Seferberlik Tetkik Kurulu'ndaki soruşturma işlemleri yasalara uygun bir şekilde sürdürülürken HSYK üyesi Ertosun'un, STK'da soruşturma aşamasında arama yapılamayacağını, ancak yargılama sürecinde hakim veya mahkeme tarafından yapılabileceğini ifade etmesi ardından Genelkurmay Başkanlığı Hukuk Müşavirliği'nin aramayı durdurma telebi yargı üzerine bir kez düşünmemiz gerektiğini ifade ediyor
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast iddiasıyla ilgili olarak yapılmakta olan soruşturmanın ilginç bir seyir içine girmesi ve bunun bazı aktörleri üzerinde durmak ihtiyacının ortaya çıktığını ifade etmemiz gerekiyor. Öncelikle bir durum tespiti yapmakta yarar görüyoruz. Bir süre önce rütbeli iki askerin, Arınç'ın evinin de bulunduğu sokakta kuşkulu bir şekilde ve üzerlerindeki bazı notlarla yakalanması üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı olaya el koyuyor ve soruşturma başlatıyor.
Soruşturmada elde edilen ön bilgi ve belgeler ile yakalanan askerlerin Seferberlik Tetkik Kurulu isimli özel harple ilgili şaibeli bir birimde görevli olmaları savcılığı soruşturmayı derinleştirmeye sevk ediyor. Bu doğrultuda özel yetkili cumhuriyet savcıları Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 119. maddesi uyarınca şüphelilerin çalıştığı birimde arama yapılması için hakime başvuruda bulunuyorlar: Hakim de bu talebi dosya kapsamına uygun bularak arama kararı veriyor. Daha sonra arama yapılacak yerin 'devlet sırrı' niteliğindeki bilgi ve belgelerin bulunduğu yer olduğunun anlaşılması üzerine yine CMK'nın 125. maddesi uyarınca gizli nitelikli belgeler üzerindeki arama ve tespit işlemleri hakim aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Bu işlemlerden sonra Genelkurmay Başkanlığı, kamuoyunu aydınlatmak amacıyla, hukukçularının katkısıyla hazırlandığı anlaşılan bir açıklama ile işlemlerin hukuka uygun olarak gerçekleştirildiğini ifade ediyor.
Gerçekten de bakıldığında tüm soruşturma işlemleri usulüne uygun yapılmıştır. Devlet sırlarına ilişkin belgelerin bulunduğu odalarda aramalar bir hakim kararına dayandırılarak ve 125. madde uyarınca hakim aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. 125. madde, CMK'nın “Genel Hükümler” le ilgili birinci kitabının “Koruma Tedbirleri”ne ilişkin dördüncü kısmının “Arama ve Elkoyma” başlıklı dördüncü bölümünde yer alır. Başka bir anlatımla arama ve elkoyma, bir koruma tedbiridir ve ceza yargılaması usulünün genel hükümlerinin bir parçasıdır. Usul hukukumuzda askeri yerlerin de aranabileceği hususuna açıklık getirilmiş, devlet sırrına ilişkin belgelerin bulunduğu yerlerin aranamayacağına dair istisna teşkil edebilecek bir düzenlemeye de yer verilmemiştir. Aksine 125. maddenin 2. fıkrası ile bu tür yerlerde hakim tarafından tespitler yapılabilmesine imkân sağlanmıştır. Demokratik hukuk devletinde olması gereken de zaten budur. Arama ve elkoyma tedbirine ağırlıklı olarak soruşturma aşamasında başvurulur. Zira arama işlemi, suç işlendikten hemen sonra suç delilerinin elde edilebilmesi için derhal yapılmalıdır. Aksi takdirde suç delilleri ortadan kaldırılabilir veya karartılabilir. Bu nedenle aramanın, suçun işlenmesinin üzerinden aylar geçtikten sonra, yargılama aşamasında yapılması gerektiğini ifade etmek hukuka uygun ve iyi niyetli bir yorum tarzını ortaya koymuyor.
Şimdi hukuki durum böyle iken ve soruşturma işlemleri yasalara uygun bir şekilde sürdürülürken Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu'nun (HSYK) üyesi olan Ali Suat Ertosun birden ortaya çıkarak, üzerine de vazife olmadığı halde söz konusu yerde soruşturma aşamasında arama yapılamayacağını, aramanın ancak yargılama sürecinde hakim veya mahkeme tarafından yapılabileceğini ifade ediyor. Bu açıklamadan kısa bir süre sonra da Genelkurmay Başkanlığı Hukuk Müşavirliği, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne başvurarak aramanın durdurulmasını istiyor ve devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve belgelerin yazıldığı tutanağın hemen imha edilmesi gerektiğini ileri sürüyor.
