Osmanlı çekildi, tarih durdu; şimdi...

00:0014/11/2006, Salı
G: 28/08/2019, Çarşamba
Yusuf Kaplan

Amerikalılar (ve Avrupalılar), dünyayı kaosun eşiğine sürükleyen ve cehenneme dönüştüren mevcut güçlerini Osmanlı / İslâm medeniyetinin fiilen tarih sahnesinden çekilmesine, Osmanlı''dan boşalan vakumu doldurma çabası içinde olmalarına borçlular. Bu yakıcı gerçeği görebiliyor olmalıyız artık.Osmanlı / İslâm medeniyeti tarihten çekildi ve tarih durdu: İnsanlığın başkalaşarak ve köleleşerek değil, kendi/leri olarak tarihin yapılmasına yapacağı katkı bir ânda imkânsızlaştı. Şu ân elbette ki “tarih”

Amerikalılar (ve Avrupalılar), dünyayı kaosun eşiğine sürükleyen ve cehenneme dönüştüren mevcut güçlerini Osmanlı / İslâm medeniyetinin fiilen tarih sahnesinden çekilmesine, Osmanlı''dan boşalan vakumu doldurma çabası içinde olmalarına borçlular. Bu yakıcı gerçeği görebiliyor olmalıyız artık.

Osmanlı / İslâm medeniyeti tarihten çekildi ve tarih durdu: İnsanlığın başkalaşarak ve köleleşerek değil, kendi/leri olarak tarihin yapılmasına yapacağı katkı bir ânda imkânsızlaştı. Şu ân elbette ki “tarih” / zaman akıp gidiyor: Ama bu tarih, insanlığın ortaklaşa ürettiği bir tarih değil. Yalnızca Batılıların ürettikleri bir tarih; burada, insanlığın kültürel renkleri, zenginlikleri, ürünleri aslî hüviyetleriyle yok artık.

Batı''nın küreselleşme ideolojisi, neo-liberal, neo-pagan / neo-seküler dünya, insan, kâinât ve Tanrı algısı ile dünya tarihini tek başına yapıyor.

Küreselleşme ideolojisi, yalnızca bilinçaltına hitap eden, ayartıcı, baştan çıkarıcı, sığ, bayağı, dünyanın sorunlarına duyarsız, yabancılaşmış; kendi için yaşayan, kendi-içine, kendi arzularının ve hazlarının tatminine kendisini kilitleyen, benmerkezci, yalnızca kendi çıkarını düşünen, başkalaşmış, insan-altı bir insan tipi üreten neo-pagan ve neo-seküler kültürü dünyanın tek kültürü hâline getirmeyi ve diğer kültürleri dümdüz etmeyi başardı. Sartre''ın deyişiyle, “başkaları cehennem” artık.

Küreselleşme ideolojisi, sanıldığı gibi, kitlelerin küresel düşünmesine değil; aksine küresel olarak tüketmesine ve tükenmesine yol açıyor. Bu kültür, üretici değil, her bakımdan tüketici bir kültür: Hem insanın varoluş serüvenini tüketiyor; hem diğer kültürleri düzleştirerek onların varolma, yaşama, insanlığa katkıda bulunma imkânlarını tüketiyor, hem de dünyamızı yağmalayarak, tam bir kaos ortamına dönüştürerek insanların duyarlıklarını, insanî özelliklerini, insanlık-dışı işgal, sömürü ve katliamlara itiraz etme imkânlarını, özelliklerini tüketiyor, yok ediyor.

Oysa küreselleşme süreci, aslında, küresel düşünebilme imkânları da sunuyor. Ama bu imkânı kitlelerden çok elitlere tanıyor.

Küreselleşme zamanı, gerçekte, yeni kabileler zamanı. Tıpkı eski kabileler zamanında olduğu gibi, sınırlarla çevrili. Küreselleşmenin sınırları ortadan kaldırdığı iddiası, bu anlamda, yalnızca sanal bir şaka.

Küreselleşme, ürettiği tektipleştirici, aynîleştirici kültürle, insanlığı sınırlıyor; insanlığın varoluş serüvenini kendi sınırları içine hapsediyor.

Küreselleşme ideolojisinin üreticileri, yalnızca Amerikalı elitler değil, aynı zamanda, tüm dünya ülkelerinin elitleri. Ama bir farkla: Amerikalı elitler, efendi; diğerleri ise Amerikalı efendilerin/in gönüllü hizmetçileri ve köleleri.

Hizmetçilerin ve kölelerin söyleyecekleri bir şey yok; “olamaz” da zaten. Amerikalı efendilerinin söylediklerini tam bir papağan gibi tekrarlamak, tek marifetleri. Sözgelişi, Amerikalı efendiler, “küresel terör” parolasıyla İslâm''ı küresel sistemin önündeki en büyük tehdit olarak tayin etmişlerse, Amerika''nın dışındaki bütün küredaş, kalpleri taşlaşmış gönüllü köleleri de, efendilerinden gelen talimatları aynen uygulamayı bir küreselleşme fiyakası olarak görüyorlar.

Yeni düşünür tipinin en parlak temsilcilerinden Berat Demirci, bu olguyu, “kızıl kuşak” servisi olarak tarif ediyor ve Türkiye''de, “irticayla mücadele” parolasıyla yola çıkan solcu / laiklerin nasıl Amerikan çıkarlarına hem de ayartılmış, başı dönmüş bir şekilde hizmet ettiklerini, bu köleliklerinden nasıl büyük bir haz ve keyif aldıklarını enfes bir şekilde tasvir ediyor bize (Berat Demirci''nin bu konuyu işlediği zihin açıcı bir yazısı, önceki hafta burada yayımlanmıştı).

Bir cenaze töreninde sahipsiz kalabalıklara “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganları attıran elitlere, yaptıkları işin, tüm dünyayı sekülerleştirme sürecinin bir başka adı ve adresi olan küreselleşme ideolojisinin başmimarı Amerika''ya, Amerika''nın çıkarlarına İslâm''ı ve Türkiye''yi kurban olarak sunmak ve bunun kölecesine başkalarına hizmet etmek olduğunu nasıl anlatacağız, bilemiyorum.