Der ki: “
İlk maaşımı alınca babama götürdüm
. Elini öpüp parayı yanına bıraktım. O da dua ederek iade etti. Pazara gidip bir tepsi Ankara balı alarak eve getirdim. Cenâb-ı Hakk bundan dolayı memuriyet hayatımda hiç acı göstermedi.”
*
Maaşını aldı mı mutlaka kırkta birini zekât olarak ayırır.
Hemen verir. Beklemek yok. Hal adamı.
Öğretmen olarak atandığı her okulda en çok sevilen hocadır.
Hayatı üzerinde en etkili kişi Mehmed Âkif.
Biri “
kıravatın ne güzelmiş hocam” deyince: Al senin olsun oğlum, diyerek çıkarıp verirdi
.
Mehmet Akif'ten nakleder: “
Sigara terk edilmez. Ancak onunla mütâreke yapılır
.”
*
Zekât anlayışı ilk sûfilerinkine benzer.
Ebu Bekir Şiblî'ye sormuşlar: Beş devenin zekâtı nedir?
Cevap vermiş:
Şer'î ölçülere göre bir koyun, farz olan bu. Ama bize göre hepsini vermek lâzım
.
Delilin nedir? Kime uymaktasın?
Hz. Ebu Bekir'e. O nesi varsa Hz. Peygamber'e getirdi. Çocuklarına ne bıraktın sorusuna: “Allah ve Resulünü” dedi.
*
Talebesi Mustafa Uzun'a ilk maaşını alınca bana gel, der.
O da bir kutlama veya yemek olacağını düşünür.
Hoca paranın yüzde iki buçuğunu ayırıp hemen zekât olarak vermesini söyler.
-Hocam benim etim ne budum ne? Bana zekât mı düşer, diyecek olur.
Cevap: Sen memur adamsın. Ayın on beşine varmadan maaşın biter.
Nisâb-ı şer'iyi beklersen ömür boyu zekât veremezsin. Oysa fakir fukaranın buna ihtiyacı var. Fakir fukara bekleyemez. Elini vermeye alıştır.
*
Herhangi bir sebeple evine bir hizmet için gelenlere, bir işi için bir yerlere gönderdiklerine mutlaka yol parasını verirdi. Hocam ne gerek var? Zaten benim yolumun üstü, diyenlerin itirazını kabul etmez mutlaka verirdi.
*
Bir gün Kadıköy'deki balıkçısından kalkan balığı alır
. Evde yüz bulamayacağı için Yeldeğirmeni semtindeki yaşlı hanım akrabasına götürürler. Orada pişirip yiyeceklerdir.
Hoca Erünsal'a der ki:
- Tatlıcıya git, bir kilo öldürücü alıp gel.
- Öldürücü nedir hocam, ben bilmiyorum.
- Helva, helva!
Gerçekten balığın üzerine helva iyi gider.
*
Hayat düsturu ise kısaca şöyledir:
“Üzerimde başkasının hakkı var mı?
Yapacağım iş Hakk'ın rızasına uygun mu?”
Üst tarafı sahibinin bileceği şeydir.
*
Sormuşlar: Keskin bir hafızaya nasıl sahip olunur?
-Evladım biz Osmanlı mektebine gittik.
İlk gün yolda nasıl yürünür; bunun kaidesini öğrettiler.
Göz ayağın ucunda olacak yürürken. Gözümüz hep ayağımızın ucundaydı. Hep önümüze bakardık.
Sizler boyuna etrafınıza bakıyorsunuz.
… … Ona bak, şuna bak. Sizde hafıza olmaz.
Günahı göz işler de belasını gönül çeker.
Gözler bakar, gönül rahatsız olur ve hafıza zayıflar.
*
İyi bir Müslüman olmanın tarifini yapmıştı bir sohbetinde.
'Kıl beşi kurtar başı. Ye helal aşı, yap her güzel işi. Ol müminin kardeşi, kurtar başı' şeklinde formüle etmişti.
*
Şu cümlesi manidardır:
“Allah'ın ve Rasulü'nün istediği Müslüman cami içinde anlaşılmaz.
Müslümanın hakiki ölçüsü cami dışındaki, işlerinden meydana çıkar”
*
Yaz başında bir takım alır. Sonbahar geldi mi onu bir fakire verir.
Yenisini alır. Böyle yapar.
*
Her sınıfta tekrarladığı veciz bir veli tarifi vardır: Velî kimdir?
-Ak baldırla sarı altına tahammül edebilirsen velisin!
*
: 1895 İstanbul doğumlu. Babası Medine ve Ankara kadılıkları yaptı. Annesi de kadı ve şeyhülislâm yetiştirmiş bir aileden.
Eczacılık, Kimya ve Hukuk Fakültelerine bir süre devam etti. Sonunda Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi.
Çamlıca Kız Lisesi Edebiyat öğretmenliğinden 1960'ta, 65 yaşında yaş haddinden emekli oldu.
İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü İslâmi Edebiyat hocalığı, ardından Tasavvuf Tarihi hocalığı yaptı. (1960-70)
9 temmuz 1974'te vefat etti, Sahra-yı Cedit Mezarlığı'na defnedildi.
Bu hafta onun 41'inci ölüm yıldönümüydü.
Rûhu şâd mekânı cennet olsun.
Günün sözü
Güvercin güvercinle, şâhin şâhinle uçar. Mahir İz