
FETÖ’nün kurucusu ve ilk elebaşısı Fetullah Gülen her ne kadar 27 Mayıs 1960 Darbesi ile arasına bir mesafe koymayı tercih etse de 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat’ta demokrasinin karşısında bir tavır sergileyerek askeri rejimleri alkışladı. 27 Mayıs sonrasına rastlayan askerlik yıllarında işlediği bazı vukuatlarsa ordu içinde 27 Mayıs sonrasına şekillenen bir grup tarafından korundu.
15 Temmuz 2016 akşamı orduya sızdırdığı mensupları aracılığıyla devleti ele geçirmeye çalışan FETÖ ve elebaşı Gülen için askeri darbeler, yabancısı oldukları bir yöntem değil. Gülen, 12 Eylül, 12 Mart ve 28 Şubat’ta askeri ara rejimlerce arananlar listesine alınsa da hatta bir dönem hapis bile yatsa el altından her daim askeri darbeleri destekledi. 1970’lerden itibaren TSK içinde örgütlenen FETÖ’cü subaylar, 12 Eylül ve 28 Şubat’tı en az zararla atlatarak, 15 Temmuz’da millete karşı silaha sarıldı.
Gülen’in uzun hayat çizgisi vesayetle örtüşüyor. Askerlik yaptığı 1961-63 arasında, izinli olarak geldiği memleketi Erzurum’da vaaz vererek, cemaati galeyana getirip bir sinema salonunu bastırması ve acemiliğini yaptığı dönemde Hatay’da üzerinde o dönem askerlerin çarşı izinlerinde giydiği üniforma ile camilerde vaaz vermesi görmezden gelindi. Bu olaylarda, ABD destekli Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin kurucularından olmasının etkili olduğu ifade edilse de Gülen’in bu tarihlerden itibaren koruma altına alındığı açık göstergesi olarak okundu.
TALAT AYDEMİR’İN EMRİNDE
Acemi eğitiminden sonra 11 Kasım 1961’de Ankara’ya gelen Gülen’in, usta birliği Mamak’tadır. Gülen, 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963’te darbe girişiminde bulunan ve başarısız olup yakalandıktan sonra idam edilen Harp Okulu Komutanı Albay Talat Aydemir’in askeriydi. Gülen, Aydemir’in ilk ve en tehlikeli darbe girişimi olan 22 Şubat hareketinde 15 bin askerle birlikte silah kuşandı. Gülen, o gece yaşananları, “Radyo Evini bir onlar, bir bizim taraf teslim alıyordu. Önce ihtilâl ilan ediliyor, ardından ‘asiler bastırıldı’ deniyordu. 28’inci Tümen hükümet tarafındaymış. Tabii ki, biz bunun farkına daha sonra vardık. Üzerimize uçaklar uçmaya başladı. Niyetleri Mamak’ı ortadan kaldırmakmış. Bizim taraf teslim oldu” diye anlatmıştı.
12 MART’TA GÖSTEMELİK DAVA
İlk kez İzmir Tepecik’te 1966 yılında ‘Nur Evleri’ni kuran ve “Altın Nesil” projesini başlatan Gülen, 1970’li yıllardan itibaren TSK içinde de örgütlenme çalışmalarına başladı. Bu süreçte devletin yakın takibinde olan Gülen, öğrencileri “Nur Medreseleri”ndeki toplantılara götürmesi gerekçesiyle Ocak 1971’de görevinden uzaklaştırıldı. 12 Mart muhtırasından sonra Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından 4 Mayıs 1971 tarihinde İzmir’de tutuklandı. İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi’nde açılan 54 sanıklı “Nurculuk” davasında 9 Kasım 1971 tarihinde tahliye edildi. Mahkeme, Gülen’e 1972’de üç yıl hapis cezası verdi. Ancak bu ceza 1974’te Askeri Yargıtay tarafından bozuldu.
DARBE DEĞİL İKAZDIR
Fethullah Gülen, her ne kadar bu dönemde tutuklansa da askerlerle karşı karşıya gelmekten özellikle kaçındı. Bir konuşmasında 27 Mayıs için “sol güdümlü hareket” diyen Gülen, “12 Mart, bir ihtilal ve darbe değildir. Hükümeti belli konularda uyaran bir ikazdır” diyerek muhtırayı övmeyi ihmal etmedi. Serbest kaldıktan sonra Edremit, Manisa ve İzmir’de vaizlik yapmayı sürdürdü. Özellikle 1970’li yıllarda sağ-sol çatışmasının zirveye çıktığı dönemi kendi lehine kullanarak din odaklı “üçüncü yol” yaratmaya çalıştı.
12 EYLÜL ÖNCESİNDE DARBE İSTEDİ
Örgüt, 1978’de yayımlanmaya başlayan “Sızıntı” dergisi ile basın yayın ve propaganda alanında yeni bir güç kazandı. İçinde bulunduğu güç dengesine ve şartlara göre tutum ve davranışlarını değiştiren Gülen, hakkında arama kararı bulunmasına rağmen, 12 Eylül askeri darbesinin hemen öncesinde, darbelere yönelik destek içeren değerlendirmelerde bulundu.
