Erkan Can, Çakal filmindeki Celayir karakteriyle yeniden beyazperdede. Bugüne dek birbirinden farklı karakterleri canlandıran Can, sette çok sakin biri olduğunu belirterek: “Ben sette kavgayı hiç sevmem. Her şey rahat olacak. Oyun yapıyoruz burada gerginliğe gerek yok” diyor
Kaybedenlerin filmi diyebiliriz. Çakal çok şeyi tartışmaya açacak bir film. Hayata 1-0, 2-0 mağlup başlayanların filmi. Aslında kaybetmekte olduğumuz gençliğe işaret ediyor. Biz görmezden geliyoruz ama filmde anlatılan genç gibi binlercesi var.
Öncelikle ilk film olması itibariyle önemsiyorum. Bir de ilk okuduğunda senaryoyu seversin ya, olur dersin. Öyle işte. Baktık role olabilir, rolü sevdik tamam. Kadroya baktık, kadro da tamam. Senaryo güzel. Okuduk bizi bir sürükledi, bırakamadık. Bir de İsmail Hacıoğlu'nun ilk performansı. O da genç. Ona da destek olmak istedim.
Haklısın, biraz öyle oldu. Geçmişte oynadığım mafya karakterlerinden dolayı bana hep böyle roller gelmeye başladı. Oyunculuğumu başka yönlere çevirmem lazım. Biraz fazla mı oldu ne? Ama Celayir'le birlikte bu rollere uzunca bir ara vereceğim. Hep böyle giderse olmaz. Yüzümü bu rolle eskitmek istemiyorum.
Gemide için de bunlar söylendi. Gemide de Çakal da erkek dünyasını anlatan bir film. Rahatsız edebilir hak veriyorum ama biraz da seyirciyi sarsmak gerekiyor. Tabii ki küfür iyi bir şey değil ben gerçek hayatta da çok etmem.
Beğenmiyorum değil eleştiriyorum. Hissiyat olarak hep öyledir. Şu an yeniden çeksek Celayir'i başka türlü oynarım. Hiçbir oyuncu kendini beğenmez. Beğendin mi o zaman megaloman olursun. Başka bir şey oluruz. Çekilmez bir adam olursun belki de bilmiyorum... Beğenmeyeceğiz ki daha iyisini yapalım. Onun üzerine bir tuğla daha koyalım.
Çalışmaktan geçiyor bunun yolu. Kafa patlatarak sıfırdan bir karakter yaratıyoruz. Bu kurmacının içerisinde biz de kendi rolümüzü kuruyoruz. Bu adam ne yapar ne eder en ince ayrıntısına kadar düşünüyoruz. Bir rolü alıp, başladın mı çalışmaya o artık senin. Yani uykuda, rüyanda bile onunla uğraşıyorsun. Kalkıyorsun replikler uçuşuyor kafanda. Bizde her şey ezberleyip unutmaya dayalı. Hepsini unuttum çünkü unutmak zorundayım.
Tabii ki. Kafama takılan aksi bir şey varsa onu oturup tartışırız, neden sonuç ilişkisini kurarız. Ama sonuçta asıl olan yönetmenin dediğidir. Yönetmenle diyalog olmadı mı o zaman kavgalar çıkar. Olmaz, ben de sette kavgayı hiç sevmem. Her şey rahat olacak. Oyun yapıyoruz burada gerginliğe gerek yok.
Hayır. Pek istemem başrol. Tiyatroda da öyle. Mesela Macbeth'te, Machbet yerine oradaki sarhoş kapıcıyı canlandırmak isterim. O rolü daha çok seviyorum. Hamlet'teki mezarcıyı oynamak isterim. Tek sahne, kuru kafayla…
Sakinim. Aslında fırtınalıyımdır. Ama hep kendimi tutarım. Bazen de sinirlendiğimiz saatler oluyor. O da 5-10 saniye. Sonra bitiririm meseleyi, kin tutmam.
Ortada olmayı sevmiyorum, sıkılırım, sıkılırım. İşimi yapıp, evime dönüyorum. Ben Erkan Can'ım. Her yere girer çıkarım. Oyuncuyum, insanlardan her yerden besleniyorum. Görüp bakmam, bilmem lazım. Buraya kadar gelmek çok zor oldu elbette. Bedeller ödedik. Hemen olmuyor. 32 yılımı verdim. Hep uyanık, sağlam kalarak geldim bu günlere. Yoksa bizim camia, ışıltılı hayatlar çeker. İnsan nefsiyle mücadele etmek zorunda kalıyor. Biz de zamanında yaşadık ama şimdi dönüp bakınca boşmuş. Tıngır elek, tıngır sac, elim hamur, karnım aç, bitti. Gece aleminin sonu yok, bu yüzden işimize bakacağız.
