Lütfen biraz sessizlik!

Haber Merkezi
04:0013/02/2023, Pazartesi
G: 13/02/2023, Pazartesi
Yeni Şafak
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Bugün afet bölgesine uzakta bile olsak kendimizi enkaz altında sayılı nefesini tüketirken bir umut çıkarılmayı bekleyen insanlara uzanan yardım eli, o enkazın başında çaresizce yakınlarının çıkarılmasını bekleyen afetzedelerin omzuna dokunan dost eli, acısını kaygısını teskin eden bir arkadaş olarak düşünmeli ve bu sorumlulukla hareket etmeliyiz. Duygusal olarak kendimizi kaybetme lüksümüz yok.

Numan Aka / Yazar

Tüm Türkiye 6 Şubat 2023 tarihinde merkez üssü Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan ve birbiri ardına gerçekleşen iki büyük depremle derinden sarsıldı.Gerçekleşen depremlerin ve peşi sıra devam eden kuvvetli artçı sarsıntıların yaşandığı bölge, 10 ilimizin doğrudan etkilendiği, Suriye içerisindeki illerle birlikte orta büyüklükte bir ülke yüzölçümü kadar bir alanı kaplarken, zorlu kış şartları da bölgeye ulaşımı hayli güçleşmiştir. Her açıdan acizliğimizi hissettiğimiz bu afetin altında topyekûn kalmamak için afetle mücadele eden değerli kurumlarımızın gayretinin yanı sıra her bir vatandaşımızın olgunluğuna, desteğine, dirliğine ve birliğine ihtiyacımız var.

MİLLETİN PAYINA DÜŞEN

Şüphesiz deprem afeti sonrası verilen mücadele ve arama kurtarma çalışmaları ileri düzeyde uzmanlık gerektiren konular. Her birimizin bizzat sahada olması mümkün değil fakat depremden etkilenen afetzedelere yardım etmek, onları teselli etmek, acılarını paylaşmak ve yine sahada mücadele eden ekiplere kesintisiz bir destek sunmak, ihtiyaçlarını karşılamak ve manevi olarak arkalarında olduğumuzu hissettirmek elimizde.

Yaşanan bir felaket sonrası, devletin ve ilgili sivil kuruluşların birincil vazifesi oluşan maddi ve manevi yıkımı gidermeye çalışmaktır, bu sorumluluğu yerine getirirken de en büyük yardımcısı millettir. Felaketten birinci derecede etkilenen, kayıpları ve acıları taze, bedenen ve ruhen yaralı insanların bu vazifeyi layıkıyla ifa etmesi oldukça zordur. Can havliyle, düzensiz bir şekilde yaptıkları işler dolayısıyla sorumlu tutulamazlar da. Fakat doğru yönlendirilmeleri gerekir.

Bugün karşı karşıya kaldığımız felaket gibi, yıkıcılığı bir savaşa eşdeğer bir felakette yerel yardım kuruluşlarının, acil yardım ve arama kurtarma uzmanlarının bile bizzat zarar gördüğünü hesaba katmak gerekir. Öyleyse toplumun birliğini ve dirliğini ayakta tutmak, felaketzedelerin ve yakınlarının akıl sağlığını korumak felaketten zarar görmeyen diğer vatandaşların yani bizlerin vazifesidir artık.

Bu tür zamanlarda, afet bölgesine uzakta bile olsak kendimizi enkaz altında sayılı nefesini tüketirken bir umut çıkarılmayı bekleyen insanlara uzanan yardım eli, o enkazın başında çaresizce yakınlarının çıkarılmasını bekleyen afetzedelerin omzuna dokunan dost eli, acısını kaygısını teskin eden bir arkadaş olarak düşünmeli ve bu sorumlulukla hareket etmeliyiz. Duygusal olarak kendimizi kaybetme lüksümüz yok.