KENAN EVREN’LE GÖRÜŞMEK İSTEDİ
Gülen, 12 Eylül darbesinden sonra Sızıntı Dergisi’nin Ekim 1980 tarihli sayısında “M. Abdülfettah Şahin” adıyla kaleme aldığı, “Son Karakol” başlıklı yazısında “Ümidimizin tükendiği yerde hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz” diyerek 12 Eylül’ü de övdü. Darbenin lideri Kenan Evren ile görüşmek istedi ancak bu süreçte olumsuz yanıt aldı.
BU NASIL KAÇAK HAYATI
12 Eylül 1980 askeri darbesinde gözaltına alınacaklar listesinde Fethullah Gülen de vardı. 1981 yılında vaizlik görevinden istifa eden Gülen, sıkıyönetim komutanlığının hakkında çıkardığı yakalama kararına rağmen altı yıl boyunca kaçmayı başardı. 1986 yılında Burdur’da kardeşine ait kimlikle yakalandı ancak bir gün sonra serbest bırakıldı. Gülen’in yakalandığı sırada kendisiyle birlikte hareket eden diğer 13 kişi daha sonra Gülen yapılanmasında önemli yerlere gelecekti.
12 EYLÜL’ÜN GÖLGESİNDE BÜYÜDÜ
Gülen serbest kaldıktan sonra darbenin yarattığı boşluğu fırsata çevirdi. 1989’den itibaren İzmir ve İstanbul’da Diyanet İşleri Başkanlığından bağımsız şekilde gönüllü olarak vaazlarını sürdürdü. İstanbul Üsküdar’da Yeni Valide Külliyesi’ni merkez olarak kullandı ve 62 hafta boyunca vaazlar verdi. 1992 yılına kadar bu vaazlar sürdü.
DARBECİLERİN MESAİ ARKADAŞI
15 Temmuz Ana Davası iddianamesinde, Gülen’in 1980 darbesi dönemindeki faaliyetleriyle ilgili şu tespite yer verilir: “Fetullah Gülen, 80’li yıllardaki ‘fiili’ mesai arkadaşı Kenan Evren’i yıllar sonra ‘cennetlik’ ilan etmiş, 31 Ocak 2005’te Milliyet’e verdiği demeçte, ‘Evren Paşa, seçmeli din derslerini mecburi yapmakla yararlı bir iş yapmıştır. Gençlerin çoğu onun bu icraatı vesilesiyle din eğitiminden nasiplerini almışlardır. Bu iş kanaatimce öyle büyüktür ki doğrusunu Allah bilir, hiçbir sevabı olmasa bile bu icraatı ona yetebilir, ahirette kurtuluşuna vesile olabilir, cennete de gidebilir.’ demiştir.”

28 ŞUBAT HAYIRLI OLSUN
1980’ler ve 90’lar dönümünde askeri vesayetin emrinde bulunan Gülen, örgütünün TSK içindeki yapılanmasının palazlanması için gerekli koşulların oluşmasını bekliyordu. Bu çerçevede 28 Şubat Post-modern darbesiyle ilişkilerini güçlü tutar. 1997’de Refahyol hükümetinin baskıyla ve postmodern bir darbeyle görevden uzaklaştırılması sonrası Gülen örgütünün medya organı Zaman gazetesi, darbecilerin tayin ettirdiği darbe hükümetini “Hayırlı Olsun” manşetiyle karşılıyordu.
Önce destek sonra yuhalama
- Ergenekon, Balyoz ve diğer darbe iddialarına ilişkin davalar başladığı dönemden beri Gülen örgütü medyası, 28 Şubat için “28 Şubat postmodern darbesi”, “28 Şubat darbesi” veya “28 Şubat askeri müdahalesi” ifadelerini kullandı. Oysa Fethullah Gülen, 28 Şubat darbesinden sonra kendisiyle yapılan röportajlarda 28 Şubat’a değil darbe, muhtıra dahi denemeyeceğini açık ve net bir şekilde ifade eder. 28 Şubat’ın en fazla bir tavsiyename olduğunu söyledikten sonra bu tavsiyenamenin de “Milli Güvenlik Kurulu Sosyal Mutabakat Metni” şeklinde algılanması gerektiğinin ısrarla altını çizer ve 28 Şubat’a muhtıra demenin askeri suçlamak olacağını defalarca belirtir.

Darbecilerle arasını hep iyi tuttu
- Darbelerden etkilenmemek ve sempati kazanmak adına her askeri müdahale öncesi ve sonrası ordu lehine sürekli açıklamalar yapan Gülen’in, özellikle Genelkurmay başkanları ve TSK hakkında övücü sözler sarf etmeye özen gösterdiği, bu sayede suç örgütünün ülkede gerçekleşen hiçbir ihtilalden olumsuz etkilenmediği, tersine her askeri darbeden sonra daha da büyüyerek güçlendiği 15 Temmuz sonrası hazırlanan iddianamelerde dikkat çekti.







