
Son yazımda modern kapitalist ekonomilerin, “insanlığın büyük ilerlemesi “olarak târif edilse de, esasta insan fitratına ve tabiata aykırı bir iddia ve pratikler zinciri olduğuna işâret etmiştim. Kapitalist ekonomiler, Marx’ın da işâret ettiği üzere bir “üretim fetişizmine “dayanıyordu.
Marx bu kavramı düşünerek, emin bir şekilde kullanıyordu. Fetiş; mâlûm, onu taşıyanın zihninde “yanlışlanmasına”, hattâ “kötülenmesine” rağmen kurtulamadığı bir dizi takıntıyı, iptilâyı anlatır. Bu açık çelişki insanlığa sârî olarak gelişir ve topyekûn bir yabancılaşmaya evrilir. Kaçarı yoktur: Emek, içinde bulunduğu üretim tarzına ve üretim ilişkilerine yabancılaşacaktır. Pekiyi, onu acımasızca sömüren kapitalist birikimci bu yabancılaşmanın dışında mı kalacaktır? Hayır.. O da yabancılaşmadan payını alacaktır. Hâsılı, hem emek hem de kapitalist, kapitalist üretim sürecinde târihin nesnelerine dönüşeceklerdir.
Her fetiş, geniş çaplı estetizasyonlara sâhiptir. Fetişe tahammül bu estetizasyonlar sâyesinde mümkün olabilir. Tuhaf olan, işin bilincine sâhip olsa da Marx’ın bundan nasibini almış olmasıdır. Marx’ın, başta 1844 yazıları olmak üzere gençlik yazıları, olgunluk yazılarından bir hayli farklı seyreder. Marx, bu tahlillerde hâlâ Proudhon ekseninde düşünüyor ve kapitalizmi insan fıtratı ve tabiata aykırı bir gelişme olarak değerlendiriyordu. Üzerinde en fazla durduğu mesele de yabancılaşmaydı. Ama, sonraları, katı bir pozitivist ve Aydınlanmacı olan, Anti-Dühring’de Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm ayrımını yapan Engels’in tesiriyle bu çizgiyi terk etti. Kapitalizmi, târihin en büyük çaplı ilerlemesi olarak tanımlamaya başladı. Marxolojinin en mühim kanatlarından birisini oluşturan Frankfurt Okulu’nun başat iki figürü olan Adorno ve Horkheimer birlikte yazdıkları, Aydınlanmanın Diyalektiği’inde, ustaları Marx’ın bu dönüşümünü, kendi metodolojisi olan diyalektik düşünceden bir sapma ve esaslı bir hatâ olarak değerlendireceklerdir.
Marx, kapitalizmi, insanlığa ağır bir bedel ödetmesine rağmen, târihsel dönüşüm için eşsiz bir fırsat olarak algılıyordu. Kapitalist üretim tarzının çelişkilerinin onun sonunu getireceğine, işçi sınıflarını bilinçlendirerek devrimi kolaylaştıracağına inanıyordu. Sosyalist pratik, âdeta kapitalizmi dönüştürerek, onun çelişkilerini çözerek, onu olumlayarak ilerleyecekti. Bunun için sosyalist pratik kaçınılmaz olarak ileri bir sanayi medeniyetiyle eşleşecek; bunun “çilesi” aşıldıktan sonra ileri bir teknoloji üzerinden bolluk sağlanacaktı. Bunun paylaşımı da “herkesin ihtiyacına göre” olacaktı.
Stalin’in Sovyetler Birliği’ni kalkındırma pratiklerinin elbette Marksist bir arka plânı vardı. Farkına varılmayan; varılsa bile görmezden gelinen, sürecin fetiş karakteriydi. II.Genel Savaş sonrası, ideolojik düzeyde sergilenen İki Kutupluluk aldatıcıydı. Batı ve Doğu’yu kuşatan ilke aynıydı: Kalkınma fetişizmi… Bunun yarışı yapılıyordu. Bakalım, hangisi kazanacaktı? Batı’nın “yeniden bölüşümlü” demokratik modeli mi; değilse Doğu’nun “yeniden bölüşümsüz” totaliter -otoriter modeli mi? Bu fetişistik yarış 1980’lere kadar sürdü. Keynes 1946’da ölmüştü. Ama Keynesçilik yaşıyordu. Keynesçiler muhtemelen bu sahte iki kampın yarışını kıs kıs gülerek seyrediyorlardı. Seneler sonra Nixon, boşuna “Aslında hepimiz Keynesçiydik” îtirâfında bulunmadı.