SOSYAL MEDYA AHLÂKI

Son 15 yılda hayatımızdaki yerini sağlamlaştıran sosyal medya bir nevi toplumun ruhsal, siyasal ve ahlaki barometresi işlevi görmektedir. Ülke nüfusumuzun yarısından fazlası sosyal medya kullanıyor hali hazırda. Mesaj tabanlı sosyal medya ağlarının afet öncesi bilgilendirme ve eğitimlerdeki kullanılma payı artarken mobil ve sabit telefonla iletişimin büyük ölçüde kesildiği afet durumlarında kurumlar ve bireyler arası iletişim, dayanışma, örgütlenme ve yardımlaşma için hayati bir rol ifa ediyor.

Sosyal medya, bugün en az geleneksel medya kadar etkili konumu nedeniyle yalan haberin, kitlesel infialin, olumsuz yaygaranın, yanıltıcı çağrıların, toplu dolandırıcılıkların, siyasal ve sosyal düşmanlıkların da bir numaralı adresi haline gelmiştir. Esasen sosyal medyanın tabi olması gereken ahlâkî ölçüt geleneksel medyanınkiyle aynıdır. Kabaca; haberin doğruluğu teyit edilmeden paylaşılmaması, haber unsurlarının (5N+1K) tam olması, haberin konusu kişilerin hukukuna ve mahremiyetine riayet edilmesi, haberin toplum huzurunu ve sağlığını bozucu niteliklerden arındırılması, yönlendirme, yanıltma, zan altında bırakma, gerçeği çarpıtma gibi eylemlerden kaçınılması vs.

13 Mart 1992 Erzincan Depremi’nde ailesinden haber almaktan başka bir düşüncesi olmayan genç bir üniversite öğrencisiydim. Tek kaynağımız olan radyo ve televizyon haberlerinin fütursuzca yaptıkları haberlerin altında ezilmiştik adeta. Erzincan’ın yerle bir olduğunu söylemek dışında bir ayrıntı içermeyen bu haberler, bölgeye gitmekte olan bizleri ruhen un ufak etmişti. Oysa geride kalanlar olarak bizlerin dinç ve dingin kalması, son ana kadar umudunu yitirmemesi önemliydi. Nitekim Erzincan’a vardığımızda, şehrin büyük bir zarar görmesine rağmen tamamen yerle bir olmadığına ve içlerinde ailelerimiz de olmak üzere hemşehrilerimizin büyük çoğunluğunun yaşadığına tanıklık etmiştik.

RUHSAL YIKIMA ARAÇ OLMAYIN

Sosyal medya, hem yasal düzenlemelerin yetersiz ve karmaşık olması hem de her bir bireyin bir medya kanalı gibi faaliyet göstermesi hasebiyle denetlemesi güç bir alandır. Bu noktada bireysel ahlâk ve vicdan devreye girmektedir. Bir başka deyişle, sosyal medya kullanan her birey, kendi yayın ve paylaşımlarının bizatihi ilk ve en önemli denetleyicisidir.

Afet esnasında ve sonrasında sosyal medya mecralarında yapabileceklerimizin başında duygularımızı gemlemek ve sosyal iletişim ağlarını olabildiğince temiz tutmak gelir. Paylaşımlarımızı kem sözden, karamsarlıktan, öfke ve nefretten, doğru olsun olmasın toplum havsalasını ve psikolojisini dumura uğratan görsellerden korumamız gerekir. Dehşet veren görsellerin, abartılı ifadelerin insanlarda hızlı bir farkındalık oluşturacağı düşünülse de insani hassasiyetlerin körelmesi, korku ve endişenin yayılması, çaresizliğin kanıksanması gibi toplum açısından çok daha tehlikeli ruhsal yıkımlara sebebiyet verirler.

Afetzedelerin, içinde bulundukları dehşet ve acizlik hali dolayısıyla paylaşımlarını kendilerinin kontrol etmesi her zaman mümkün olmaz fakat bu paylaşımları görüp yayan ve paylaşanların bu malumatı bir süzgece tabi tutmaları, gerekirse gelen haberi yeniden düzenleyerek fayda hasıl olacak şekilde paylaşmaları mümkündür. Ayrıca bu paylaşımın sorunun anlaşılmasını sağlayacak doğru bir etikete sahip olmasına ve doğru adrese yönlendirilmesine dikkat edilmelidir.

