
Alper Görmüş, yazarı olduğu Taraf gazetesini eleştirirken ne kadar hakkaniyetliyse, eleştirmekten vazgeçerken de o kadar hakkaniyetli olduğunu gösterdi.
Eminim Taraf"tan hazzetmeyenler bundan hoşnut olmamışlardır.
Ben onlardan değilim.
Hatta gazetesini eleştirmekten vazgeçme nedenini daha çok çok sevdim.
Bahsi diğer ama kıymet hükmümü söyleyeyim: Hiçbir köşe yazarını çalıştığı gazeteyi eleştirmedi diye sıygaya çekmem; gazetesini eleştirenleri de alkışlamaktan imtina etmem.
Elbette eleştirilere yüzünü buruşturmayan gazete yönetimini de alkışlarım.
Alper Görmüş eleştirinin dostluklara zeval verme endişesini gazetesi özelinde yaşamadığını dünkü yazısında şöyle dile getirdi: "…başta Ahmet Altan ve Yasemin Çongar olmak üzere, bu gazeteyi yönetenlerin, eleştirinin samimi olduğuna kanaat getirmeleri durumunda, velev ki haksız olduğunu düşünsünler, eleştirinin sahibine karşı duygularının ve davranışlarının değişmeyeceğine inanıyordum.."
İnandığında da yanılmamış, ne güzel.
Daha da güzeli şu: "Orada burada benim "Taraf"a savaş açtığım"(…) türünden zırvaların dolaştığı günlerde, telefonda Ahmet Altan"la ancak kardeşler arasında cereyan edebilecek sıcaklıkta telefon görüşmeleri yapıyorduk.." (Alper Görmüş, 9 Kasım 2012 Taraf)
Sizi bilmem ama bu satırları okuyunca benim Ahmet Altan"a saygım arttı.
Budur işte dedim; ve tekrarladım: "Ne güzel!"
Alper Görmüş bu "güzelliği" vukufiyetle tanımlıyor: "Eleştiriyi "düşmanlık" sayan bir rejimin zihniyet kalıplarıyla büyümüş ve farkında olmadan onu tevarüs etmiş "sağcı", "solcu", "muhafazakâr" vb. zevatın asla algılayamayacağı bir hâl.."
Keşke sevgili Ahmet Altan"ımızın bu güzel hâli, Orhan Miroğlu"nu da kapsasaydı.
İlk fırsatta Miroğlu"ndan malum eleştirilerinin intikamını almak istercesine, "Sakık, Miroğlu ve Akit nasıl bir araya toplanabildiler.." demeseydi.
Zira bu ifade insana ister istemez Erdoğan"a karşı son günlerde arz-ı endam eden ittifakı hatırlatıyor.
Neyse, konumuza dönelim.
Alper Görmüş"ün gazetesine yaptığı eleştiriden çok bu eleştiriden vazgeçme nedenini sevdim, demiştim, değil mi?
Taraf yazarı "nedenini" dünkü yazısında şöyle açıkladı: "Asıl neden, Şemdin Sakık"ın Ergenekon mahkemesindeki tanıklığını, Ahmet Altan gibi benim de, devlet içinde birilerinin Taraf"a yönelik operasyonunun bir parçası olarak yorumlamam..."
Ve şöyle sürdürdü: "Vicdanım, devlet içindeki esrarengiz kanatlardan, belki hükümetten birilerinin de bilgisiyle Taraf"a karşı açık bir operasyonun sürdürüldüğü koşullarda, bu diziyi burada kesmem gerektiğini söylüyor bana.."
Ben de kaç zamandır Erdoğan"a karşı bir kampanya başlatıldığını söylüyorum.
"Erdoğan Ankaralılaştı" diyen liberaller ve "Erdoğan özgürlüklere sırtını döndü" diyen Kürt siyasal hareketinin temsilcileri, "Erdoğan Cumhuriyete karşı" diyen ulusalcılarla (Erdoğan karşıtlığında) nasıl böyle senkronize olabiliyor?
Liberal aydınlarımız (hülasa edecek olursak) "Erdoğan çok değişti; eskiden demokrattı, şimdi despot oldu" diyorlar.
Acaba öyle mi yoksa "değişti" denilmesine karar mı verildi?
2006"da Terörle Mücadele Yasası tahkim edilirken, 2007"de Öcalan"ın idamı meydanlarda polemik konusu yapılırken demokrattı da, kanın durması uğruna gerekirse İmralı"yla da görüşülür, deyince despot mu oldu?
2008"de "Tek millet dedik, tek bayrak dedik, tek vatan dedik, tek devlet dedik. Buna karşı çıktılar. Buna karşı çıkanın Türkiye"de yeri yok. Buyursun istediği yere gitsin.." derken özgürlüğü savunmuş oluyordu da, "Oslo süreci yeniden başlatılabilir" deyince "20 milyon Kürdü hapishaneye doldurmak" istemiş mi oluyor?
Eleştiride kriter samimiyetse, samimiyet bu mantığın neresinde?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.