Görüldüğü gibi Yüksek Kurul üyesi yol göstermiş, Genelkurmay Başkanlığı da bu görüşü kendisine dayanak yaparak ve bu yoldan giderek arama kararının kaldırılmasını ve tutanağın imhasını talep etmiştir. Genelkurmay Başkanlığı, kendisine ait bir birimde yapılan aramanın sonlandırılmasını ve gizli bilgilere ilişkin tutanağın iptalini mahkemeden isteyebilir. Bu son derece doğaldır. Sonuçta da ilgili mahkeme istekle ilgili olarak olumlu veya olumsuz bir karar verecek, hukukun gereği yerine getirilecektir.
Ancak sorun, ifade edildiği gibi Genelkurmay'ın talebinde değil HSYK'nın ve aynı zamanda Yargıtay'ın da üyesi bulunan bir kişinin böyle bir yol önermesindedir. Yukarıda önerilen bu yolun yanlış ve yasaya uygun bulunmadığını ifade etmiştik. Bununla beraber Yüksek Kurul üyesinin bu davranışı üzerinde durmak ve bunu yaparken de bazı hususları birlikte değerlendirmek gereği ortaya çıkmaktadır.
Aynı kurul üyesinin yargılaması süren bazı kişilerle çekilmiş fotoğrafları ve bunlarla yaptığı toplantılar medya organlarına yansımış, ayrıca kendisinin de yer aldığı kurulda Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı ve hakimlerin yerlerinin değiştirilmesine ilişkin öneri ve girişimler gerçekleştirilmişti. Yüksek Kurul'da bununla da yetinilmeyerek yasalara aykırı şekilde ve hiçbir yasal yetkiye dayanılmaksızın Ergenekon soruşturma ve davasıyla ilgili görüşmeler yapılarak kararlar alınmış ve Adalet Bakanlığı'ndan bir kısım mahkeme kararlarının kanun yararına bozulması için girişimde bulunulması talebinde bulunabilmişti. Bütün bunların üzerinden çok geçmeden bu sefer bahsi geçen kurul üyesinden bu kez aramanın ancak yargılama aşamasında yapılabileceğine dair bir açıklama gelmiştir. Hakimler ve savcıların mesleğe kabullerinden tayin terfilerine kadar hatta meslekten ihraçlarına kadar, yargı yolu da bulunmayan kesin nitelikli kararlar alabilen bir Yüksek Kurul veya onun üyesi neden kendi görevleri kapsamında da olmayan konularda girişimde bulunma ihtiyacı hisseder? Bugüne kadar başka herhangi bir soruşturma veya yargılama hakkında bu denli tepkisel davranmayanlar neden Ergenekon davasında ve suç işlediği iddia edilen askerlerle ilgili açılan dava ve soruşturmalarda onlardan yana tavır koyarlar veya bunu çağrıştıracak davranışlarda bulunurlar? Bu tavırların, savcı ve yargıçları, görevlerini tarafsız ve dürüst bir şekilde yapmaktan alıkoyacağını bilmezler mi? Sincan'daki hakimin sokaktan geçen vatandaşın yaptığı yasadışı itirazı dikkate alarak Cumhurbaşkanı hakkındaki takipsizlik kararını kaldırmasına, aynı dernekte ve değişik platformlarda birbirleriyle dayanışma içerisine giren dernek başkanının yargılamasını yapmasına nasıl kayıtsız kalabilirler? Yasal çerçevede yapılan dinlemeye anında bildiri ve açıklamalarla tepki koyup da neden Yargıtay'da kendi mensupları olan onlarca savcı ve hakimin fişlenmesine ve sadece görevini yapan bir hakimin takip edilmesine ve tehdit edilmesine ses çıkarmazlar?
Düzenlediği iddianamede Büyükanıt'la ilgili bazı iddialara yer vermesi üzerine savcı Sarıkaya'yı kolayca meslekten ihraç edenlerin, sürekli kamuoyunun önünde ideolojik tavırlar sergileyen, yargıya güveni sarsan ve görevlerini kötüye kullanan savcı ve yargıçları bırakın ihraç etmeyi hâlâ mevcut görevlerinde tutmaları hatta bunların arkalarında durduklarına dair görüntü çizmeleri inanılır gibi değildir.
Bir taraftan bunlara bilinçli olarak sebebiyet vereceksiniz sonra çıkıp “savunmadayız” diyeceksiniz. Kamuoyunun olup bitenleri bilmesi ve takip etmesi, ayrıca bu soruların cevaplarının araştırılması ve soruşturulması, demokratik hukuk devleti ilkeleri gereğince ilgililerin sorumluluklarının saptanması bir gerekliliktir. Yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını sağlamak ve yargıç teminatı sağlamak amacıyla oluşturulan kurulun yargı mensupları için bir endişe kaynağı haline gelmesi üzüntü vericidir.