Sosyal medya paylaşımlarında etiketleme hayatidir. Sahada çalışmakta olan kişi ve kurumların ve onların etrafındaki diğer kişi, kurum ve kuruluşların sorunu görmesi, ihtiyacı tespit etmesi ve zarar gören insanlara ulaşması için etiketlemenin doğru yapılması elzemdir. Telaşla, doğru adrese iliştirilmemiş, yetkili ve sorumluların haberdar edilmediği rastgele, kopyala-yapıştır usulü yapılan paylaşımların iletişim trafiğini tıkamak ve bilgi kirliliği oluşturmak dışında bir faydası yoktur. Mükerrerliğe, verimsizliğe yol açar. En ürkütücüsü de dolandırıcılığa müsaittir.

İKİ ÖNEMLİ HUSUS

Ülkemizin afet ve acil yardımla ilgili en önemli kuruluşu AFAD başta olmak üzere bu alanda uzmanlaşan ve uluslararası çapta gelişme kaydeden resmi ve sivil yardım kuruluşlarımız yıllar içerisinde afetlere karşı örgütlenme ve iş birliği anlamında oldukça mesafe kaydetmişlerdir. Kurumlarımızın yeterliği ve profesyonelliği toplumun sorumluluğunu azaltmaz. Hele karşı karşıya olduğumuz bu büyük felaket gibi her türlü gayret ve imkânı yetersiz kılan bu tür bir afette toplumumuzun sorumluluk ve vicdan sahibi her vatandaşı bir şeyler yapmak için yanıp tutuşmaktadır. Öyleyse ne yapacağını bilen kurumlarımız gibi bizim de ne yapacağını bilen sorumluluk sahibi insanlar olarak örgütlenme ve iş birliğini öğrenmemiz gerekmektedir.

Sosyal medya üzerinden yardım amaçlı örgütlenmeye ilk defa 23 Ekim 2011 tarihinde gerçekleşen Van Depremi sonrasında şahit olduk ülkemizde. Ağırlıklı olarak Twitter’da örgütlenen “Yalnız Değilsin Van” hareketi diğer sosyal medya mecralarınca da desteklenecek şekilde kurgulandı. Afet sonrası haberlerin süzülmesi, ihtiyaçların tespiti ve yardımların doğru adreslere ulaştırılması noktasında büyük bir iş gören hareket, çekirdek bir grup etrafında kendiliğinden gelişen sivil oluşumlara iyi bir örnektir. Bu tür gönüllü grupların hem bölge sakinleriyle birebir hem de sahadaki resmi mercilerle doğrudan iletişim içerisinde faaliyet yürütmesi oldukça önemlidir.

SANAL VE SİYASİ NEBBAŞLIK

Nebbaş, güncel kelime dağarcığımızdan kaybolan bir kelime. Mezar soyguncusu veya ölü soyucu demektir. Nebbaşlık hâlâ cezai müeyyidesi olan aşağılık bir suç diye geçer. Hukuk otoritesinin kaybolduğu ya da sağlanamadığı yerlerde en sert şekilde cezalandırılır halk tarafından.

Günümüzde, özellikle kriz ve afet anlarında her türden sanal nebbaşlık oldukça yaygınlaşmıştır. Hatta artık saygın bir meslek, değerli bir toplumsal rolmüşçesine icra edilmektedir. Sanal nebbaşlığı kabaca ikiye ayırabiliriz: Doğrudan kazanç amaçlı insanları dolandıranlar, dolaylı yollarla sosyal, siyasal kazanç ve/veya kargaşa peşinde koşanlar.

Klasik dolandırıcılar sureti haktan görünür, muhataplarını duygusal açıdan zorlayıp doğru olmayan, sağdan soldan temin edilmiş görsellerle kandırarak kişisel kazanç sağlarlar. Dolandırıcılığı mağdur kimliğine bürünerek veya mağdurlara yardım götüreceğini söyleyerek yapabilirler. Bu tür sosyal medya kullanıcılarını adres ve kurum bilgileri, geçmiş paylaşımları ve üslubuna bakarak teşhis etmek mümkün olsa da her seferinde işe yaramayabilir. Bu sebeple vatandaşların, tanımadıkları şahıslar yerine ülkemizin yardım faaliyetleriyle temayüz etmiş değerli kurum ve kuruluşlarına güvenmeleri ve destek olmaları en doğrusudur.

