Şartlı sevgililik yasası

00:0013/02/2007, Salı
G: 28/08/2019, Çarşamba
Özlem Albayrak

Sevgililer Günü''nün tüketim kültürüyle ilişkisini, en özel hislerin ''özel gün''lere hapsedilmemesi gerektiğini anlatan onlarca makale okumuşsunuzdur bugünlerde. Bunlardan daha fazla da, ''romantik'' vakit geçirme tavsiyeleri, alternatif kutlama reçeteleri ve olası hediye çeşitlemelerine rastlamışsınızdır bol bol. Çünkü yarın sevgililer günü ve arada imaj bozan anarşist tenkitler de çıkıyor olmasına rağmen, medyaya göre bu, çıldırasıya önemli.Bu kutlama ritüelinin Türkiye''de süratle yaygınlaşmasının

Sevgililer Günü''nün tüketim kültürüyle ilişkisini, en özel hislerin ''özel gün''lere hapsedilmemesi gerektiğini anlatan onlarca makale okumuşsunuzdur bugünlerde. Bunlardan daha fazla da, ''romantik'' vakit geçirme tavsiyeleri, alternatif kutlama reçeteleri ve olası hediye çeşitlemelerine rastlamışsınızdır bol bol. Çünkü yarın sevgililer günü ve arada imaj bozan anarşist tenkitler de çıkıyor olmasına rağmen, medyaya göre bu, çıldırasıya önemli.

Bu kutlama ritüelinin Türkiye''de süratle yaygınlaşmasının nedenlerinden sadece biridir ama medyanın havariliği. Memlekette gül ve müzik kutusu stoklarının, hem de beş katı kazançla biranda eritilmesinin katkıda bulunduğu sektörlerin sayısı bir elin parmağını çoktan geçmiş durumda çünkü. Ama onlardan yani işin ekonomik ya da kültürel boyutundan daha önemlisi, bu ''özel gün''e olan yüksek ilginin bir ''proje'' olarak pazarlanan ''kavram kayması'' işleminin bu topraklarda maya tutmaya başladığını göstermesi. Sevgililer günü artık, özellikle ilişkilerin kadın taraflarının da şımarık ama ciddi baskısıyla öğrenilmiş bir sosyal gerçekliğe dönüşmek üzere. Çünkü bu mesele, aşk gibi, duygu gibi insanın en insan yerine gelip dayanıyor, anlayacağınız, bu sistem sizi en hassas yerinizden vuruyor.

''Kavram kayması'' dedik. Bu nedir? Öncelikle şunu ifade etmek gerek: Sevgililiğin bu raddede kabul ve onay görmesi, modernizmin ürettiği ve dolaşıma soktuğu popüler kültür tarafından pek haz edilmeyen evliliğe alternatif bir ikili ilişki biçimi olarak seçeneğe dönüştürülmüş olmasından geliyor. Bu projenin mimarlarının en büyük kozu da ''aşk''. Çünkü bugünlerde milli besteye dönüşmüş ''evlilik aşkı öldürüyor güzelim'' terennümünden de anlaşılacağı üzere, evlilikle aşkın aynı evde barınamayacağı savı, yüklediği sorumluluklar, doğasından gelen birtakım kısıtlamalar nedeniyle modernizmin kutsal mefhumlarından biri olan ''birey''i bağımlı ve bağlı kıldığı görüşünden doğuyor.

Oysa sevgililik öyle mi? Uç bir örnek olsa da, “One night stand” gibi bir kavramın bu sularda gemisini yüzdürdüğünü söylesek, velev ki daha mutemet olanından uzun süreli sevgililikten bahis açsak bile bunun taraflara evlilik kadar büyük bir sorumluluk yüklediğini kimse iddia edemeyeceğine göre, evliliğe karşı sevgililiğin galibiyeti için başvurulan tek argüman: “aşk” oluyor. Akan suları durduran, olmazları olduran, boyunları eğilmemesi gerekenlere eğdiren, tüm zamanların en büyük tabusu olan aşk.

