Yazarlar İrtica terörü

İrtica terörü

Yusuf Kaplan
Yusuf Kaplan Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Önceki yazımda, Nietzsche''den kışkırtıcı bir alıntı yapmıştım. Üstad, Alman toplumu örneğinden kalkarak, hem bir ruha sahip olma ihtiyacından, hem de bir ruha sahip olma cesaretine sahip olmaktan sözediyordu.

Soru şu: Türkiye''nin bir ruhu var mı? Meselâ laiklik, Türkiye''nin ruhu olabilir mi? Laiklik, nerede, kimin ruhu olmuş ki, Türkiye''nin ruhu olabilsin? Kaldı ki, laiklikle ruh, yan yana gelebilecek şeyler midir?

Batı dünyasında laikliğin daha felsefî formatı ve temeli olan sekülerlik, zaten ruhu yok etmiş bir şeydi. “Şey”di sadece. İnsanı “şeyleştiren” bir “şey”. İnsanı, önce Tanrı''nın yerine yerleştiren, sonra da makinaya, araca, arzularına teslim eden, köle kılan bir hiçbirşey.

Sekülerlik, Kilise Hıristiyanlığı''nın akıl almaz çelişkileri ve tasallutu altında insanlığını ve özgür iradesini kaybeden Batılı insan için, bir özgürleşme aygıtıydı. İnsanın özgürleşme aygıtı değil, insanın Kilise makinasından özgürleşme aygıtı.

Bu aygıt, döndü dolaştı, insanı, Weber''in “demir kafes”ine hapsetti. Hayatı anlamsızlaştırdı; Batılı insanın arayışının özgürlük arayışı değil, Kilise''nin tasallutundan özgürleşme, kurtulma arayışı olduğunu bilfiil ispatladı.

Batılı insan, sekülerleşerek özgürleştiğini sandıkça, ruhunu kaybetti. Ruhunu kaybettikçe, insanlığını yitirdi. İnsana, tabiata, dünyadaki bütün varlıklara, insafsızca saldırdı. Sonuçta, tabiatı da, diğer kültürleri ve medeniyetleri de durdurdu ve öldürdü. Batılı insanın yaptığı şey, aslında “kusursuz bir cinayet”ti/r. Kimse bunu konuşmuyor. İnsan, konuşabilecek durumda değil. Konuşabilecek bir şeyi yok insanın. Tanrı''yı öldüren insan, aslında kendisini, kendi ruhunu öldürdüğünü de farketmeliydi. Tanrısız bir dünya, herkesin ve her şeyin tanrılaşabileceği bir dünya olabilirdi ancak: Hobbes''çu bir dünya: İnsanın insanın kurdu olduğu, yaşanılamaz bir dünya. Ya da Darwinci bir dünya: Yalnızca güçlünün yaşayabileceği, diğerlerini alaşağı edebileceği bir orman.

Agnostik Susan Sontag, “insanın tahammül edemeyeceği en büyük cinayet, Tanrı''yı öldürmesidir” der.

Sekülerlik, Tanrı''yı öldürmekle, ruhu da, anlamı da, hayatın anlamını da, dolayısıyla hayatı da, insanı da öldürmüştür. Bu gerçek, sekülerliğin tek vatanı, Batı''da bugün çoktan farkedilmiştir.

Türkiye''de sekülerliğin, en kaba biçimiyle tatbik edildiği laiklik, tartışılamaz tek kutsal katına yükseltilmiştir. Olacak iş değil! Dünyaya yeniden ruh üfleyebilecek tohumların ekili olduğu bu aziz toprakta, bu ruhu yeniden ayağa kaldıracak şekilde tohumları yemiş verecek, meyve verecek şekilde yeşertmek varken, biz, bu ruhu yok etmeye, bu ruhun özünü, tohumunu barındıran İslâm''ı; İslâm''ın meyveleri, yemişleri demek olan tarih ve medeniyet hâsılasını unutturmaya çalışıp duruyoruz hâlâ!

İrtica numarasıyla İslâm''ı fena halde terörize ediyoruz; müslüman toplumu fena hâlde terörize ediyoruz!

Türkiye, tarihinin dönüm ve ayırım noktalarından birinin eşiğine gelip dayandı. Bu ülke bölünmenin, kardeş kavgasının eşiğine sürükleniyor hızla.

Bu ülkenin Genelkurmay Başkanı kalkıyor, terörün milleti terörize ettiği bir ortamda, irtica tehdidinden sözediyor. Olacak iş mi şimdi?

Ayrılıkçı terörün sorumluları bizleriz: Terörün sorumlusu, ülkede estirilen “irtica terörü”dür. İrtica tehdidi diye diye, milletin en muhkem ortak paydasını, millete ruh veren, bu ülkeye evlatlarını şehit vermesini mümkün kılan ruhu veren İslâm''ı hayattan, devlet yönetiminden, kültür hayatatından, eğitim hayatından uzaklaştırmakla bu milleti ruhsuzlaştırdığımızı, bu milleti etnik kimliklerin tuzağına düşürdüğümüzü; böyle yapmakla bu milleti birbirine düşürecek tohumları ekmiş olduğumuzu nasıl oluyor da göremiyoruz, anlayamıyorum doğrusu.

Sekülerlik, bölücü ve çatışmacı bir dünya taavvurudur: Sekülerlik, dünyayı, çıkar alanlarına böler: Sınıfların, etnik kimliklerin, ulkusal çıkarların çıkar ve çatışma alanlarına.

Sekülerlik, ruhu yok eder. Millet olma ruhunu da, ümmet olma ruhunu da, insan olma ruhunu da berhava eder. Ego-merkezciliği, hazcılığı, etnik kimliği, sınıfsal kimliği, ulusal kimliği kışkırtır. Sekülerliğin panzehiri, sadece İslâm''dır. Batılılar, bunu farkettikleri için, İslâm''ı tehdit ve tehlike olarak konumlandırmışlardır.

Ülkenin bölünme ve kardeş kavgasının eşiğine sürüklenmeye çalışıldığı bir ortamda, irtica paranoyası üzerinden neden hâlâ irtica terörü estirme vicdansızlığı ve insafsızlığı göstermemiz, bırakınız bir ruha sahip olmayı, bir ruha sahip olma cesaretine bile aslâ sahip olamayacağımızı göstermez mi; ve böylesi bir vaziyetteyken, irtica tehdidinden sözetmemiz, kendi ayağımıza kurşun sıkmak değil de nedir?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.