Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Kuşku ya da bulduğunu aramak

Kuşku ya da bulduğunu aramak

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı

“Biz kuşku duymaya (şekk) İbrahim’den daha yakınız.”

İbnü’l-Arabî bu hadisi, Ahzab suresinin 37. ayetindeki, “Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah’tır.” ibaresinden hareketle zikrederken, Hz. İbrahim’in veya Hz. Peygamberin insanların zannettiği üzere bir kuşkuya sahip olmadıklarını ve ayrıca Hz. Peygamberin de bu tarz bir kuşkuya sahip bulunmadığını teyiden belirtmiştir.

Hakikatin peygamberler için böyle olması, müminlerin kuşkudan pay aldıklarına inanmaya mani değildir.

Nitekim, naklettiğimiz hadis esasında, Hz. İbrahim’in, kalbinin mutmain olması bakımından Allah’tan ölüleri nasıl dirilttiğini göstermesini istemesi (Bakara suresi 2:260), kuşku/şüphe fenomenini ortadan kaldırmamış, bilakis müminlere erişebilen bir hakikat olarak onun varlığını pekiştirmiştir. Diğer bir söyleyişle, peygamberlerde bir hükmü bulunmayan kuşku, nefsin bir özelliği olan meraka tabi olarak nefis sahiplerindeki hükmünü sürdürmüştür.

Bunun bizim dünyamızdaki en meşhur örneği, İmam Ebu Hamid el-Gazzâlî’dir (v. 1111).

O, hangi konularda hangi nedenlerle kuşkuya düştüğünü ve bundan nasıl kurtulduğunu el-Munkiz Mine’d-Dalâl adlı kitabında ayrıntılı olarak anlatmıştır. Okurlarımı, Hakikat Arayışı adıyla Ketebe Yayınları arasından çıkan (çev.: Abdürrezzak Tek) bu kitaba yönlendirirken, İmam’ın ilgili şüphelerinin sadece bilginin mahiyetine mahsus olmadığını, yaşadığı devrin siyasi olaylarının buna bir zemin oluşturduğunu hatırlatmak isterim.

Zira, İmam’ın yaşadığı devir, gerek iktidar çekişmelerinin gerekse Bâtınîlik özelinde inanç savaşlarının en yoğun olarak yaşandığı bir devirdir.

İmam, tavizsiz mücadelesi nedeniyle Bâtınîlerin hedefi haline gelmiş, hamisi olarak niteleyebileceğimiz Nizâmülmülk (v. 1092) öldürülmüş, Melikşah’ın (v. 1092) ardından Büyük Selçuklu’da taht kavgaları başlamıştır.

İmam’ın, destansı bir hayata sahip olan Mağrib Sultanı Yûsuf b. Tâşfîn’i (v. 1106) ziyaret etme arzusunu güven arayışına yorduğumuzda, söz konusu devir itibariyle ilim ehlinin siyasi bunalımdan kendisini yalıtmasının mümkün olmadığı sonucuna erişiriz ki, İmam da bundan azade değildir.

Üstelik, siyasi planda güven arayışı olarak adlandırdığımız alimlerin bunalımı İmam ile bitmemiş, başka alimlerle devam etmiş, hatta bunlardan örneğin Aynulkudât el-Hemedânî, İmam’ın vefatından 20 yıl sonra, Sühreverdî el-Maktûl ise seksen yıl sonra, inanışlarından duyulan kuşkular nedeniyle katledilmişlerdir. Dolayısıyla bilgi ve inanç esasında kuşku olgusu, Ferîdüdüdin Attâr’da semavi dinlerin mabetlerinden usanma şeklinde somutlaşan bir durum örneğiyle farklı düzeylerde ve formlarda varlığını sürdürmüştür.

Söz konusu kuşkunun, günümüzün modern hayat ve kültürü şartlarında yine mevcut siyaset ortamının ürettiği bunalıma bitişik olarak devam ettiğine de bizzat tanığız.

Hadis, tefsir, akaid ve mantık ilimlerinde icazetli olan bir alimin, yakın zamanda sosyal medyadan “Tanrı’ya inanıyorum ama onu tanımlayabilecek, hakkında o şöyledir, böyledir diyecek hiçbir kesin inanç ve fikrim yok.” diyerek beyan ettiği kuşkuyu da zikrettiğim bağlamda tefsir ediyorum.

Sekülarizmin ve muhafazakarlığın başat düşünceler olarak dayatıldığı şu mevcut ortamda, gerek siyaseten gerekse ilmen ateşin karşısında durmuyoruz, bu ateşin içinden bizzat geçiyoruz.

Yarınımızın aydınlık olmayışı, dînî ilim gayretimizin son tahlilde gündelik hayatımızdaki çelişkilere, hoyratlıklara, yobazlıklara, sahtekarlıklara, münafıklıklara toslaması bir kuşkunun değil bin kuşkunun üretilmesini beraberinde getiriyor.

Bu noktada ilgili alimin şahsında, “sapıttı; felsefeye daldı böyle oldu” vb. kolay yorumları yapmak yerine, kuşkunun doğası üzerinden bir değerlendirme yapılmasının zaruretine inanıyorum.

Çünkü imanın mânâ olduğunu, dolayısıyla bu mânânın amellerimiz gibi cüzlere ayrılmadığını; ancak hidayetle mümkün olabilen inanmanın bilgiyi aştığını ama yine de bilgiyle tam olduğunu; çok güçlü bir otorite olmakla birlikte vehmin, kuşkunun ve zannın bilgiyi ortadan kaldırmadığını; kuşkunun kuşku duyandan başkasına ulaşmadığını... bir çoğumuzdan çok daha iyi bilen bir ilim adamından söz ediyoruz, ki ayrıca, kuşku dinde/inanmada değil, müminin nefsinde yerleşiktir. Diğer bir söyleyişle, iman özü nedeniyle kuşkuyu kabul etmez ama müminin inanışında kuşkunun mutlaka özel bir payı vardır.

Bizce, bu alim asıl aradığını yani Tanrı’yı zaten bulmuştur. Onun meselesi, bulduğunu aramaktır.

Rabbimiz zorluklarını kolaylaştırsın.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.