
Moğolların Bağdat kütüphanelerinde yaptıkları büyük tahribat sırasında bir kitap bu istiladan kurtarıldı. Şu anda Bağdat'taki Kâdiriyye Kütüphanesi'nde muhafaza edilen bu kitapta, kültür kıyımından kurtarılan tek kitap.
Cengiz Han 1227 yılında öldüğünde arkasında öylesine geniş bir devlet bırakmıştı ki bu devletin sınırları sadece batıda Güney Avrupa’ya kadar uzanıyordu. Bu durum da tabii beraberinde başkent Karakurum’a olan uzaklığı dolayısıyla bu bölgelerdeki merkezî otoritenin sağlanamamasına ve bu toprakların tehdit altında olmasına yol açıyordu. Dördüncü Moğol imparatoru olan Mengü Han merkezî otoriteyi kuvvetlendirmek ve büyümeyi devam ettirmek için bu yönde bir adım atmış, kardeşi Kubilay’ı Çin’e gönderirken, diğer kardeşi Hülâgû’yu da başkent Karakurum’un batısına; İran, Irak, Suriye, Mısır, Kafkasya ve Anadolu’yu kapsayan coğrafyaya göndermişti.
Aslında bu karar, her ne kadar bir müddet devletin menfaatine işlemiş olsa da gelecekte devletin parçalanmasına da yol açacaktır. Zira İlhanlılar olarak bilinen devletin kurucusu bilindiği gibi Hülâgû’dur. 1253 yılında Moğol kurultayı Hülâgû’yu, mevcut Moğol ordusunun onda ikilik bir kuvveti ile bu topraklara “bölge hükümdarı” anlamına gelen ilhan sıfatıyla göndermiş, ileride bağımsız olacak bir devletin de burada nüvesi atılmıştı.
Mengü Han tarafından gönderilen Hülâgû’ya üç temel görev verilmiştir. Bunlar; Hasan Sabbâh’ın kurduğu ve merkez üsseleri Alamut Kalesi olan İsmâilîler’i ortadan kaldırmak, Abbâsî halifeliğinin itaat altına almak ve Suriye ile Mısır’ı ele geçirmektir.
Uzun zamandan beri İslam dünyasının baş belası haline gelen İsmâilîler (diğer tabiriyle Haşîşîler) vakit kaybetmeden harekete geçen Hülâgû’nun karşısında direnemez. Hülâgû, başta Alamut Kalesi olmak üzere onlara ait diğer kaleleri de ele geçirerek Haşîşîler’i ortadan kaldırır.
Sıra Abbâsî halifeliğinin itaat altına almaya gelmiştir. Bağdat’ın kapılarını Hülâgû’ya açan Müsta‘sım-Billâh, böyle yapması dolayısıyla Hülâgû’nun kendisinin zarar vermeyeceği konusunda yanılır. İyimserliği kendisine çok pahalıya patlar. Üç çocuğuyla birlikte bu son Abbâsî halifesini hapseden Hülâgû, işkenceyle hazinesinin yerini söylemesinin ardından onu öldürür. Bağdat Moğollar tarafından büyük bir katliama ve yıkıma maruz kalır. Kaynaklarda ifade edildiği şekliyle Hülâgû’nun ordusu burada günlerce kalmış, yine kaynaklarda belirtildiği üzere yüzbinlerce kişinin canı alınmıştır. Öyle ki yapılan bu katliam sonrası cesetlerden yayılan koku dolayısıyla Hülâgû bile bir müddet şehirden ayrılmak durumunda kalmıştır.
Yakılıp yıkılan yapılar yanında bu tahribattan o dönem İslam dünyasının en büyük ilim merkezlerinden biri olan Bağdat kütüphaneleri de nasibini almış, târumar edilmiştir. Moğolların Bağdat kütüphanelerinde yaptıkları bu tahribat öylesine büyük bir yıkım yapmıştır ki, kimi ilim ehli tarafından da kabul edildiği şekliyle bu durum İslam medeniyetinin gerilemesine giden sürecin başlangıcını oluşturmuştur. Özellikle 500 yıldan fazla İslam dünyasının belki de en önemli ilim merkezlerinden biri olan Beytülhikme ve muhteşem kütüphanesi yakılıp yıkılmıştır. Moğolların yaktıkları kitaplar dağ kümecikleri oluştururken, kimileri de Dicle Nehri’ne atılmış, kaynaklarda aktarıldığı şekliyle nehir günlerce mürekkep renginde akmıştır.







