'Yüz beygir gücünde bir yazı makinesi'

Halil Solak
00:0014/03/2013, Perşembe
G: 13/03/2013, Çarşamba
Yeni Şafak
'Yüz beygir gücünde bir yazı makinesi'
'Yüz beygir gücünde bir yazı makinesi'

'Ahmet Midhat Efendi, eğitime çok önem vermiş bir isim olmanın yanında en yüksek telif ödeyen gazete sahibi olarak tanınmıştır' diyen Mustafa Miyasoğlu, 40 yıl gazetecilik yapan Ahmet Midhat'ın bazen yalnız kendi yazı ve tercümeleriyle gazeteyi çıkarmasından dolayı 'Yüz beygir gücünde yazı makinsi' ünvanını aldığını dile getiriyor.

Hikâyeden romana, tarihten felsefeye, dinî ilimlerden pedagojiye dair 200'den fazla eseriyle Türk kültür hayatına damgasını vuran bir isim Ahmet Midhat Efendi. Yazar, gazeteci, mütefekkir, müteşebbis gibi pek çok kimliğe sahip olan bu 'hezarfen' Osmanlı'yı vefatının 100. yılında kendisi için bir armağan kitap hazırlayan Mustafa Miyasoğlu ile konuştuk.

Ahmet Midhat Efendi'nin ismi zikredildiğinde hemen akıllara 'malumatfuruşluk' geliyor. Bunun ona karşı bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. Ne dersiniz?

Özellikle onun yaşadığı dönemden hemen sonraki dönemde Servet-i Fünun anlayışını benimseyenlerin, Ahmet Midhat Efendi'yi itibarsız hale getirmek için kastı olduğu görülüyor. Bunun amacı, onunla birlikte Muallim Naci'yi, II. Abdülhamid'i anlayıp onun icraatına taraftarlık gösterdiklerini bahane ederek Jön Türklerin bu şahsiyetlere karşı gizli bir küçümseme çabası vardır. Onların çok yönlü bilgisi, çok eser vermeleri ve çok fazla eserleriyle Türk kültür hayatına hizmet etmeleri yüzünden onlara ve benzeri eserler verenlere karşı haksızlık ve düşmanlık yapmaktan hiç çekinmiyorlar. Bu türden haksızlık sadece onlara karşı değil, Necip Fazıl'ı da benzeri şekilde, II. Abdülhamid'i anlayıp değerlendirmesi yüzünden itibarsızlığa mahkûm etmek istemişlerdir. Hâlbuki çağdaşlarından farklı düşünen Balzac, Dickens, Dostoyevski ve Tolstoy, dini ve siyasi görüşleriyle değil, doğrudan eserleriyle değerlendirmektedirler. Eğer bizim şahsiyetlerimiz de siyasi görüşleriyle değil, doğrudan eserleriyle değerlendirilmeselerdi, hiç de böyle olmazdı. 200'den fazla eseriyle Ahmet Midhat Efendi'yi, 100'den fazla eseriyle Necip Fazıl'ı ve 50'den fazla eseriyle Muallim Naci'yi değerlendiren bir edebiyat tarihçisi çıksaydı, bu haksızlıklar yapılmazdı. Kaldı ki bu şahsiyetler II. Abdülhamid yüzünden itibarsızlaştırıldığına göre, Sultana itibarı iade edilirken, bunlara da haksızlıktan vazgeçilir, kültür hayatımıza verdikleri hizmetin hakkı teslim edilir, edebi itibarları iade edilir ve eserlerinin külliyatı doğru değerlendirilirdi…

ÇOK YÖNLÜ BİR ŞAHSİYET
'Hace-i evvel', 'efendi baba', 'yüz beygir gücünde bir yazı makinası' gibi muhtelif şekillerde tavsif edilen Ahmet Midhat'ın matbuat âlemindeki yeri nedir?

