|
Ak gün kara gün

Hacca da gidip dönmüş 4 saygıdeğer kadın milletvekilimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisi"ne özgürce başörtüleriyle girince toplumda büyük bir memnuniyet ve geleceğe güven duygusu oluştu. Konuştuğum kişilerde, ülkemizi ve en büyük bir toplum kurumu olarak devletimizi daha bir sahiplenme, benimseme ve güçlü bir aidiyet duygusunun yansımalarını gördüm.

Değerli şair merhum Erdem Bayazıt, kızı Sevde Bayazıt Kaçar Hanımefendi"yi Meclis"te böyle görse eminim çok mutlu olur ve galiba yeni bir şiir daha yazarak "Sana, bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair" adlı yurt ve insan sevgisiyle dolu ünlü şiirini bir adım ileri taşırdı. İleri derken şunu kastediyorum: Erdem Bayazıt bu coşkun sesli şiirinde esasen çok sevdiği vatanının ve ülkesinin insanlarının saf, onurlu, namuslu ve fakat mağdur ve mahzun hallerini anlatıyordu. Çok sevdiğim Romanya"lı yazar Panait Istrati"nin "Baragan"ın Dikenleri" adlı nahif romanında kahramanına sıkça söylettiği bir söz vardır: İyi memleket, kötü idare! Bayazıt"ın andığım şiiri de iyi memleket, iyi insan, kötü idare dedirtir okuruna.

Ne yazık ki bir başka milletvekili de 4 milletvekilimizin Meclis"teki koltuklarında başörtüleriyle oturdukları bu mutlu günü kastederek, "karanlık bir gündü" demiş. Duyunca bu sözü de yıllar öncesinden bildiğimi hatırladım ve bakın nasıl çarpıcı bir "yabancılaşma" tablosu çıktı karşıma.

Büyük devlet adamı ve yazar Süleyman Nazif, İstanbul"un önce İngilizler, sonra Fransızlar tarafından işgal edildiği günlerde söylemişti bu sözü. Fransız işgal komutanı bir beyaz ata binmiş olarak gemiden inmiş, düşman işbirlikçisi bir gurup hain tarafından da "Yaşa var ol kurtarıcımız!" diye alkışlarla karşılanmıştı o gün. Sonra da tantana ile Galata"ya yürümüş, oradan da geçenlerde çirkin varlığı ortadan kaldırılan İstiklâl Caddesi"ndeki bir binada "İstanbul"u işgal edişlerini kutlama balosu" düzenletmişti. O binanın adı son yıllarda "Emek Sineması" diye biliniyordu.

Yeni Cami duvarının dibinden, Fransız işgal komutanının böyle alkışlar, konfetiler eşliğinde karşılandığı bu acı sahneye gözyaşları içinde şahit olan Süleyman Nazif, ertesi gün o meşhur "Kara Bir Gün!" yazısını kaleme almış; işgalci sansürünü de delerek gazeteye koymuştu. "Emek Sineması"nın hatırası var, yıkılamaz!" diye eylem yapanlar işte bu çirkin binayı ve o kara günün sözde hatırasını mı kastediyorlardı, sorulmaya değer.

Peki ya o "sayın" vekil, Meclis"e başörtüyle girildiği günü hangi zihinsel hatırayla "kara gün" olarak nitelendirmiş olabilir? Soruyu ilginç kılan bir tarihî gerçek de şu ki, yurdumuzu işgal eden Batılı Hıristiyan güçler, bilhassa Fransızlar, işgal ettikleri İslam toprakları ve şehirlerinde ezanı ve başörtüyü "öncelikle" yasaklamak istemiş, bunda yer yer başarılı da olmuşlardır. Mesela Tunus"ta başörtüsüyle bırakın çalışmayı veya Meclis"e girmeyi, sokağa çıkmayı bile yasaklatmışlardı. "Yerli Fransız" diyebileceğimiz Tunus"un eli kanlı diktatörü Zeynelabidin Ali, en az bizim Gezi parkı saldırganları kadar başörtülü düşmanıydı.

Kahramanmaraş"ta, devriye gezen işgalci Fransız askerleri de sokakta özgürce gezen Müslüman Türk kadınlarının tesettürüne müdahale ederek yüzlerinden peçeleri zorla çıkartmaya kalkışmışlar, bunun üzerine Sütçü İmam"ın izzetli davranışıyla Maraş"ın kurtuluş savaşı başlamıştı. Geçenlerde de yazdım, Maraş asıl şimdi kurtulmuştur.

Süleyman Nazif"in ruhu şad olsun! Bugün yurdumuz için "ak bir gün"dür artık. "Kara bir gün" deme sırası ise yerli işbirlikçi kalıntısı zihniyetiyle yaralanmış ve yabancılaşmış olanlardadır.

11 yıl önce
Ak gün kara gün
Kudüs’ün Ressamı: Sliman Mansour
"Ney değil neyzen değil nâyı nâlân eyleyen Aşkıdır Mollâ-yı Rûm"un, nâyı nâlân eyleyen"
Hacı Bayram’dan kaçırılan Kâbe imamı
Doğu Türkistan’a da baksak, göreceğimiz şey
Madalyonun öbür yüzü