
16-20 Nisan tarihleri arasında Bahçeşehir Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları Merkezi (MEDAM) ve Makedonya Bilimler ve Sanatlar Akademisi''nin (MANU) birlikte organize ettikleri "Evliya Çelebi''nin Balkanları" başlıklı uluslararası kongrede "Evliya Çelebi ve Musiki" başlıklı bir tebliğ sunumu için yolum tam 32 yıl sonra yeniden Rumeli''ye, Üsküp''e düştü. 1980 yılında henüz ondokuz yaşında bir genç olarak, biraz da o zamanın ideolojik takıntılarımın iteklemesiyle Üsküp''e gitmiştim. Üsküp''te Ali Amca diye tanıdiğımız ak saçlı bir Üsküplü Türk''ün işlettiği Sar Otel''de epey kalmıştım. O zamanlar Üsküp''ün eski bir Osmanlı şehri olduğunu daha fazla hissedebiliyordunuz. Şimdiki gibi bir medeniyetin izlerini yok etmek i çin adeta kasten dikilmiş hissi uyandıran yüksek binaların olmadığı, Vardar Nehri''nin kıyılarının henüz işgal edilmediği ve camiilerin tam bir İslam şehri silueti oluşturduğu o eski Üsküp''ün yerinde yeller esiyor. Bu güzel sehirdeki Türkler, ne yazik ki ancak yüzde dörtlük bir azınlığı oluşturuyorlar. Yüzde otuz-otuzbeş oranında Arnavut var Üsküp''te... Geri kalan yüzde altmış-altmısbeşlik oranı da Makedonlar oluşturuyor. Arnavutlar''ın neredeyse tamamı Müslüman ve Üsküp''teki bu etnik dağılım, Makedonya genelinin küçük bir örneği. Ama daha da üzücü olan şey, bir zamanlar bu ülkenin ve bütün Balkanlar''in efendisi olan Türkler''in bugün çok zor şartlar altında yaşıyor olmaları. Bu hüzün verici durum, Balkanlar''da yaşayan Türkler''in kalbini ağlatan en önemli sebeptir. Başlık konusunda ilham veren bu hüzünlü ama güzel Rumeli türküsü, güler yüzlü, sıcacık ve tertemiz ama hüzünlü Rumeli insanının, Osmanlı''nın Rumeli''deki gücü ve etkisinin zayıfladığı zamanlardan bu yana süregelen hüzünlü hayat hikayesini özetlemektedir aslında."Yüzü güler, ama aslında kalbi ağlar". Rumeli insanı böyledir. Zariftir, ince ruhludur, nice hüzünler yaşadığı için de hüzünlerini tam bir Müslüman tevekkülü ile içine atar... Bu olgunluğu ve mütevekkilliği sayesinde hüzünlerini tebessümle örtbas etmeyi basarir. Kendi rahmetli ninemden, yani babamın babaannesinden bilirim. Çocuktum... Rahmetli Bedriye Nineme yetiştiğimde ve onun anlattıklarını dinlediğimde rahmetli 100 yaş civarındaydı ve 93 harbinde genç kocasını askere gönderdikten sonra Ruslar''ın elinden canını zor kurtarmış ve kendisini ailesiyle birlikte güç-bela Meriç Nehri''nin bu yakasına atmayı basarmış bir Osmanlı kadınıydı. Bir daha genç kocasını ömrünün sonuna kadar göremedi çünkü –Allahu a''lem- babamın rahmetli dedesi, cepheden cepheye koşan Osmanlı ordusunun bir neferi olarak, cephelerden birinde toprağa düşmüştü. Nur icinde yatsın rahmetli nineciğimin anlattıklarını şimdi hatırlıyorum da, tüylerim ürperiyor. Halbuki benim tüylerimi ürperten bu olayları dünyaya geldikten Türkiye''ye sığınana kadar hep yaşamıştı. Her Rumeli insanının hayatında, geçmişinde, dedelerinin, ninelerinin hayatlarında böyle hüzünlü hikayeler vardır... Rumeli insanı hüzünlere alışkındır... Kalbi yüzyıllardir kan ağlar... Ama yüzü de güler. Hiçbir şey olmamış gibi hissetmenin umursamazlığı ile mi yüzleri güler sanıyorsunuz ? Tabii ki hayır... bilakis Allah''a tevekkül ve olgunluğun sonucu ve acılara kanıksamış oldukları için.