Yarışın son etâbına kadar Sovyetler öndeydi. İktisatçı Samuelson, 1970’lerde bedbin bir şekilde “Kabûl edelim ki kaybettik” diye yazmaktan kendisini alamamıştı. Ama, on seneler içinde Sovyet sistemi çöküverdi. Çünkü ağır merkezîleşme ve bürokratikleşmeyle berâber üretime acımasızca koşulmuş yığınların yılgınlığı,kapitalizmin ihtiyaç duyduğu verimliliği ortadan kaldırmıştı. Muzaffer görünen Batı’ydı. Süreci böyle okumak yanıltıcıdır. Çünkü, aynı zaman zarfında Batı da bürokratik sanayi medeniyetinin krizlerini yaşıyordu. Avrupa bürokrasisi, Sovyet bürokrasisine göre daha az katıydı. Ama, esasta aynı çelişkiyi taşıyordu. Fransız ve Alman bürokrasisinin nâmını biliyoruz. Buna bir de Ren kapitalizmine has yeniden bölüşümün sermâye ve işgücünün verimliliğini düşüren tesirleri eklemleniyordu. Verimlilik artışını sağlamak adına piyasaya sürülen karşılıksız paralar da sadre şifâ olmuyor, ekonomilerde istenen verimlilik artışını doğurmuyor; üstelik, yarattığı hiper enflasyonla beklenenin tam tersine üretilenleri değersizleştiriyordu.. Para kaynakları(mâlî oligarşiler) reel üretimden ümidini kesti ve kredi kapitalizmi üzerinden kendi oyunlarını oynamaya başladı. Bunun da sonu yoktu. 2008 sonrası yaşananlar para oyunlarının da sonuna gelindiğini gösteriyor.
Çin odağında yapılan, üretimi yeniden verimlileştirmekti. Bunun yolu da ucuz emek kaynaklarıydı. Çünkü kapitalist modelin verimlilik yakalamasının başka yolu olmadığı artık biliniyor. Çin, daha evvelki pratiklerin kısır çevrimine girmeden, yeniden bölüşümü kısarak bunu nereye kadar sürdürebilecekti? Problem buydu.
İmdâda 1950’lerden beri aşama aşama gelişen, ama 1990’larda patlama yapan ve yavaş yavaş reel ekonomileri ve onun dayandığı mühendislikleri yıkan chip devrimi girdi. Bugün parasal kaynaklar ile dijital teknoloji evleniyor. Nikâh ise Silikon Vâdisi ile Çin’i buluşturan Pasifik’te kıyılıyor. Ticârî kapitalizm ve sanayi kapitalizminin yerini teknolojik kapitalizm alıyor. 21.Asrın ortalarında geçiş tamamlanacak gözüküyor. Ama fetişizm devâm ediyor. Kalkınma temelli ekonomi fetişizminin yerini teknolojik fetişizmi alıyor. Kalkınma tecrübesinin bunalttığı ve yabancılaştırdığı insanlığın yerini ise yapay zekâ ve robotik bir dünyâ.… Estetizasyon ise had safhada. Buna bâzıları büyük bir ilerleme , hattâ bir kurtuluş olarak bakılıyor. Daha ılımlılar ise ,tıpkı o devrilerde şâha kalkan sanayiye bakan Marx’ın yaptığı gibi büyük bir fırsat olarak bakıyor. Film başa sarılmış vaziyette..Sanayi kapitalizmi esnâsında hiç değilse zihnimize ve ruhûmuza sâhiptik. Artık zihnimizi boşa çıkaran üst zihinleri kurmanın peşindeyiz. Bu fetiş, korkarım ki insanlığa çok ama çok büyük bir bedel ödetecek. Hem de telâfisiz…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.