
Okuya Yaza Yaşamak, Turan Karataş’ın okumaya, yazmaya, şehirlere ve hayata dair düşüncelerinin, izlenimlerinin, birikiminin, bakışının ürünü bir kitap.
Okuya Yaza Yaşamak’ın ilk yazısı olan Deneme deyince’de hocam Turan Karataş “Kim ne derse desin, deneme günümüzde çok ve kolayca yazılan fakat az okunan bir yazı türü oldu.” der ve bilhassa çok yazılma sebebini açıkladıktan sonra aynı paragrafı Füsun Akatlı’dan şu alıntı ile sonlandırır: “Deneme, vakti olanlar içindir. Tıpkı felsefe gibi, bütün sanatlar gibi, edebiyatın öbür türleri gibi, aşk gibi. /…/ Yaşamaya vakti olanlar için.” Bir yılda çıkan öykü ve roman sayısı ile deneme türüne has çıkan kitap sayısını kıyasladığında sanırım deneme hayli geride kalır. Muhtemeldir ki yazılan çoğu yazı dergilerde kalmaktadır. Bu yazılar neden dergilerde kalır sorusunun cevabı, Karataş’ın bahsi geçen yazısında mevcut.
Okuya Yaza Yaşamak, Turan Karataş’ın okumaya, yazmaya, şehirlere ve hayata dair düşüncelerinin, izlenimlerinin, birikiminin, bakışının ürünü bir kitap. Bu kitaptaki yazıların bir kısmı Yaza/bilmek bir kısmı da Dile Gelse Kelimeler isimleriyle daha önce okurla buluşmuştu. Okuya Yaza Yaşamak, isimleri geçen her iki kitaptan seçilen yazılarla ilk kez burada yazılan bir yazıdan oluşmaktadır.
Beş bölümden oluşuna eserde birbirinden kıymetli otuz dokuz yazı mevcuttur. Zengin bir Türkçe ve içten ve samimi anlatımla kaleme alınan yazıların okurla sıkı bir bağ kurduğu bir gerçektir. Deneme ve birkaç kavram başlıklı ilk bölümde Karataş, deneme türünü farklı isimlerden beslenerek anlatmıştır. Eleştiri, İnsaf ve Ahlak konusu bizim edebiyatımızda bilhassa günümüz dünyasında eksikliğini en çok hissettiğimiz hususlar üzerine bir yazı. Bu çerçevede hâlâ sorulmaya devam edilen sorular var: Bizde bir eleştiri var mı? Eleştiri varsa yapılan bu eleştirilerde insaf ve ahlâk nerede bulunmaktadır? Bu çerçevede bir eleştirimiz geleneğimiz varsa ödüller neden bu kadar gözden düşmüştür? Bu gibi soruları çoğaltmak mümkün. Eleştiri, İnsaf ve Ahlak isimli yazısında Karataş, eleştirmen kimliğiyle ölçüyü belirler. Ona göre eleştiri yapan kişinin, insaflı ve ahlaklı olması gerekir. Çünkü “İnsaf, insana karşısındakini anlamayı ve ona acı/zarar vermemeyi; ahlak da kendi kişiliğini, erdemini korumayı emreder.” Ancak Karataş’a göre eleştiri için bunlar yeterli değildir. Eleştiri yapacak kişinin eleştirdiği konu/kurum veya kişi hakkında yeterince bilgi sahibi ve basiretli olması da gerekir.
KLAVUZ YAZILAR
Okuya Yaza Yaşamak, kitaba yazıya gönül indirmiş her insana hitap eden yazılardan oluşmaktadır. Bilhassa yolun başındakiler için oldukça kıymetli deneyimler paylaşılmıştır. Okumak, kılavuz eşliğinde yapılması gereken ciddi bir eylemse bu kitap okura içindeki bazı yazılarla kılavuzluk yapmaktadır. Okumanın hazzı, kitabın büyüsü başlıklı ikinci bölümde yer alan Okuma, Okuma Üzerine, Kitap Hakkında Kırk Cümle, Çoksatanlar isimli bu yazılar bu çerçeve okunacak yazılardır.
Yaşadıklarımdan yansıyanlar ve şehirlerin hatırı başlıklı bölümlerde Karataş’ın biyografisine dair pek çok bilgiyi bulmak mümkün. Gözünü alamadığı, tadı damağında kalan kitaplardan, ilk kalem tecrübelerine aracı olan dergilere; doğup büyüdüğü Sivas’taki hayatından, ona yüreğinin alev aldığı şehir Erzurum’a ve kendisine olgunluğu bağışlayan Tokat yıllarına dair pek çok bilgi satır aralarına sinmiştir. Dile gelse kelimeler isimli bölüm ise daha çok kelimeler ve bazı kitaplara dair düşüncelerini yazdığı yazılardan oluşur.
“Güzel şeyler çileyle kotarılır.” der Nermi Uygur Yaşama Felsefesi isimli kitabında. Okuya Yaza Yaşamak’ı okurken ister istemez bu söz geldi aklıma. Çünkü okumak, yazmak eylemleri ve yaşamak eylemi düşünen insanlar için hayli çilelidir. Sabır ister, emek ister ve birikim ister. Okur olarak da okunan her denemeden sonra yapıp ettiklerimizi, duygu ve düşüncelerimizi yeniden gözden geçiririz. Okuya Yaza Yaşamak da her iyi deneme kitabı gibi okuru kendi benine dönmeye, hayata farklı ve yeni bir gözle bakmaya davet ediyor.