Böyle çok yönlü şahsiyet yalnız bizde değil, dünya edebiyatında da az bulunur. Ne yazık ki Ahmet Midhat Efendi'nin hem edebiyat, hem de basın hayatındaki yeri üzerinde hakkıyla bir değerlendirme yapıldığı söylenemez. Belki de memur zihniyetinden ilk kez uzak bir özellik gösterecek kadar sivil anlayışa sahiptir. 'Hace-i evvel', Maarif Nezareti'nin açtığı bir okul kitabı yarışmasını kazandığı için, bu adla yazdığı ilk kitabına ad olduğu gibi pek çok okul kitabının adı kendisine de unvan olmuştur. Sürgün yıllarında Süleymaniye Medresesi adlı bir okul açmış ve af çıktığı halde talebelerinin okul dönemi bitmeden evine dönmemiştir. Eğitim-öğretime, okuma-yazmaya çok önem vermiş, kız çocuklarının da eğitim görmesini çok sevdiği gibi, en çok telif ücreti veren gazete sahibi olarak tanınmıştır; 'efendi baba' unvanı da bu yüzden verilmiştir. Pek çok genci teşvik ettiği gibi, bazen dergi ve gazetelerini yalnız kendi yazı ve tercümeleriyle yayınlayabiliyordu; 'yüz beygir gücünde bir yazı makinesi' denmesi de bu yüzdendir.

?Eserlerinde Doğu-Batı bahsine geniş yer veren Midhat Efendi'nin bu meseleye bakışı nasıldır?

Doğu-Batı meselelerini kültür ve medeniyet çatışmasına dönüştürmeden ele almak isteyen Ahmet Midhat Efendi'nin, 1889'da katıldığı Müsteşrikler Kongresi'nden sonra tavrı değişmiştir. Çünkü Batılı hıristiyan uzmanların bile sıradan insanlardan farklı olmayan cehaletlerini gördükçe, tavrı biraz daha şuurlu hale gelmiştir. Batı kültür ve medeniyet anlayışına hayran olup din ve ahlak karşısındaki tavırlarını değiştirenleri eleştirmiş ve kayıtsız-şartsız Batı Avrupa hayranı olan alafrangaları uyarmaya çalışmıştır. Gerek hikâye ve romanlarında, gerekse de fikri eserlerinde 'Onların yararlanacağımız kültürel ve teknik gerekçelerini alalım, onlara karşı kendimizi her alanda takviye ederek ayaklarımız üzerinde duralım' fikrini savunmuştur. O yüzden Doğu'nun Batı karşısında aşağılık duygusuna kapılmaması için çok ciddi bilgi ve görüş birikimi ortaya koymuş, dergi ve gazeteler çıkarmıştır.

40 YIL YAYINCILIK YAPTI
Midhat Efendi'nin gazeteci ve yazar kimliğinin dışında varolan ve en az diğerleri kadar ön plana çıkan, pek çok ilki gerçekleştirdiği 'müteşebbis' kimliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Memur zihniyetiyle her zaman devlet kapısından bir yardım bekleyen şair ve yazarlarımızın çoğunun aksine, ilk fırsatta memuriyetten ayrılarak bağımsız bir gazete çıkarmış, matbaa ve yayınevi kurmuştur. Dağarcık, Kırkanbar ve Tercüman-ı Hakikat gibi dergi ve gazeteleri hep kendi teşebbüsüyle ortaya koymuştur. Kendisinden sonra da neşriyata devam eden, hayatı boyunca 30 yıl desteklediği Tercüman-ı Hakikat gazetesi, 40 yıl yayın yaparak, o zamana kadar basın tarihimizde en uzun zaman çıkmış gazetenin sahibidir. Bu gazetenin 30 yıl boyunca saraydan aldığı aylık 30 altın destekle en çok telif ücreti veren gazete patronu olarak da tanınmıştır. Bu yardım olmadan da gazetesini çıkarabilirdi, ama bu kadar genç yazar yetiştiremezdi ve 'efendi baba' olarak da tanınmayabilirdi. Ahrarcı geçinerek saraydan şahsî ve ailevi ihtiyaçları için yardım alanlara karşı, Ahmet Midhat Efendi'nin durumu çok özel ve çok takdir edilecek konumdadır.

Okuyucular, vefatının 100. yılı için hazırladığınız armağan kitapta 'hace-i evvel'in hangi yönleriyle karşılaşacaklar?

Bu armağan kitapta, Ahmet Midhat Efendi'nin şahsi özellikleri yanında 'mütefekkir romancı' kimliğiyle birlikte yalnız romanlarını değil, dinî ve dinler tarihiyle ilgili eserleriyle ekonomi ve pedogojiye dair eserlerini de tanıtmaya çalıştık. Bu kitabı elde edenler, Ahmet Midhat Efendi'nin ölümünden 100 yıl sonra da tanınmaya değer yanlarını görecektir.

Kitabın Künyesi:

Ahmet Mithat Efendi

Hz. Mustafa Miyasoğlu

Beykoz Belediyesi Kültür İşleri

2013