Ne bileyim! Beni 16 yaşımda buraya ittiler mahalledeki ağabeyler. Bendeki durumu görmüşler sağ olsunlar. Ben hayatı böyle biliyorum. Bazı işlerde çalışıp da tutturamayıp rotayı oyunculuğa çevirenlerden değilim. Kendiliğinden oldu. Gözümü Bursa Devlet Tiyatrosu'nda açtım. Hayatı tiyatroda çalışmaya başladıktan sonra şavullamaya, çözmeye başladım. Belki de bir hastalık bilmiyoruz. Belki içine kapanıklığı oyunculukla dışarı vuruyorsun. Ki bende durum bu sanırım. Oyunculuk başka. En iyi bildiğim iş bu. Dükkan benim, serbest meslek makbuzum var, kendimden mesulüm.
Saklanmak değil bu. Ben işimi yapıyorum dizi ya da filmde oynuyorum, bitiyor. Onun haricinde yine mahalledeyim. Bostancı, Göztepe sanayideyim, tamirhanelerdeyim. Oto yıkamada arkadaşımın yanındayım. Mahallelerde dolaşırım, Kadıköy'den dışarı çıkmam. İçerisinde bulunduğum camianın o parıltılı hayatı beni hiç cezp etmiyor. Özellikle kaçıyorum. Çünkü yoruluyorum. Ben sadece yaptığım işle gündeme gelmek isterim. Popülist bir adam değilim.
Evet, öyle ama ne yapalım. Fazla popülariteyi sevmiyorum, yettiği kadar işte. Şimdi film yaptım, çıkar konuşurum filmi tanıtmak için. Ama o kadar. Sonra yapacak başka işlerimiz var. Sadece oyunculuk yapmıyoruz. Bir ailemiz var, bakmamız gereken insanlar. Biraz da ağlama duvarı gibiyimdir, herkes beni arar. Dert babasıyım, mahalle ağabeyiyim, dinlerim. İşimiz gücümüz çok hayatta, sırf oynamak değil.
Çok uçuk rakamlar istemem. Ben azla yetinmeyi bilirim, babam bana öyle öğretti. Ötmesin, ibikli olsun ama yine bizim olsun. Sinemada da öyle çok para yok. Zaten gençler zar zor film yapıyor. Onlardan çok para almıyoruz. Alan vardır elbette. Ama beni bağlamaz. Ben kendi yoluma bakarım. Dizilerde de öyle yani. Belki en az parayı ben alıyorumdur. Biz ayağımızı yorganımıza göre uzatırız. Para benim için beşinci sırada gelir.
Doğruluk, dürüstlük, adamlık gelir. Bu kirli dünyada ne kadar temiz kalınıyorsa o kadar. Temiz kalabilmek! Kalmazsam babam mezarından kalkıp döver beni. Hak, hukuk, adalet. Ben bunlara ve vicdanıma bakarım önce.
Kahramanım ilk olarak babamdır. Babamın salık verdiği çok şey var. Babamın kurallarına göre yaşarım. Daha sonra ise mahalledeki ağabeylerim gelir. “Nedir bu sevgi?” diye soruyorsunuz ya. Ben mahalle çocuğuyum. Orada doğdum, büyüdüm. Şimdi ne İstanbul'da, ne de Bursa'da mahalle kalmadı. Mahalle geleneğinden geliyoruz biz. O mahalledeki ağabeylerin hepsi eğitimli adamlardı. Ben onlardan hep iyi şeyler öğrendim.
Kurucularından biriyim diyebilirim. Hepsi benim sanat çevresinden iyi arkadaşlarım. Hepsinin bir derdi var. Derdi olması gerekiyor ki sinema yapsın. Lay lay lom olmaz bu işler. Yapanlara da bir şey demiyorum. Herkes kulvarını saptamalı. Gemide ve Laleli'de Bir Azize'yi çektik. 20 günde hem de. Öyle bir sinerji oluştu kendiliğinden. Sonra çark dönmeye başladı. Katılanlar oldu, şimdi kapımız herkese açık.
Bir iki tane hazır senaryomuz var elimizde. Bunlara finans arayışındayız. Onun haricinde her gün yazıyoruz zaten. Ofiste tonlarca kitap okunuyor. Orası bir okul, akademi gibi. Senaryoları en ince ayrıntısına kadar didikliyoruz. Ondan sonra para bulursak çekiyoruz. Her film bir şey anlatıyor. Ve hep birleştirici. Sanat da öyle değil midir? Ayrıştırmaz insanları. Biz de ayrıştırmıyoruz. Taraf olmadan film yapıyoruz.






