Diploma törenleri şüphesiz öğrenciler kadar aileler için de heyecanlı ve mutlu anlarla dolu. Şimdilerde mezuniyetin simgesi şu: Elde rulo halinde diploma, cübbeler omuzlarda, kepler havaya! Artık mezunlar. Peki geçmişte durum nasıldı? Mezuniyet belgesi olan diploma, o zamanki adıyla “icâzetnâme” nasıl verilir ve öğrenci için hangi anlama gelirdi? Derin Tarih, Eylül ayı sayısıyla bizi Osmanlı zamanında öğrencilerin nasıl mezun olduğunu mezuniyet belgeleri “icazetnameleriyle” nasıl aldığıyla tanıştırıyor. .
İcâzetnâme almak elbette talebelik hayatının en sevinçli günüydü. Sevinçle doğru orantılı olarak düzenlenen cemiyet de büyük bir önemi haizdi. Zira o gün, meşakkatle geçen uzunca bir ömür parçasının mükâfatıydı. İcâzetnâme töreninde talebeler, fazilet sahibi ulemanın ve merasime katılanların önünde sükunet içerisinde boyunlarını bükerlerdi. Bu, ilmin verdiği olgunlukla gelen bir boyun büküşü temsil ederdi.
Tören Kur'an-ı Kerim ile başlardı
Peki icâzatname töreni ne zaman yapılırdı? Bizimkiyle hemen hemen aynı günlerde desek şaşırmayın. Haziran ayında yapılan merasim günü Darülhilafe'nin, yani İstanbul'un bütün talebeleri için özel bir andı. O gün sarık düzgünce sarılır, temiz cübbeler giyilir ve erkenden merasimin yapılacağı camiye revan olunurdu. Program için belirlenen saat geldiğinde davetliler birer ikişer teşrif ederlerdi. Gelenler teşrifatçıların nezaretinde sessizce yerlerini alır, davetliler arasında Darülhilafe'nin önde gelen âlimleri ve fazilet sahipleri de bulunurdu.
Merasimin icra edileceği caminin ortasına birer arşın yüksekliğinde döşekler, minderler ve üzerine sedef kakılmış rahlelerle bir daire oluşturulurdu. Minderlerin üzerine nefis seccadeler örtülür, 60-70 kadar ulemâ-i kirâm(büyük âlim) minderlere, müderrisler de etraflarına otururdu. Talebeler ise rahlelerin önündeki yerlerini alırdı. Caminin tam ortasında, avizenin altında oluşturulan halkanın merkezinde icâzet alacak talebeler üslerinde bol gelen cübbelerine bürünmüş vaziyette sıralanırlardı.
Arkalarında yine merasim cübbesi giymiş üç-dört teşrifatçı talebe ayakta dururdu. İcâzet verecek hoca, sırayla dizilen minderlerin ortasında oturur, hocası hayatta ise onu sağ tarafına geçirir, önündeki süslü rahleler üzerinde yaldız kaplı icâzetnâmeler bulunurdu. Hazırlıklar tamamdı. İcâzet merasimi her daim güzel sesli hafızların Kur'an tilavetiyle başlardı. Merasimin en coşkulu anları da tam bu sırada yaşanırdı. Kur'an tilaveti bitince köşede hazırlanmış bir minder üzerinde oturan hocaefendi rastgele bir talebenin icâzetnamesini yüksek sesle okumaya başlardı.
İcâzetnâmede tahsil edilen ilmin güzelliği zikredildikten sonra Hz. Peygamber'e (s.a.v) kadar uzanan üstadların isimleri de teker teker zikredilirdi. İcâzetnâme kıraati yarım saat kadar sürer, ardından okuyan hocanın karşısındaki bir başka hoca uzunca bir dua yapardı. Dua sona erdiğinde talebeler, teşrifatçıların nezaretinde ilk önce hocasının üstadının, sonra da hocasının elini öper, icâzetnâmesini cebine yerleştirir, sonra minderlerde oturmakta olan diğer ulemânın elini öper, ardından sırayla yerlerine otururlardı.
Merasim bittikten sonra icâzet alanlar ayağa kalkarak iki sıra oluştururdu. Sıraların arasından icâzetnâme alan talebelerin hocaları ve merasime katılan diğer ulemâ-i kiram selam vererek geçer giderlerdi. Tören sona ererken talebenin bu defa mezuniyet sonrası hayallerine daldığı dikkatli gözlerden kaçmazdı. Kısaca söylemek gerekirse icâzetnâme törenleri geçmiş, bugün ve geleceğin harmanlandığı unutulmaz sahneler olarak yüzyıllarca yaşamış büyük bir geleneğin sade ama hatırlanmaya değer parçalarıydı.