Yeni bir tür dolandırıcılık türemiştir; kendi ismine veya sosyal medya hesabına olan ilgiyi artırmak suretiyle yapılmaktadır. Ün kazanmak suretiyle maddi kazanç sağlarlar. Yaşanan afetle ilgili çarpıcı, şok edici fakat çoğunlukla yanlış bilgiler yayarak, gelecek afetlerle ilgili kehanetlerde bulunarak, zayiat veya yardım çalışmaları ile ilgili kaynağı olmayan bilgiler vererek, gerçek dışı afet, enkaz, afetzede fotoğraf ve videoları yayınlayarak ilgi ve takipçi toplamaya çalışırlar. Bu ilgi zamanla kazanca tahvil olur.

Siyasal nebbaşlık kolay teşhis edilebilen bir olgu değildir. “Duygusal ve kişisel kanaatlerin gerçeklerden daha fazla etkili olması” olarak tarif edilen post-truth çağının zehirli atmosferinde, hem meşru siyasal birer kimlikleri olması hem de bir takım meşru siyasal söylemleri kullanmaları dolayısıyla siyasi nebbaşları teşhis için biraz daha yakından bakmamız gerekmektedir.

Siyasal ve sosyal kargaşa peşinde olan ve bu sayede kendi siyasi cephesine taraftar taşımayı uman kişilerin veya anonim hesapların ilk ayırt edici vasfı sık sık yalana başvurmalarıdır. Verdikleri bilgiler, paylaşılan görseller büyük ölçüde uydurma veya çarpıtmadır. İnsanların can sağlığı ve memleketin selameti için çırpınan birinden ziyade bir propagandacı profili çizerler.

“İnsanlık, mağduriyet, yardım…” diye başlayan hemen hemen her söz dönüp dolaşıp kendi siyasal cephesini övmeye, karşı cepheyi düşman ilan etmeye varır. Onca laf arasında felakete uğrayan insanları gerçekte umursayıp umursamadığını anlayamayız.

Üçüncü olarak; meselelere çözüm odaklı değil sorun odaklı yaklaşmaları zikredilebilir. Üsluba çözümleme yerine kestirip atma hâkimdir. Neyin doğru olduğundan ziyade kimin yanlış olduğuna yoğunlaşırlar çünkü onlar için siyaset budur.

Dördüncü olarak elde etmeyi umdukları kazanca bakabiliriz. Genelde kazanç, siyasi rakibe karşı pür nefret duyulması veya bu nefretin sürükleyeceği bir eyleme iştirak edilmesidir. Nihai hedef, her ne pahasına olursa olsun diğerine galebe çalmaktır; afet bir vasıtadır.

FETÖ ve PKK mensuplarının hemen hemen her kriz ve afette sergilediği tutum ve davranışlar buna örnek verilebilir. Diğer siyasal aktörler onlara bakarak kendilerine pay biçebilirler. Aynı şekilde, millet olarak biz de kime itibar edip kime etmeyeceğimizi bu şekilde çözebiliriz.

AYRIMIZ GAYRIMIZ YOK

Afet çalışmalarında bizzat yer almış insanlar bilir ki; sahada ayrım yoktur. Herkes elinden geleni, çoğunlukla daha fazlasını göstererek bir cana daha ulaşmaya, bir muhtaca daha yardım etmeye odaklanır. Sırt sırta, el ele verilir bunun için. Ayrı gayrı kalkar ortadan. Ekmek ve su paylaşılır ve bir gün daha ayakta kalınır.

Bir ülkenin başına gelen büyük felaketler millet olma şuurunun ve karakterinin çetin imtihanlardan geçtiği meşakkatli dönemlerdir. Böylesi karanlık zamanlar bir millet olarak kalmayı hak edip etmediğimizi de belirleyecektir.

Başımız sağ olsun. Allah vefat edenlere rahmet, yaralı kurtulanlara şifa ve yakınlarını kaybedenlere sabır ihsan etsin…

#Deprem
#Kahramanmaraş
#Nebbaşlık
#Sosyal Medya Ahlakı
#AFAD
#İnsani Yardım