. Teker teker bu konuların hemen hepsi önemli olmakla birlikte, galiba Türkiye açısından özgürlükler ve insan hakları sorunu en hassas ve sıkıntılı bir gündem oluşturuyor olsa gerek. Zaten Ecevit''in "Amerika çantası"nın en sorunlu bölümünü de bu konular oluşturuyor.
Zira Ecevit''in demokrasi ve insan hakları karnesi oldukça zayıf. Başbakan''ın Amerika''ya nasıl bir Türkiye fotoğrafı ile gittiğini daha iyi anlayabilmek için, belki de kısa bir özet vermekte yarar var:
Ecevit, özgürlükler ve insan hakları alanında ciddi adımlar atamamış bir Başbakan olarak ABD''ye gidiyor.
Önü açık bir sivil yönetimin değil, vesayet altında bir hükümetin başı olarak gidiyor.
Yönetimde sivillerin de facto olarak ikinci planda kaldığı bir ülkenin başbakanı olarak gidiyor.
Bütün özgür demokratik ülkelerde çoktan tarihin çöplüğüne atılmış olmasına rağmen, Ecevit, suç kavramının içinde "düşünce suçu"nu da bulunduran bir "demokrasi"nin başbakanı olarak gidiyor.
Kendi dininin, kendi insanlarına öğretilmesini şiddetle kısıtlayan bir ülkenin başbakanı olarak gidiyor.
En saygın hukuk kurumunun başındaki kişinin, bir "demokrasi manifestosu" özelliği taşıyan konuşmasında, özgürlükler ve insan haklarının olmadığını, hukukun siyasallaştığını haykırdığı bir ülkenin başbakanı olarak gidiyor.
İşte bütün bunlara rağmen Ecevit''in gezisi son derece önemli. Çünkü bu gezi, Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğinin belirleneceği çok kritik bir dönemin hemen öncesinde gerçekleşiyor. Bu ziyaret çerçevesinde, Amerika ve Türkiye''nin karşılıklı pozisyonlarını değerlendirirken, özellikle bir noktanın altını çizmekte yarar var; geçmiş dönemlerde Türkiye''deki "otoriter" yönetimleri istikrar adına destekleyen ABD''nin artık tercihlerini, "liberal demokrasi"ye dayalı bir "istikrar" yönünde değiştirdiğini de bilmek gerekiyor.
ABD''nin yeni yaklaşımı dikkate alındığında, Türkiye''deki siyasal istikrarın kesinlikle demokratik normlara dayalı bir istikrar olması gerektiği de ortaya çıkmış olacaktır.
Şimdi Amerika gezisi ile birlikte Türkiye için yeni bir süreç başlıyor. Kasım ayında İstanbul''da AGİT zirvesi var, burada global dünyanın bir bakıma insan hakları haritası şekillenecek. Hemen arkasından Aralık ayında, Avrupa Birliği maceramızın geleceğinin belirleneceği Helsinki zirvesi yapılacak. Artık hepimiz biliyoruz ki, Avrupa Türkiye''den demokratikleşme ve insan hakları konusunda somut adımlar bekliyor. Örneğin İsveç Dışişleri Bakanı Anna Lindh, Türkiye''nin AB üyeliği konusunda çok açık uyarılarda bulunuyor: "Türkiye''nin AB''ye aday olarak, insan hakları konusunda temel koşulları yerine getirmesi gerekiyor. İfade özgürlüğünün sağlanması. İşkence ile etkin biçimde mücadele edilmesi. Türkiye bu koşulları yerine getirmediği için öteki adaylar gibi görülmüyor. Özellikle insan hakları konusundaki koşullar yerine getirilmediği için..."
Evet, mesaj son derece açık. Ancak ne yazık ki, bugüne kadar insan haklarını ahlaki bir ilke olarak önplana çıkaramadığımız için, gerek özgürlükler, gerekse Güneydoğu konusunda öngöremediğimiz felaketlerle karşılaştık. Artık yıllardan beri Türkiye''nin önünü kapatan müzmin korkularımızın arkasına saklanarak, modern zamanlarda evrensel insan haklarını içselleştirmiş çağdaş bir Türkiye fotoğrafını oluşturmanın mümkün olamayacağını anlamak durumundayız.
Daha da önemlisi, özgür dünya ile aynı fotoğrafta yer alabilmek için ucuz politik manevralardan vazgeçerek, Güneydoğu sorunundan özgürlüklere, siyaseti kuşatan militarist söylemden antidemokratik yasalara kadar ufkumuzu karartan olumsuzluklardan süratle Türkiye''nin kurtarılması gerekiyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.