
Kuzey Atlantik’te tansiyon hızla yükseliyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın, Grönland’a yönelik olası bir askeri müdahale planı hazırlanması için özel kuvvetler komutanlarına talimat verdiği iddiası, Danimarka ve Avrupa başkentlerinde alarm zillerinin çalmasına yol açtı.
Daily Mail’in haberine göre plan, Beyaz Saray’daki en sert siyasi figürlerden biri olarak bilinen Stephen Miller’ın koordinasyonunda yürütülüyor. Haberde, ABD Ortak Özel Operasyonlar Komutanlığı’nın (JSOC) bu yönde bir plan hazırlamakla görevlendirildiği kaydedildi. Bu iddialar henüz Washington tarafından resmen doğrulanmış değil. Ancak Avrupa basınında yer alan haberler, krizin ciddiyetini ortaya koyuyor. Telegraph’a göre İngiltere, Almanya ve Fransa ile temas kurarak Grönland’a askeri güç konuşlandırılmasına yönelik hazırlık görüşmelerine başladı. Buna göre Avrupa ülkeleri NATO misyonu çerçevesinde Grönland'a asker göndermeyi planladığını iddia edildi. Gazete, Trump yönetiminin bu girişimi reddetmesi halinde Google, Microsoft, X gibi Amerikan teknoloji şirketlerine yaptırımların gündeme geleceğini belirtti. Avrupalılar, NATO'da atılacak böyle bir adımın Trump'ın iştahını azaltacağına inanıyor. Bu gelişme, NATO müttefikleri arasında eşi benzeri görülmemiş bir güvensizlik ortamına işaret ediyor.
Emir Beklemeden Karşılık Verecekler
Danimarka cephesinde ise tarihsel bir refleks yeniden gündemde. 1940’ta Nazi Almanyası’nın ülkeyi saatler içinde işgal etmesinin ardından, Kopenhag yönetimi 1952’de kritik bir askeri direktif hazırlamıştı: “Saldırı halinde, askerler emir beklemeden derhal karşılık verecektir.” Danimarka Savunma Bakanlığı, 7 Ocak 2026’da Berlingske gazetesine yaptığı açıklamada bu direktifin hâlâ yürürlükte olduğunu teyit etti. Bu açıklama, Washington’dan gelen haberlerle birlikte okunduğunda, ülkenin fiilen “hazır ol” durumuna geçtiği şeklinde yorumlanıyor.
NATO bitkisel hayatta
Krizin bir diğer boyutu ise diplomatik ve ekonomik baskı iddiaları. Reuters’ın aktardığına göre ABD’li yetkililer, Grönland halkına kişi başı 10 bin ila 100 bin dolar arasında değişen tek seferlik ödemeler yapılmasını, adanın Danimarka’dan koparak ABD ile hizalanmasını teşvik edecek bir seçenek olarak masaya yatırdı. Bu yaklaşım, Avrupa kamuoyunda “modern sömürgecilik” ve “açık siyasi rüşvet” olarak nitelendiriliyor. Tüm bu gelişmeler, ABD’nin müttefiklerini hiçe sayan, uluslararası hukuku zorlayan ve güç siyasetini önceleyen yaklaşımını bir kez daha gözler önüne seriyor. Daha da çarpıcı olan ise NATO’nun bu tablo karşısındaki dağınıklığı. Kuruluş amacı kolektif savunma olan ittifak, bir üyesinin diğerinin egemenliğini fiilen tehdit ettiği iddiaları karşısında etkisiz ve tepkisiz görünüyor. Avrupa başkentlerinde giderek daha yüksek sesle dile getirilen görüş ise "NATO'nun siyasi olarak “bitkisel hayata” girdiği."
Ne ABD'ye ne Danimarka'ya aidiz
- Grönland’daki tüm siyasi partilerin liderleri, yayımladıkları ortak bildiriyle ülkenin geleceğine dış baskılarla yön verilmesine karşı net bir duruş sergiledi. Bildiride, özellikle ABD’den gelebilecek olası baskılara dikkat çekilerek, Grönland’ın kaderinin yalnızca Grönland halkı tarafından belirlenebileceği vurgulandı. Parti liderleri, “Amerikalı olmayacağız, Danimarkalı olmayacağız; Grönlandlı olacağız” mesajıyla ulusal kimliğin ve kendi kaderini tayin hakkının altını çizdi. Grönland’ın, Özyönetim Yasası çerçevesinde demokratik yollarla yönetildiği hatırlatılan açıklamada, hükümet ve parlamento üyelerinin halk tarafından seçildiği ve bu meşruiyetle görev yaptığı ifade edildi. Açıklamada, ABD ve Batılı ülkelerle iş birliğinin sürdürüleceği ancak bunun karşılıklı saygı ve uluslararası hukuk temelinde yürütülmesi gerektiği belirtildi. “Grönland’ın geleceği, Inuiaat Kalaallit’in (Grönland halkının) kendi kararına bağlıdır. Hiçbir ülke bu sürece müdahale edemez” denildi.









