Özlemek ora ile bura arasında gerili durmaktır

00:0029/04/2012, Pazar
G: 5/09/2019, Perşembe
Rasim Özdenören

Diyorum ki, o gülümseyiş, sisli saydam perdelerin ardından da olsa doğrudan kalbimin içine yöneliyor. O, bir otobüsün koltuğunda, cam kenarında dalgın bakışlarını, uzaklarda çite benzeyen kırık çizgilerin oynaştığı kirli yeşil siluetlere doğru kaydırmış olsa da, o bakış beni hedef alıyor. Hedef, kaçınılmaz olarak zatımdır. Otobüs uçarak ilerliyor. Otlayan inekler, dikenli teller, uçurtması havalanmaya hazırlanmış çocuk, gözle izlenemeyecek denli hızla geriye doğru kayıp gitse de, onun bakışındaki

Diyorum ki, o gülümseyiş, sisli saydam perdelerin ardından da olsa doğrudan kalbimin içine yöneliyor. O, bir otobüsün koltuğunda, cam kenarında dalgın bakışlarını, uzaklarda çite benzeyen kırık çizgilerin oynaştığı kirli yeşil siluetlere doğru kaydırmış olsa da, o bakış beni hedef alıyor. Hedef, kaçınılmaz olarak zatımdır. Otobüs uçarak ilerliyor. Otlayan inekler, dikenli teller, uçurtması havalanmaya hazırlanmış çocuk, gözle izlenemeyecek denli hızla geriye doğru kayıp gitse de, onun bakışındaki sabit hedef zatımdır, hedef doğrudan kalbimi nişan almaktadır.

O bakışı taşıyan yüzdeki gözleri başka konumlarda tahayyül etmeyi de deneyebiliriz. Yüzükoyun uzanmış, dirseklerini dayamış olduğu yastığın önüne tabancasını bırakmış... Bu konumda duran kadının birini öldüreceğini sanmak olağan sayılabilir. Ne ki, o, her zaman bir bekleyiş halini yansıtır. Kendisi beklenen olduğu kadar bekleyendir de... Bir intikamı mı bekliyor acaba? O bakışlarda bir küçümseme mi seziliyor? Karşıdan gelen birini mi denetlemek istiyor? Bütün bunlar ayrı ayrı mümkündür. Kalbinin yüzüne yansıyan duruşu ayrıca bir korkusuzluğu sergiliyor. Belki biraz vurdumduymazlık da söz konusu olabilir. Döşünün hizasında duran tabanca -evet, orada bir tabanca durduğunu söylemiştim- o yüzdeki umarsızlığa, aldırmazlığa öylesine yabancı ki, dahası o tabanca, tabanca olmaya o kadar uzak duruyor ki, sanki o kadına –özlenildiği söylenen ona- ait olmadığı duygusunu uyandırıyor. Ama tabanca orada, öylecene, lök gibi duruyor. Ve kendiliğinden bir abesi imliyor. Tıpkı perdenin kara aydınlık ışık sızıntısı içinde akordeon gibi duran eğri abajur gibi...

O gülümseyiş, birdenbire ağlamaya dönüşebilir. Bunu her an bekleyebiliriz. Özleyen, eğer o güzel yüzdeki bakışı gönlüne, yüreğine, ciğerine indirmişse; kendi nasıl ki bazen, ağlamakla gülümseme arasında sıkışıp kaldığı anlara indirgenmiştir; ikizi olan, yürek ikizi olan o kadın da, aynıyla kendi yüreği gibi bir halden ötekine kolayca geçebilir. O zaman, o gülümseyen yüz, birden hüznün gayyasına gark olur. Öyle ki, bu yüz, o hüznün yoğunluğunca tel örgülerin arkasına doğru kayar. İlkin tırmanılabilecek denli yüze yakın duran tel, birden dikenli tel haline dönüşebilir.

Bunlar, özleyenin kanayan yüreğinin dışa vurumları olarak yorumlanmalı... Parmaklar, her şeye rağmen tel örgüleri kavramıştır. Orada, onun bakışları doğrultusunda uzaklaşan, geri dönmesi artık asla beklenmeyen sevgilinin oradan adım adım uzaklaşmasının işaretidir. İkisi birden ağlayabilirler. Yeridir. Ağlamaya değer bir acı yaşanmaktadır. Bunu dışardan kimsenin anlaması imkân dâhilinde değildir. Bir, o, tellere, tel engele dayanmış duran kadın; bir de o uzaklaşıp giden siluetin kalbi bilmektedir olan biteni...

Ama özlemin hikâyesi asla o dikenli tellerin engeliyle bitirilmemeli... İşin aslı zaten öyle de değildir. Gece filmini görmüş olanlar anımsayacaktır. Orada da yoğun hüzünler yaşanır. Kıskançlıklar, kendini helak edercesine yaşanan kahırlar ortalarda fır döner. Herkes herkesi terk ettiğini ya da terk edildiğini düşünür. Dünya somut bir yalanın üzerine inşa edilmiştir. Duygular öylesine nahif hale gelmiştir ki, herkes her şeye ağlayabilir. Ama bütün bu yoğun hüsranı besleyen tebessüm gerilerde, en gerilerde bir umut ışığı halinde onu fark edenlere durmadan el sallamakta, esenlikler dilemektedir.

O zaman sevgilinin yüzü, arkasına denizi almış olarak gerçek bir sevinçle bakışını yeniden yüreğinize doğru salmaya başlar. Arkada görünen masmavi deniz umudun ve hayatın kıpırdanışlarını yeniden üzerinize salar. Size merhaba dedirtmek için... Güdüsel olarak kıpırdayan dudaklar merhaba diye mırıldanır. Böylece orada, sevgilinin birden, bir yeniden doğuşu başlar. Evet, oradadır. Onu kucaklar, bağrınıza basarsınız.