Yazarlar Sohbetin ihyası, muhabbetin ifası

Sohbetin ihyası, muhabbetin ifası...

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı

Koronanın neden olduğu kapanmayı, sanal sohbetlerle gönüllerde bir açılmaya vesile bilenlerin malum gayretlerini asla küçümsememek, değersizleştirmemek gerekir.

Çünkü biz, sohbet toplumuyuz ve modernizmin özellikle internet yoluyla benimsetmek istediği ben-cil-leşmeye, hâlen bu yolla, üstelik onun araçlarını kullanmak suretiyle karşı çıkabiliyoruz.

Dolayısıyla kültürel faaliyet cümlesinden, ilgili kurum ve kuruluşların internet üzerinden gerçekleştirdikleri sohbetlere, ibnü’l-vakt olmanın bir şartı olarak bakmalı ve bunları sohbet olgusunun asli özünü zedelemeyen bir gayret olarak görmeliyiz.

Ancak şunu da bilmeliyiz ki, ekranın ufku yoktur ve o, bir meseleyi karşılıklı tahkik etmekten çok, birilerinin telkinine uygundur.

Öte yandan mezkûr sohbetler, arzulanan bilgiye erişildiği duygusu yaratarak kitaptan uzaklaşmayı, görüşme tatmini üreterek yüz yüze hâlleşmemeyi beraberinde getirmektedir.

Oysaki sohbetin mevcut olumsuz şartlarda ihyası, muhabbetin ifasıyla mümkündür ve ekran ufuksuzluğu nedeniyle her ikisinden de az payı alır. Bu hakikati pekiştirmek içinse sohbet ve muhabbet fenomenlerindeki mânâ perdelerini açmada ısrarlı olunması elzemdir. Zira her ikisinin de kaynağı kitabîdir:

“Hani o (Peygamber) arkadaşına (shb: lisahibihi), ‘Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber’ diyordu...” (Tevbe, 9:40).

“Sahibiniz/arkadaşınız (shb: sahibukum) -doğru yoldan- sapmadı. Batıla da inanmadı” (Necm, 53:2).

Arapça, shb kökünden sobet, arkadaşlık, dostluk etmek anlamındadır. Sahip (yar, hem-dem), ishap/istihab (bir kimseyi bir nesneye sahip kılmak; hıfz ve nigah eylemek), ashab, tesahhub, musahabe... kelimeleri de aynı köktendir.

Kamusu’l-Muhit Tercümesi’ne göre sohbet, bir kimse ile hüsn-i ülfet edip yar ve hem-dem olmaktır; seçilmiş bir ya da birkaç kimseyle bir araya gelinip din ve dünya konularının konuşulmasıdır; bedenen olduğu gibi ruhen, gönül bakımından da gerçekleştirilebilir. “Sohbet, konuşan ile değil, konuşanın sözünün verdiği anlam karşısında bir bilinç taşımayla ilgilidir. Konuşan konuşmada dinleyicinin tahayyülüne göre bulunur ve dinleyici sohbet ile müşahedeyi birleştirir” (İbnü’l Arabî).

Sohbet, konuşma vasıtasıyla yakınlık kurduğumuz kimselerin akıllarına, kalplerine, gönüllerine, hayallerine ve kelimelerine doğru sefer etmektir. Dolayısıyla sahabe, Peygamber Efendimiz’in sohbetiyle şereflenenler demektir ki, onlar aynı zamanda Peygamber’in sözlerindeki mânâya kendilerini sürekli açık tutanlar, onun seferine menzil olmaya-duranlar demektir.

Peygamberimiz’le ashabının ilişkilerine ad olmak bakımından sohbet, nebevî bir usuldür, bu usulün esası da Allah’a imandır. Aynı imana tabi olanların Peygamber’den sonra bu nebevi usulü uygulamada ısrarlı olmaları, inanmadaki ortaklıklarını pekiştirir.

Tasavvufun doğuşuyla birlikte “sohbet, yaygın olarak ‘şeyhin ya da âlimin sözlerini dinlemek üzere tertip edilen dinî-tasavvufî toplantı” anlamında kullanılmıştır. Bu yanıyla sohbet, en geniş anlamıyla bir üstadın/şeyhin dil ve hâl yoluyla verdiklerini kendinde toplamak, bunu yine sohbet yoluyla başkalarına nakletmek demektir.

Burada dil ve hâl ayrımına başvurmamızın nedeni, lisan ve kelâm anlamında hiçbir dünya dilinin hâlleri kuşatma kabiliyetine sahip olmamasındandır. Diğer bir söyleyişle dil de aslında özel bir hâldir ve her hâl dile girmediği gibi, mânâ yönünden dilin kendisi bile bazen dile girmeyebilir.

Bu minvalde, kısa bir tebessüm, bazen en uzun cevap olur; yüzdeki ani asılma en büyük soruya dönüşür; bazen susmak sormanın kendisi haline gelirken, konuşmak şu ya da bu nedenle asıl meseleden kaçmanın ya da uzaklaşmaya çalışmanın suretine bürünür. Nitekim Bâyezîd-i Bistâmî, “Bizim sükûtumuzdan faydalanamayanlar sözlerimizden hiçbir şey anlayamazlar” demiştir.

Sevgi ise, seven ile sevilen arasında ilişkidir. “İradenin özel bir ilişme tarzı” olarak tanımlanan sevgi fenomeni, şeyin şeyliğine dâhildir, çünkü “Sevgi, herhangi bir varlığın niteliğidir; aslıdır”; diğer bir söyleyişle “Asıl sevgi, bir şeyin kendisini sevmesi” (İbnü’l-Arabi, FM, 6/183) esasında sevenin özünde yerleşiktir.

“Sevgi nerden gelir, kökeni ve kaynağı nerededir, ona korunaklık eden, içinden kaynaklandığı yer nerededir?” diye soran Kierkegaard, onun kalpten kaynaklandığını, ancak sevginin ondaki yerinin görülemeyeceğini söylemiştir. Yine ona göre, sevginin kaynağı bir olsa da yolu çok çeşitlidir. Biz o yolları bilmediğimiz, hakikatlerine tam nüfuz edemediğimiz halde, onlarda yürümeyi -her nasıla- biliriz.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.