Türkiye Yüzyılı’nın dış politika esasları

03:0811/10/2022, Salı
G: 11/10/2022, Salı
Yeni Şafak
İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM
İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM

Türkiye “ilkeli taraflılık” ve “dengede tam bağımsızlık” esaslarıyla milli menfaatlerini, uluslararası ilkeleri ve dengeleri gözeterek dış politikasına özel bir konum kazandırmış ve böylece barış ve diplomasinin merkezinde olma rolünü perçinlemiştir.

Mustafa Öztop
Marmara Üniversitesi Ortadoğu Siyasi Tarihi ve Uluslararası İlişkileri Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi

Türkiye dış politikada özellikle son dönemlerde dünyadaki tüm aktörlerin ilgisini çeken bir ülke haline geldi. Doğu ve Batı’nın tarihi rekabetinde, Türkiye coğrafi olarak olduğu gibi birleştirici ve köprü olma görevi görüyor. Hem de dünyada adalet ve barışın daha hâkim olduğu dönemlerde İslam medeniyetinin öne çıktığı gibi bugün de bu medeniyeti temsilen dünyanın geleceği için barış umudunun taşıyıcısı oluyor. Bu durumun oluşmasında Türkiye’nin önemli diplomatik girişimleri olduğu gibi barış ve istikrara katkısı, sergilediği tutum ve davranışlarda verdiği güven, karşılıklı çıkarlara dayalı kurduğu ilişkiler, tarih ve kültür mirası, artan nüfuzu ve bulunduğu coğrafyanın etkili olduğu söylenebilir. Bu anlamda Türkiye’nin dış politikada öne çıktığı ve prestijini artırdığı pek çok konuda bu başlıkların her birinin farklı tezahürlerle katkılarının olduğu görülmektedir.

İSTİKRAR VE BARIŞ ÖNCELİKLİ

Türkiye, Suriye’de yaşanan iç savaşta halkın taleplerinin daha çok dikkate alınmasını öne çıkaran; bölgenin tarih, kültür ve demografi gibi kodlarıyla uyumlu bir pozisyonda konumlanmıştır. Elbette bu konumlanma, Türkiye’nin geçmişte uzun bir süre Orta doğu ve Arap ülkeleri ile sınırlı ve temkinli geliştirdiği ilişkiler ve askeri-istihbari anlamda yeterliliklerinin sınırlılıkları gibi nedenlerle önemli güçlüklerle karşılaşmıştır. Ancak Türkiye, bu güçlüklerle mücadele ederek mesafe kat etmiş ve edindiği tecrübelerle sergilediği politikayı güçlendiren adımlar atmıştır. Bugün Türkiye hem askeri-istihbari manada hem de bölge ülkeleri ile ilişkileri bakımından daha etkili bir ülke haline gelmiştir.

Irak’ta yaşanan krizlerde Türkiye istikrar ve barışı öncelemiş, Irak makamlarıyla terörle mücadele konusunda iş birliği kanallarını sürekli açık tutmuş ve bölgenin en büyük sorunu olan terör örgütleri ile mücadele anlamında örnek teşkil eden bir görünüm ortaya koymuştur. Libya’da yaşanan krizde Türkiye, uluslararası zeminde BM tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti ile ilişkileri geliştirmiş ve bölgede istikrarın sağlanması ve çatışmanın önlenmesi adına somut katkılar sunmuştur. Bugün Libya’da kırılgan da olsa belli bir istikrarın sağlanmış olması, Türkiye’nin çabaları sayesinde mümkün olmuştur. Karabağ’da Türkiye, Ermenistan’ın işgal politikasının karşısında konumlanmış ve adaletin tesisi yönünde Azerbaycan tarafında tavır almıştır. Bunu yaparken de bölgede barış ve istikrarın sürdürülebilir hale gelmesi için Ermenistan tarafına karşılıklı çıkarlara dayalı somut tekliflerde bulunmuş, bölgenin normalleşmesi yönünde adımlar atmış ve Karabağ’ın özgürleşmesine önemli katkılarda bulunmuştur.

Diğer taraftan Türkiye; Filistin, Keşmir ve Somali gibi bölgelerde de temel olarak halkın ve haklı olanın yanında olmayı tercih etmiştir. Bu anlamda eğer bir uzlaşı arayışı varsa ve bölge için faydalı olma ihtimalini değerlendirmek gerekirse gerilimi tırmandıran taraflarla da masaya oturmayı bilmiştir.

Doğu Türkistan ve Arakan gibi bölgelerde de haklarını arayan kesimlerin sesi olmayı sürdürmüş ve adil bir dünya beklentisini dile getirmiştir. Balkanlar’da barış ve istikrarın korunması diyalog ve uzlaşının sürmesi anlamında da bölgede Türkiye’ye yönelik büyük bir teveccüh vardır.

