
Financial Times yazarı Simon Kuper, 1994''te yayımlanan kitabıyla dünyayı uyarmıştı! “Hanımlar, beyler; Futbol Sadece Asla Futbol Değildir”…
Kitap, hemen iki yıl sonra Türkçe''ye çevrildi. Dönemin bütün entelektüelleri, yazarları, spor adamları futbol üzerinden geliştirdikleri felsefeye kaynak olarak bu kitabı gösterdi. Hatta yetmiyormuş gibi, dönemin popüler iletişim kanalları aracılığıyla kitap, en çok satanlar listesinin zirvesinde haftalar boyu hükümranlığını sürdürdü.
Kuper, aslında bilinmeyen bir şeyi anlatmıyordu. Futbolun diğer spor dallarından neden ayrıldığını, nasıl bir endüstriye dönüştüğünü, kapitalist ve sosyalist ideolojilerin futbolu nasıl ç/evirdiklerini vs…
***
Biz şairler de, futbolun şiirsel bir matematiği olduğuna inandığımızdan, tuttuğumuz takımlara ''küresel'' bir vizyon adapte etme hevesiyle kitaba koşanlar arasında yer aldık.
Kuper bize, Doğu Bloku ülkelerinde Stalin''in emriyle gizli polis örgütlerine kurdurulan takımların önüne ''Dinamo'' (Dinamo Kiev, Dinamo Moskova, Dinamo Bükreş vb.) kelimesinin neden konulduğunu, Kiev''in nasıl kara para aklamak için kullanıldığını, İkinci Dünya Savaşı''ndan sonra küllenen Almanya-Hollanda düşmanlığının 1988''deki Avrupa Şampiyonası''nda yeniden nasıl alevlendiğini anlatıyordu…
Jose Saramago''nun “Ressamın El Kitabı” adlı romanında da, genelde sporla ilgili ilginç tespitler okumuş, spor yazarları için kullandığı “yazıcı zümresi içindeki en hazin ve en uyku getirici tipler” tanımlamasına bayılmış, hatta bunları “uyuşturucu dininin papazları” olarak tanımladığı için ustaya saygımız artmıştı.
Mustafa Kutlu''nun ''hasta'' bir Fenerbahçeli olması, Yaşar Kemal''in, eskiden Sarı Lacivertliler''in maçlarını kaçırmaması, başka şair ve yazarların farklı futbol kulüplerine olan bağlılığı ve aşkı, futbola ilgimizi biraz daha anlamlı hale getirmişti. Hele hele, Yaşar Kemal''in ofsayt bayrağı kaldıran hakeme, “Ulan hakem, Fenerbahçe ofsayta düşmeyecek kadar şerefli bir takımdır” (İslam Çupi''den naklen) diye bağırması ''bir takım tutma'' gerekçemize hikmetli bir anlam yüklerdi.
***
''Eski Türkiye''nin giderek zenginleşmesi, yenileşmesi, tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi sporda da -özellikle futbolda- yarıştığı ülkelerle makasın daralmasına yol açtı. Son 10 yılda inşa edilen ''yeni Türkiye''ye ayak uydurmaya çalışan büyük kulüpler de bu gelişmeden paylarını düşeni almaya çalıştılar; ancak eski yöntemleri kullanarak…
Spor yazarlarının ustası İslam Çupi, bir yazısında “Türkiye fakir ülkedir, parasızdır. Parasız olan ülkede herkes şike yapmayacak kadar namuslu ve şereflidir” diyordu. Ancak ömrü, eski usullerle ''yeni futbol''u dizayn etmeye çalışanların kirli planlarını görmeye yetmedi.
***
Kuper''e, Türkiye''yi sarsan şike iddiaları soruldu. Tespiti hayli ilginçti: “Mafya tipi örgütlenmeler de, takımlarının kazanmasını isteyen kulüp başkanları da bu işin içinde olabilir. Türkiye''deki operasyon, ülkenin zenginleşmesi ve kapitalist demokrasinin yerleşmesinin sonucu olarak, yolsuzlukların daha az yaşandığı bir ülke haline gelmesiyle ilgili olabilir (…) Ancak, taraftarlar futbolun temizlenmesine destek olmalı çünkü şike dışında hiçbir şey futbolu anlamsız hale getiremez.”
Dev borsa gelirleri, sponsorluk anlaşmaları, saha kazançları, yayın haklarından gelen milyarlar, dev bütçeli transferler Türkiye''de futbolun kimyasını bozan önemli etkenlerin başında geliyor. Futbolun, gerçekten sadece futbol olarak kalmamasının, derin çıkar grupları tarafından kirletilmesinin altında yatan bir diğer etken ise, kötülük üreten bu virüsün artık kontrol edilemez hale gelmiş olmasıdır.
***
Şikenin bir namussuzluk olduğunu bildikleri için maçlara ilgi göstermeyen Malezya ve Singapur takımlarının taraftarları gibi, ya da ''maçta nasıl olsa şike var, neden gidip izleyelim ki'' deyip sporcularını sahada desteksiz bırakan Çinli futbolseverler gibi ahlaklı/erdemli bir duruş sergilemenin tam da zamanı.
Futbolun Ergenekonu var mıdır, siyaseti dizayn edenler futbol üzerinden de böyle bir sistem değişikliğine girişmiş midir, ''yeni Türkiye''ye adapte olamayan ''eski Türkiye'' sisteminin içinde kalıp özellikle büyük takımlardan Anadolu''ya geçerek çıkarlarını küçük takımlar üzerinde sürdürme girişiminde bulundukları iddiası doğru mudur, hakemler satın alınmış mıdır, oyunculara kendi takımları lehine iyi veya kötü oynamaları halinde para teklif edilmiş midir, derin devlet futbolu ideolojik bir aygıt olarak gördüğü için mafya ve spor üzerinden yeni bir yüzleşmeye mi girmektedir… Bütün bu soru(n)lar, cevap gerektiren meraklardır aynı zamanda…
Derim ki, bu kargaşa içinde sporla siyaset aynı terazinin zıt kefelerine konulup tartılmaya kalkılmasın, eşitsizlikten ve adaletsizlikten canı çıkan vatandaşa, olup bitenlerin sanal bir kurgudan ibaret olmadığı, aydınlık, büyük ve yeni geleceğe yürürken, sadece futbol üzerinde parlayan temizlik harekatının işaret fişeği olduğu anlatılsın.
Nick Hornby''nin dediği gibi, “Şike, taraftar şiddetinden de, futbolcuların yanlış tavırlar sergilemesinden de daha zararlıdır.”
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.