İşte bu HSYK önümüzdeki günlerde Yargıtay'a otuzdan fazla üye seçme hazırlığı içerisindedir. HSYK Türk halkına ait bir kurumdur. Hiçbir denetime tâbi bulunmayan ve verdiği kararlar da yargı denetimine kapalı bulunan bu kurumun bir şekilde bu seçimi yapması halinde kamuoyunun bu seçimi dikkatli değerlendirmesi ve kimlerin nasıl seçildiğini sorgulaması en doğal hakkı ve yükümlülüğü olmalıdır. Adalet Bakanlığı'nın da bir an önce Yargıtay yasasının çıkartılması ve İstinaf Mahkemeleri'nin eş zamanlı olarak faaliyete geçirilmesi için daha yoğun bir çaba içerisinde bulunması gerekmektedir.
Yargı mensupları için söylenen ve genel kabul görmüş bir söz vardır. “Hakimler kararlarıyla konuşur.” Ancak son yıllarda bu söz geçerliliğini yitirmiş ve “Hakimler her zaman konuşabilir”e dönüşmüştür. Bazen doğrudan bazen de kurdukları dernek aracılığıyla konuşmaktadırlar. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ile HSYK'daki baskın çoğunluğun açıkça söyleyemediği ve yapamadığı hususlar bu derneğe söylettirilmekte veya yaptırılmakta, böylece hukukun ve yargı etiğinin arkasından dolanıp iktidara muhalefet etmenin ve onu kuşatmanın sözde meşru yolunu yakalamış olmaktadırlar.
Gerçekten geçmişte, zaman zaman bazı benzer durumlarla da karşılaşıldıysa da yargı hiçbir zaman kendi eliyle böylesine taraf haline getirilmemiş ve yıpratılmamıştır. Bu davranışlarla vatandaşın yargıya olan güveni zayıflatılmış, doğal olarak karşılarına aldıkları önemli bir halk kesiminin husumetine maruz bırakılmıştır.
Yargının içerisine düşürüldüğü durum bu iken, özeleştiri ve yanlışlardan dönme ve gereğini yapma yerine, yüksek yargıdaki bazılarının bildiri yayınlayarak, bu olumsuzlukları ve bunları yaratanları eleştiren kişileri, “yargı bağımsızlığını özümsemeyenler” olarak nitelemeleri ve “yargıyı sindirme, yıldırma ve yıpratma stratejileri uygulamakla” itham etmeleri talihsizliktir.
Şu hususu yeniden vurgulamakta yarar görüyoruz. Yüksek yargı mensuplarının kurumsal veya bireysel olarak, yürütülmekte veya görülmekte olan davalara müdahale sayılabilecek söz ve davranışlarda bulunmaktan kaçınmaları gerekir. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu veya kurulun üyelerinin ya da yüksek yargının yürütülmekte olan soruşturma ve davalar hakkında yaptıkları açıklamalar veya aldıkları kararlar yerel mahkeme savcı ve hakimleri için birer baskı unsuru ve tehdit mahiyetindir.
Soruşturma ve yargılamada asıl yetki yerel savcılık ve mahkemelere aittir. Savcı ve hakimlere bu yetkiler yüksek yargı organları tarafından değil Anayasa ve yasalarca verilmiştir. Yüksek yargının görevi dosya bir şekilde kendi önlerine geldiğinde başlar. İleride kendi önlerine gelebilecek olan olaylarda önceden görüş açıklamaları ihsası rey olur ve davaya bakamama veya bir şekilde baktıklarında şaibe altında kalmak gibi sorunlarla karşı karşıya kalmalarına neden olur. Verilen kararlara gölge düşer, inandırıcılığını ortadan kaldırır.
Görüldüğü gibi ülkede ciddi bir yargı sorunu ile karşı karşıya bulunmaktayız. İçerisinde önemli bir “Kürt sorunu”nun da bulunduğu demokratikleşmedeki sorunların, yargıdaki sorunlar giderilmeden ve burada demokratik yapılanmalar oluşturulmadan sağlıklı çözümlere kavuşturulamayacağı açıktır. Ana muhalefet partisinin yargıyla ilgili bir meselesi olmadığı bellidir. Çünkü uzun süren gayretler sonucunda yargıyı istediği noktaya getirmeyi başarabilmiştir. Ancak Meclis'teki diğer muhalefet partisinin mevcut durumdan rahatsız olmasını gerektirecek çok sayıda neden vardır. Tabanıyla yönetimi arasında büyük bir doku uyuşmazlığı bulunan ve tabanının rahatsızlığını bildiğimiz bu partimizin şu andaki durumdan şikayetçi olduğuna dair bir bulguya şimdiye kadar rastlayamadığımızı üzüntüyle ifade etmeliyiz.