Bugün Balkanlar''da bu hüzün devam ediyor. Demek ki genç kuşaklar, büyüklerinden devraldıklari hüzün mirasının anlamını idrak etmişler ve bu mirası koruyorlar ve hepsinin yüzleri tatlı tatlı, içtenlikle gülse de aslında yürekleri kan ağlıyor. Rumeli''de Türkler azınlıkta, evet ama yaşiyorlar ve yurekler atmaya devam ediyor. Kemiyyet önemli değil, keyfiyyet önemli. Bu kalpler samimiyetle atmaya devam ederse, inşaallah bir gün Mehmed Akif''in "Sultan-i Şuheda" olarak adlandırdığı yeni bir Murad Hudavendigar geliverir. Eğer bir yerde küçük de olsa bir hayat alameti varsa ve bu hayat alameti, azimle, duayla var olmaya devam etme çabasındaysa Allah bu küçücük hayat alametinden kocaman bir devlet ve medeniyet vareder. Edemez mi sanıyoruz? Eder. Çünkü daha önce etmiş ve hiçbir samimi çabayı karşılıksız bırakmamış. Bu bana küçük bahçemde ki ceviz fidanıyla yaşadığım hikayeyi hatırlatıyor. Bahçemin tam kenarında, bahçe duvarının ve umuma ait beton yolun dibinden bir ceviz fidancığı cıkmış ve besbelli büyüdüğünde duvarı ve beton yolu yıkacak. İlk gördüğümde bu fidancığın büyüdüğünde duvarı ve yolu nasıl yıkacağını tahmin ederek, biraz da istemeye istemeye kökünden kestim. Sorunu hallettiğimi düşünüyordum ki birkaç ay sonra bir baktım ki aynı yerden fidan yine çıkmış ve büyüyor. Bir daha kökünden ve bu defa daha derine inerek kestim. Inatçı bir ceviz fidanına çatmıştım. O büyüdü ben kestim... O yine büyüdü ben yine kestim... O çıkacak bir yer buldu ben de kesecek bir balta buldum. Bu restleşme beş veya altı defa devam etti. Sonunda baktım olacak gibi değil, minik fidanın bu inanılmaz var olma ve yaşama çabasını farketmiş olarak ve onun bu yaşama ve varolma çabasına büyük bir saygı ve sevgi duyarak ve tabii yenilgiyi kabul ederek onu kendi haline bıraktım. Ne yaptımsa yok etmeyi başaramadığım bu ceviz fidanının inanılmaz cabasını takdir ederek mağlubiyetimi kabul ettim. Şimdi benim sevgili ceviz fidanım duvarı ve beton yolu daha da tehdit ederek büyüdü, büyüyor. Anladım ki bir yerde minicik de olsa bir hayat alameti ve tohumcuk varsa, bu tohum toprağın üstüne çıkıp var olmayı samimiyetle istiyorsa, Allah bu samimi isteği karşılıksız bırakmıyor. Makedonya''da ve Balkanlar''da kokunden kesilmeye calışılan altıyuzotuz yıllık ağaç koklerini toprağın derinliklerine salmışsa, hayat alametleri taşıyor ve taze filizler vererek varolma isteğini samimiyetle gösteriyorsa, bu samimi çabayı hiç kimse görmese Allah görür. Zaten onun görmesi yeterli değil midir?
Burası Makedonya... 19 Nisan Perşembe gecesi ve yerel saatle 02:00. Ohrid Gölü''nün kenarında bir otelin lobisinde Q klavyeli bir bilgisayar ve ben. Yarın sabah yola cıkacağız, yazımı en geç bu gece göndermeliyim ki baskıya yetişsin ve bu yazıyı gece gerçeklestirdiğimiz Evliya Celebi konulu konserde Bora Uymaz ve Seyyah Grubu''nun Evliya Celebi dönemi repertuarı dışında okuduğu hüzünlü Rumeli türkülerinin bende uyandırdığı derin hüzün halinin etkisiyle yazıyorum. Rahmetli Bedriye ninemi ve onun kimbilir hangi cephede kaybettigi gencecik kocasının hüzünlü hikayesini ve bütün Rumeli Türkleri''nin türkülere yansıyan hüzünlü hikayelerini... gülen yüzlerini ve ağlayan kalplerini hatırlayarak.
Makedonya Cumhurbaşkanı Sayın Gjorge Ivanov''un yüksek himayelerinde gerçekleşen "Uluslararası Evliya Celebi''nin Balkanları" konulu sempozyum çok verimli geçti. İki ülke arasındaki ilişkilerin daha iyiye gittiğini gözlemledik. Başta MEDAM ve MANU yetkilileri, Prof. Dr. Bekir Karlığa hocamız ve MANU Baskanı Prof. Dr. Vlado Kambovski olmak üzere herkese, Danısma Kurulu ve Düzenleme Komitesi üyelerine, Konferans Sekreteryası''na, Konferansın Makedonya''daki calışkan ve fedakar neferi Prof. Dr. Numan Aruc''a, bütün organizasyonu kusursuz biçimde gerçekleştiren Sayın Agah Karlığa''ya ve emeği geçen, Evliya Celebi''yi yaklaşık üçyüzelli yıl sonra yeniden Balkanlar''a... Üsküp''e getiren herkese, tebliğlerinden çok önemli ve değerli şeyler öğrendiğim akademisyenlere, araştırmacılara teşekkür ediyorum.
"Biz bir ceviz ağacıyız Makedonya parkında..."
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.