Gerçekten çözüm istiyor musunuz?

00:0028/06/2011, Salı
G: 4/09/2019, Çarşamba
Murat Aksoy

Bugün açılacak Meclis''e CHP ve MHP katılacak. BDP ise açıkladığı üzere açılışa katılmayacak. Keşke BDP de Meclis''e gelse, çözümü burada arasa. Kürt sorununun çözülmesinde önemli aktör olan Kürt siyasi hareketini siyasete sahip çıkmaya çağırmak bu dönemde her zamankinden daha zor. Çünkü ortada açık biçimde ''devlet merkezli'' ve Kürt siyasi hareketinin ''siyaset yapmasının önünü kesen fiili bir durum'' var. Kararları bağımsız yargı veriyor olsa da; sürecin siyasal sorumluluğu AK Parti''ye yazılıyor.

Bugün açılacak Meclis''e CHP ve MHP katılacak. BDP ise açıkladığı üzere açılışa katılmayacak. Keşke BDP de Meclis''e gelse, çözümü burada arasa. Kürt sorununun çözülmesinde önemli aktör olan Kürt siyasi hareketini siyasete sahip çıkmaya çağırmak bu dönemde her zamankinden daha zor. Çünkü ortada açık biçimde ''devlet merkezli'' ve Kürt siyasi hareketinin ''siyaset yapmasının önünü kesen fiili bir durum'' var. Kararları bağımsız yargı veriyor olsa da; sürecin siyasal sorumluluğu AK Parti''ye yazılıyor. Bu açıdan Kürt siyasi hareketini siyasete davet eden benim gibilere yönelik en büyük eleştiri; “AK Parti''ye söyleyecek sözünüz yok mu?” şeklinde. AK Parti''ye söyleyecek sözümüz elbette var. Süreç AK Parti''nin dışında idari uygulama olsa da, siyasal sorumlu AK Parti''dir. Bazıları AK Parti''nin artık devlet olduğunu ve her yere etki edebildiğini savlıyorlarsa da; ben o kadar olmadığını düşünüyorum. Yine de gerginliğe yol açan durumu normalleştirme en başta AK Parti''nin görevidir. Bu görev, Meclis''in ilk gündemine ortaya çıkan bu anti-demokratik durumun giderilmesi yönünde bir gündem açıklaması ile olacaktır. AK Parti''den YSK kararının ardından bu yönde bir açıklama gelseydi, eminin ortam bu kadar gerilmezdi.

Bütün bu yaşadıklarımız aslında Türkiye''nin ana gündeminin sadece yeni anayasa olmadığını gösteriyor. Kürt sorununun çözülmesi yönünde atılacak adımlar anayasadan çok daha önemlidir. Geçen yıl TESEV''in açıkladığı rapor; çözüm için yapılması gereken anayasal, yasal, kanun, tüzük vs. gibi düzenlemelerin yol haritası niteliğindedir.

Kürt sorununun bu noktaya gelmesinden en büyük paylardan birisi ''merkez medya''nındır. Bırakın çok eskiye gitmeyi geçen ay Diyarbakır''da CHP ve AK Parti mitingleri sonrasında merkez medyada yazılanlara bir bakın. İnsan gerçekten hayrete düşüyor; aynı mitingleri mi izlediğimden kuşku duydum yazdıklarını okuyunca. Sanki o güne kadar açılıma karşı çıkmamışlar gibi birden açılımcı olup, Erdoğan''ı eleştirmeye başladılar. Gelin daha önce yapılan bir tespiti yeniden yapalım; “Kürt sorununun bugüne gelmesinden en büyük sorumluluk devletinse, ikinci büyük sorumluluk bu politikaları meşrulaştıran medyanındır.”

Tabi bu konuda medya da yalnız değil. Özgürlükçü sol içinde olup da; Kürt sorunu konusunda özellikle legal ve illegal Kürt siyasetine yani PKK''ya ve onun şiddetine mesafe alamayan Kürt partilerine eleştirel olamayanların da bu süreçte önemli bir sorumluluğu vardır. Eğer onlar bunu daha yüksek sesle yapabilselerdi, Kürt sorunun çözülmesi konusunda daha çok mesafe alma şansımız olacaktı. Bu grup için makro düzeyde ''mağdur'' olanın korunması için, mikro düzeyde yaşanan mağduriyet ve hak ihlallerini görmemek hatta bizatihi görmezlikten gelmek en büyük zaaf olmuştur.

Şimdi gelelim madalyonun bir başka yüzüne. Özellikle muhafazakâr medyada çalışan benim gibi laik kesimden olanlara ''AK Parti''ye söyleyecek sözünüz yok mu?'' sorusunu soran ve bugünlerde BDP''yi savunmaya soyunan; çoğunlukla merkez medyada yazan, akademide ders veren, sivil toplum alanında çalışan, kendilerini özgürlükçü sol içinde tanımlayan aydınlara benim gibilerin bir soru sorma hakkı var mı; “Bugünlerde sizlerin BDP''ye –legal-illegal Kürt siyasetine söyleyecek sözünüz yok mu?”.

Çünkü, BDP''nin Meclis''i boykot kararını ideolojik olarak destekleyen hatta bu dönemde hiç olmadığı kadar Kürt dostu olanların bir kez daha ''haklı/mağdur durum'' üzerinden Kürt sorununu çözümsüz bir noktaya itebilecekleri tehlikesi var. Çünkü bu süreçte BDP ve DTK''nın –ve Kandil''in- alacağı kararların en büyük meşruiyeti bu insanlar –ve medya- üzerinden olacaktır.

Son olarak şunu da ifade edelim ki, özellikle medya ve sivil toplum alanında etkin olan bu isimlerin özellikle 2008''den bu yana DTP-BDP üzerinden Kürtlere daha fazla yakın olmaları hatta seçim sürecinde BDP ile CHP arasında ortak strateji arayışlarında olanların esas derdinin Kürtler olmadığını da biliyoruz. Özellikle 2008''den itibaren yaşanan bu sert dönüşümün arkasında ''AK Parti ve Erdoğan karşıtlığı'' vardır. AK Parti''ye ve Erdoğan''a duyulan kuşku ve güvensizlik; AK Parti''nin Kürt sorununun çözümünde atılan adımlardan bile kuşku duyulmasına yol açmıştır. Bugün YSK''nın ve mahkemelerin verdiği kararların arkasında AK Parti''yi aramak hatta tek başına sürecin sorumlusu göstermek bu kesimin yaptığı en büyük kolaycılıktır.

Gazeteci olmak, Türkiye''nin sorunları konusunda dert sahibi olmak herkese eleştirel bakmayı zorunlu kılar. Ama merkez medyada ve özgürlükçü soldaki ''AK Parti ve Erdoğan karşıtlığı''nın yarattığı travma; BDP ve Kürt siyasi hareketine siyasetsizlik önerisi olması insani üzüyor. AK Parti ve Erdoğan''a duydukları kişisel husumet onları siyasetsizliğe mahkum etmesi insanı üzüyor. Çünkü bu duygu karşısında ikinci bir soru sorma hakkım(ız) daha var onlar; “Gerçekten çözüm istiyor musunuz?”