Osmanlı''nın çöküşünde ekonominin etkisi

Orhan Ünal
00:0010/12/2012, الإثنين
G: 9/12/2012, الأحد
Yeni Şafak
Osmanlı''nın çöküşünde ekonominin etkisi
Osmanlı''nın çöküşünde ekonominin etkisi

Tanzimat Fermanı Osmanlı''da sadece sosyal ve siyasal hayatı değiştirmedi. Ekonomik alanda yaşanan değişime de Osmanlı uyum sağlayamadı. Kısa sürede hızla artan borçlanma, Osmanlı''nın çöküşünde etkili olan temel faktörlerden biri oldu.

839 tarihli Tanzimat Fermanı, Osmanlı siyasal ve sosyal düzenine önemli yenilikler getiren bir sürecin başlangıcıdır. Devlet idaresinden, azınlık haklarına; sosyal yaşamdan ekonomik sisteme kadar birçok etkileri olmuştur. Benzer şekilde, özellikle Batı Avrupa''da yeşerip güçlenen kapitalist ekonomik sistemin ilk etkilerinin görüldüğü ya da mevcut düzenin çeşitli düşünürler ya da fikir akımları tarafından sorgulandığı bir dönemdir. Günümüzde birçok araştırma, Osmanlı''da liberalleşme ve sanayileşme çabalarının Tanzimat sonrasında hız kazandığı konusunda neredeyse hemfikir. Ancak, Osmanlı ekonomik yaşamında azınlıkların hakimiyeti ve dönemin büyük güçlerinin müdahalesi sürecin gelişimini engellemiştir.

ÖZEL MÜLKİYET VE BİREYİN KEŞFİ

Ahmet Güner Sayar''a göre, Tanzimat sonrası dönemde en önemli yenilik ''özel mülkiyet'' kavramının iktisadi düşünce ve girişimlere konu olması ve dahası ''özel mülkiyet'' olgusunun olmazsa olmazı ''birey'' kavramının ilk kez ortaya çıkmasıdır. Deyim yerindeyse, ''Türk tarihinde iktisaden bağımsız bireyin varlığını kabul eden bir devlet otoritesi ilk kez Tanzimat''la birlikte ortaya çıkmıştır.''

1880''li yıllardan itibaren, laissez faire anlayışının yerleştirilmesine yönelik önceki dönemlerden farklı olarak, en azından düşünce düzeyinde de olsa alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Örneğin, Prens Sabahattin''e göre, meşrutiyet imparatorluğun kurtarılması için yeterli değildir. Prens''e göre ''Teşebbüs-ü Şahsi'' imparatorluğun temel öğesi olan Türk toplum yapısındaki inkılabı karşılarken ''Adem-i Merkeziyet'' ise yönetimin merkeziyetçilikten kurtarılmasını ifade ediyordu.

Tanzimat süreci içinde birey olgusu yaratılmaya çalışılmış ve özel mülkiyete yönelik girişimler ön plana çıksa da zaman içinde, Tanzimat ve diğer reformlar kendi bürokrasisini yaratmıştır. Bir bakıma Osmanlı siyasal kültüründe egemen düşünce olan ''güçlü devlet anlayışı'' bürokratikleşme ile kendisini göstermiştir. sanayileşme konusunda gerek Osmanlı devlet adamları gerekse iktisadi düşünürler çeşitli öneriler getirseler de, yetişmiş idareci ya da teknik bilgiye sahip elemanlar bulunmadığı için yeterli gelişim sağlanamamıştır. Sanayisi gelişmeyen Osmanlı, aslında ticaret, ulaştırma ve bankacılık sektörlerinde önemli ölçüde sermaye birikimi yaratabilmiştir. Hatta bu dönemde yerli sermaye amacı ön plandadır. Sermaye birikimine yol açan bu sektörün büyük oranda azınlıklar ya da gayri Müslimlerin elinde olması ise, olumsuz bir durum yaratmıştır. Ancak imparatorluğun son yıllarında sanayileşememe ve kapitalist üretimin gerisinde kalması, ilgili dönemdeki birçok sorunun temel nedenidir.

Gülten Kazgan''a göre, Düyunu Umumiye'nin kurulmasını izleyen yıllarda Osmanlı küçümsenmeyecek çapta doğrudan yatırıma, düşük oranlarda da olsa tarımda ve sanayide büyümeye siyasal ve ekonomik düzlemde yüksek bedeller ödeme pahasına tanık oldu. Elde edilen tahminlere göre ise, 1889-1914 yılları arasında Osmanlı topraklarının her yöresinde, küçük oranlarda olsa da, milli gelir artışı olmuştu. 1889/1890=100 kabul edilirse, 1914/1915'te milli gelir endeks sayısı "hacim" itibariyle 156'ya çıkarak yılda ortalama yüzde 2 oranında büyümüştü; nüfus yılda yüzde 1 oranında arttığına göre, kişi başına gelir artışı yılda yüzde 1 oranında olmuştu.

Büyük kısmı yabancı sermayeden kaynaklanmak üzere, yatırımların GSMH''ye oranı 1900''lü yılların başında yüzde 8 civarında seyretti. Milli sermayeye dayalı bir yatırım etkinliği ancak İkinci Meşrutiyet (1908) dönemiyle başlayabildi. Bundan önce, bireysel tasarruflar altına akmayı, devlet bütçesinden yatırıma ayrılan pay da yüzde 3 civarında seyretmeyi sürdürmüştü

ARTAN BORÇLANMANIN SONUÇLARI

Osmanlı'da yabancı sermayeyle ortaya çıkan bu gelişme, toplumdaki çelişkileri giderek derinleştirdi. Bir yanda büyük kentlerde yerleşen Avrupalı tüccarlar (levantenler), bir yanda onlarla işbirliği içindeki Avrupalılaşmaya çalışan gayrimüslim azınlıklar ''ticaret-finans'' temeline dayalı merkantil (ticari) kapitalizm aşamasına geçiyor, iç sömürü yoluyla gelirlerini artırıyorlardı. Vergi ödemedikleri, büyük sayıda işçi kullanan sınai üretime geçmeyip ürünleri ithal ettikleri için, topluma doğrudan katkıları çok sınırlı kalıyordu

Osmanlı ekonomisinin 19. yy. ekonomisi şartlarına uyum sağlayamaması, para ve maliye politikalarının giderek başka ülkelerin güdümünde yönetilmesi, artan dış borçlar, vergi kayıpları ve savaş ekonomileri nedeniyle çeşitli ekonomik krizlere sahne olmuştur. Özellikle alınan dış borçlar, yabancı bankalar ve Duyun-u Umumiye''nin kurulması gibi etmenler, Osmanlı''da yaşanan finansal krizlerin genelde artan dış borçlar nedeniyle olduğunu göstermektedir.

* Marmara Üniversitesi Uluslararası

İktisat Doktora Öğrencisi