Peki, evlilikte aşk olamayacağı savına sesimizi çıkarmayalım ama, bu susmak anlamına da gelmesin, hemen akabinde soralım: Sevgililikte aşkın varlığını kanıtlayabilir misiniz peki ey sevgililik müessesesi müritleri? Aşk bizim, yani doğuluların bildiği kadarıyla ''patetik'' bir hal değil miydi? Sarıldığı şeyi kurutan, içten içe çürüten, yaşayan ölüye çeviren bir sarmaşık diye tanımlanmadı mı vaktiyle? O halde modern zamanların sadakatsiz, sorumsuz, ''işine gelirse'' ilişkilerini ne yapacağız ''aşk''ın aşkınlığı karşısında? Aşk çünkü, kendisini tutkuya dayalı bir uyumluluk olarak izhar eden, libidoların birlikteliğinden söz alan, kaderden bahsetmeyip, seçmekten konuşan, zarar-kar hesabından ''optimum fayda''yı merkeze alan bir tür alışverişe dönüşmüştür artık ve üretim ilişkilerindeki basitlik düzeyine indirgenmiş bir münasebete, neredeyse tecimsel bir ahlaka varmış bir ''şey''dir..

Ayrıca evliliği bir şey aşksız kılacaksa bu, ''kavuşma''nın ontolojisidir ki, bize tarif edilen şekline göre aynı türden bir ''kavuşma''ya teşvik, ne teşviği, icbar eden ''sevgililiğin'' de böylelikle aşktan boşandığı kalmıyor mu geriye? O halde sevgililiği yüceltme argümanı olarak kullanılan aşk nereye düşecektir.

Mutluluğa gelince; kendi halindeliğinden mi, heyecansızlığından mı, çağa ayak uyduramayışından mı yoksa kaderine terkedilmişliğinden midir nedir, hiç aşk kadar popüler olamadı ama, evlilik mutlulukla genellikle özdeştir, her ne kadar evlilik de hayatın merkezine konulmuş ''birey'' ve onun aşırı dahi olsa seçimlerinin mukaddesliği nedeniyle bir çatışma mahalline dönüşmüş olsa da, öteden yana bu böyledir. Peki, birey olarak hareket etme imkanı veren sevgililikte mutluluk var mıdır? Var olabilir belki ama, insanın ontolojik doğasındaki kendini tanımlamak, şu dünyadaki yerini konumlandırmak, toplum içindeki rolünün koordinasyonu ile onay görmek için, hiç olmazsa bu sebepler için yani, bir başkasının varlığına ihtiyaç duyma düzeyindeki mutluluğu, ''evlilik'' kadar kucaklayıcı ve kapsayıcı olmaz.

Yani ki, aslında adı aşk olarak telaffuz edilse de, çağın insanına aşk söylemindeki orijin olarak tutku, haz ve ''ayartma'' gösterilir. Bu benim buluşum değil, ''günümüz aşkının adı soyadı ''ayartmaktır'' der Baudrillard. “Zevki özgürleştirmiş ve cinsellikten bıkmış bir kuşak, aşkı cinselliğe ilave edilebilecek bir duygu ya da tutku olarak yeniden keşfetmeye çalışmaktadır.” diye konuşur.

Bu kadar ''pesimist'' olmak gerekir mi bilemem, ama bildiğim şu ki, insanoğlu “aşk” teması altında kendini yeniden tanımlamak, kaybettiğini geri kazanmak için çaba sarfediyor. Ama bunu yapmak için o kaybın müsebbibi olan ''modernizm''in metodolojisine başvurmaktan da vazgeçemiyor. İnsan kalbini 12''den vuracak albeniler bulmaya, onları kutsallaştırmaya, dolaşıma sunmaya da tamam. Ama ''aşk'' etiketiyle sunduğunuz, hiçbir ''güvence'', hiçbir ''gelecek tasavvuru'' içermeyen sevgililikse, en basitinden ''çocuk'' gibi bir bağ ihtimali bile vermeyen, onu geçtik insana dair en yüksek olan diye bildiğimiz aşkınlığı, basit aritmetik hesaplara, günübirlik tavırlara vuran bir kantarla tartıyorsa, o aşktan da, o sevgililikten de umudu kesmenin zamanı gelmiştir. ''Benimle birlikte olursan, severim seni'' aşk değildir, hiç olamayacaktır yani.