Kütükten gelen naif tınının yolculuğu

Aa
00:0012/11/2013, الثلاثاء
G: 12/11/2013, الثلاثاء
Yeni Şafak
Kütükten gelen naif tınının yolculuğu
Kütükten gelen naif tınının yolculuğu

Asırlardır aşıkların yareni olan bağlama, uygun kütüğün usta ellerde sabır ve titizlikle işlenmesiyle icracılarına ulaşıyor. Çocukluğundan bu yana bağlama imalatı yapan Şentürk İyidoğan: ''Her bağlama herkese göre olmaz, bağlama "kişiye özel" olmalı." ifadelerinde bulunuyor.

İstenen tınıya göre çeşitli ebatlarda oyma ya da yaprak tekne hazırlanarak başlanan bağlama yapımında, tekne için genellikle farklı frekanslarda ses çıkaran dut, kestane, ardıç, maun ve akçaağaç gibi türler tercih ediliyor.

Kayın ya da akgürgenden hazırlanan sapın, ince işçilik isteyen aşamada tekneye takılmasıyla şekli oluşmaya başlayan bağlamanın kapak takılma aşamasına geçiliyor.

Ladin kapakların ve tel bağlama takozunun tekneye montajının ardından, zımpara, tesviye ve polyester işlemi ile parlatma aşamasına geçilen imalatta, tellerin gövdeden ayrı kalmasını sağlayacak üst eşik, eşik montajı, kulak ve tel takımıyla son aşamaya geliniyor.

Toplamda birkaç saat süren ancak parçaların yapıştırılmasından dolayı günler alan, sabır isteyen sürecin ardından hazırlanan bağlama, iyi bir akord ve test aşamasının ardından satışa hazır hale geliyor.

Bir elbise gibi düşünün

Çocukluğundan itibaren bağlama imalatı yapan Şentürk İyidoğan, 2,5 yaşındayken yıldırım düşmesi sonucu kekemelik başladığını, aile dostu Muhlis Akarsu'nun kekemeliğin giderilmesi için saz çalmasını tavsiye etmesi üzerine babasının ilk bağlamasını aldığını söyledi.

''Bir elbise gibi düşünün, biri bağlama isterse kişiyi tanımam gerekir, el, parmak yapısını, sesini bilmem gerekir'' diyen İyidoğan, her bağlamayı herkese vermeyip, kişiye özel üretim yaptığını bildirdi.

Bağlamada, tellerin gövdeye yakınlığı, kapak genişliği, uzunluğu ve her yönüyle doğru bir terazide olması gerektiğine işaret eden İyidoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Kapak için Artvin Borçka ladini kullanıyorum, altta ne kadar dip ses varsa hepsini doğru bir şekilde duyuyorsunuz. Kapak ile teknenin alışverişinin doğru olması gerekir. Dut oymaları çok önemsiyoruz. 'Evladiyelik bağlama' dediğimiz, kaldıkça güzelleşen, kızaran, kıymete binen bir bağlama türüdür. Aşık Veysel'in çaldığı ilk bağlamalardan biri bende ve hala çalıyorum. 2006 yılında Aşık Veysel etkinliğine davet edildim, orada 'Kara toprak'ı okudum. Aşık Veysel'in çocukları, bana sarılıp 'Rahmetli babamızdan sonra kara toprağı hiç böyle canlı dinlemedik' dediler. Adana'da bir çobanın yapıp, rahmetli Veysel babaya hediye ettiği bir saz... Hesapladılar, o zaman saz 93 yıllıktı, bu saz 93 yıl değil, 193 yıl da geçse çalmaya devam eder.''

"Adamın yüreğine bağlıyorum"

İyidoğan, maliyeti düşürmek adına ''seri imalat'' bağlama yapımını doğru bulmadığını dile getirerek, ''Seri imalat maliyeti düşürüyor ama kaliteden de taviz veriliyor. İki bağlama yapıyorsunuz, ikisinin de malzemeleri aynı ama ikisinin de ayarı birbirini tutmaz. Çok sevdiğiniz insanın bağlaması çok güzel, az sevdiğiniz insanın bağlaması az güzel olur. Aşık Veysel'in bağlamasını çalarken Nida Ateş, 'Üstadım, bu bağlamada olmaması gereken herşey var ama bu bağlamadaki ses hiçbir bağlamada yok, bunu neye bağlıyorsun?' dedi. Ben de 'Neye bağlayayım, yapan adamın yüreğine bağlıyorum' dedim. Ayda 300-500 bağlama yapan kişide yürek olabilir mi? Onda ticaret olur. Yıllardan beri pek çok ustayla tanıştım. Bağlama imalatını ticaret olarak gören kimse, bu işin sonunu görememiştir. Sattığım bağlamayı önce kendim satın alırım, kaça satın alıyorsam o fiyata satmaya çalışırım. Seri imalatı yapanların bunları düşünmesi mümkün değil.'' ifadelerine yer verdi.