İLKELİ TARAFLILIK

Türk diplomasisi, Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan savaşta tarafların birbiriyle iletişimi kestiği bir zeminde bölgede barışın yeniden sağlanması umudunun sürmesini sağlayan yegâne unsur haline gelmiştir. Rus ve Ukraynalı tarafları Türkiye’de bir araya getirmesi, dünyada yaşanan gıda krizine Rusya-Ukrayna arasında ara bulucu rolüyle tahıl koridoru açarak nefes aldırması ve son olarak taraflar arasında bir esir takası anlaşmasına ara buluculuk yapması Türkiye’nin çevresinde ve dünyada barış ve istikrara katkılarını önemli bir boyuta taşımıştır.

Türkiye bahsi geçen örneklerin tamamında temel hareket noktası olarak ilkeli bir taraflılık politikası izlemiştir. Bu anlamda Türkiye, Rusya’nın Ukrayna topraklarını işgalinin karşısında ilkesel olarak net bir tavır alırken savaşın sona ermesi için de Rusya ile diplomatik ilişkilerini sürdürmüştür. Yani Türkiye’nin bir şekilde çevresinde etkilendiği ve tepkisiz kalamadığı ya da bir şekilde müdahil olduğu krizlerde temel yaklaşımı taraf olurken dahi ilkeleri ve uluslararası normları gözetmesidir. Bu politika, Türkiye’nin izlediği politikaları güçlendirmiş ve Türkiye’ye duyulan güveni artırmıştır.

DENGEDE TAM BAĞIMSIZLIK

Türkiye dış politikada, ilkeli taraflılık politikası izlerken aynı zamanda milli menfaatlerini de korumayı ve genişletmeyi başarmıştır. Bunu yaparken de dünyadaki güç merkezleri ile etkileşimini artırmayı sürdürmüştür. Yeri geldiğinde NATO’nun en önemli aktörlerinden biri olarak İsveç ve Finlandiya’nın üyeliği konusunda muhataplarından tüm beklentilerini açıkça belirtmiş ve yapılan tüm baskılara rağmen Türkiye’ye karşı izlenen ikircikli politikalardan vazgeçilmesi gerektiğini dile getirmiştir. Bunun sonucunda da muhatap ülkelerin halkları nezdinde beklentileri konusunda farkındalığı artırmış ve belli ölçüde bu konularda mesafe alınmasını sağlamıştır. En sıcak gelişme olarak İsveç’in Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosunu kaldırma kararı buna bir örnek olarak gösterilebilir. Diğer bir konu olan teröristlerin iadesi konusunda da İsveçli bir heyetin Türkiye’ye ziyareti beklenmektedir.

Diğer taraftan ABD’nin F-16 satışı ve Türkiye’nin çevresinde attığı, tansiyonu tırmandıran adımlara mukabil Türkiye “Yeniden Asya” gündemlerini hatırlatmış, Türk dünyası ile ilişkilerini ve farklı ittifaklara da dahil olabileceğini açıkça göstermiştir. Benzer şekilde Ukrayna’daki savaşın öncesi dönemde Rusya, Türkiye’nin çevresinde Türkiye’yi rahatsız eden adımlarını artırdığında Türkiye, Batı İttifakı ile ilişkilerini güçlendirmeye yönelmişti. Ve daha önceki yıllarda NATO’dan bazı müttefiklik ruhuna uymayan tavırlar görmesine rağmen böylesine kritik bir dönemde Rusya’nın Ukrayna topraklarını işgaline karşı NATO’da birlik fotoğrafının verilmesinde önemli bir rol üstlenmiştir.

Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’nde Türkiye’nin dikkatleri çeken aktör olması, dünya liderleri İngiltere kraliçesinin cenazesinde otobüslere bindirilerek götürüldükleri törende el pençe divan dururken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın atanmışların ayağında değil aksine BM Zirvesi için gittiği ABD’de Central Park’ta halkla iç içe olmayı tercih ederek verdiği mesaj oldukça dikkat çekicidir. Akabinde de Türk Evi’nin diplomasinin merkezi haline gelmesi ve son olarak da The Guardian’ın en büyük esir takası olarak tanımladığı Türkiye’nin aracılık ettiği Rusya-Ukrayna arasında esir takası anlaşması, Türk diplomasisinin etki bakımından tarihi bir zirveye ulaştığını gösterdi.

Hasılı Türkiye, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sürecinde ilkeler, milli menfaatler ve uluslararası dengeler çerçevesinde dış politikasına özel bir konum kazandırmış ve böylece barış ve diplomasinin merkezinde olma rolünü perçinlemiştir. Bu özel konumu sayesinde önümüzdeki süreçte de Türkiye’nin yükselişini sürdürmesi beklenmektedir.

#Türkiye Yüzyılı
#Suriye
#Irak
#BM
#Rusya
#Ukrayna
#Doğu Türkistan
#Arakan