Aykut Kocaman'ın Alex'in gidişinden sonra yeni bir oyun planı yerleştirme çabası içinde mi, yoksa Alex'in yerini Cristian ya da başka alternatiflerle mi doldurmaya çalışacağı çok da anlaşılamadı. Elde Alex'ten daha iyi bir alternatif de olmadığından Fenerbahçe orta sahası hücuma hiç katkı vermedi
Fenerbahçe, sezonun ilk yarısını saha içi ve dışında karmaşalarla geçirdi. Yaz döneminde takımdan ayrılan Emre Belözoğlu'nun yerinin dolmaması, Aykut Kocaman ve Alex yıllardır süren soğuk savaşının sıcak savaşa dönüşmesi, olayın Alex'in takımdan ayrılmasına kadar varması, sarı-lacivertlilerin gündeminin hep yoğun olmasına yol açtı. Emre Belözoğlu'nun ve yerine alınan Mehmet Topal'ın oyun karakterindeki farklılık orta saha düzeninin bir türlü oturmamasına sebep oldu. Meireles takviyesi takımın futbolunu bir seviye yukarı çıkarmış olsa da, hücumda çoğalamamak Fenerbahçe'nin saha içinde mevsim başından bu yana en büyük sorunu oldu. Sarı-lacivertliler, çok iyi bir sezon geçiren Sow'un formundan tam olarak faydalanamadı.
Aykut Kocaman'ın Alex'in gidişinden sonra yeni bir oyun planı yerleştirme çabası içinde mi, yoksa Alex'in yerini Cristian ya da başka alternatiflerle mi doldurmaya çalışacağı çok da anlaşılamadı. Çünkü Cristian'ın ne oyun zekası, ne hücum gücü Alex'in verdiği katkıyı vermeye yetmez. Elde daha iyi bir alternatif de olmadığından Fenerbahçe orta sahası hücuma hiç katkı vermedi. Cristian, Mehmet Topal, Selçuk Şahin ve hatta Sezer Öztürk şut yeteneğine sahip oyuncular olsa da ceza sahası ve çevresinde hücumda sayıyı çoğaltabilecek ve etkili olabilecek isimler değiller. Çizgi oyuncuları Caner ve Kuyt'ın iyi sayılabilecek çizgileri de onları rakip kaleye indirecek bir pasör yokluğundan dolayı yeterli faydayı sağlayamadı. Stoch'un formsuzluğu, Krasic'in adaptasyon ve fiziksel durum sorunu da Aykut Kocaman'ın alternatiflerini iyice azaltan etkenlerdi. Hücum adına kulübeden gelecek umutları da Semih Şentürk ve Bienvenü'nün dibe vurmuş formları engelledi.
Savunmada Yobo'nun vasatı aşmayan performansı, Bekir İrtegün'ün bireysel hataya olan yakınlığı, Gökhan Gönül'ün kendi çizgisinin çok altında kalması, orta sahanın savunma gücüne rağmen Fenerbahçe'nin kalesindeki pozisyon ve gol sayısını artmasına sabep oldu. Hasan Ali Kaldırım, kendinden beklenenin de üstünde bir grafik yakalayarak, savunma adamları arasında en istikrarlı ve faydalı isim oldu.
Yüksek beklentili transferlerden Kuyt ve Hasan Ali dışında çok verim aldığı söylenemez. Gidenlerin Alex ve Emre Belözoğlu gibi boşluğunun dolması zor, insiyatif alabilen, maçı değiştirebilen isimler olması da Fenerbahçe'nin güç kaybının büyüklüğünü gösteriyor. Gidenlerin boşluğu ve gelenlerin katkısı arasındaki fark bu kadar çok olunca Fenerbahçe'nin belli noktalarda tıkanması kaçınılmaz oluyor.
Tabii bir de Fenerbahçe'nin yıllardır süre gelen deplasman sorunu. İlk devre boyunca deplasmanda oynanan sekiz maçtan sadece bir galibiyet almanın bu seviyede kadrosu olan bir takım için tek açıklaması konsantrasyon eksikliği olabilir. Çünkü sarı-lacivertliler Avrupa Ligi'nde 3 deplasmanda aldığı 9 puanı, Süper Lig'de 8 maçta alamadılar.
Bu kadar olumsuzluğa rağmen, Galatasaray maçı ligdeki geleceği açısından bir fırsattı. Derbiden alınacak bir puan bile, rakibin ensesinde kalmaya yetecekti. Ne var ki, Galatasaray bile Fenerbahçe'nin üstüne gelmesini beklerken, sarı-lacivertli takım hiçbir şey üretemeden, geride olmasına rağmen rakip kaleye gidemeden maçı tamamladı.
Spartak Moskova'ya elenilmesiyle başlayan, Alex'in ayrılışı, ligdeki kötü oyun ve sonuçlarla devam eden süreç, Galatasaray ve Karabük yenilgileri ve Aykut Kocaman'ın istifası ve geri dönüşüyle son buldu. Matematiksel olarak kaybedilmiş çok birşey yok ama Fenerbahçe'nin oyununu daha üst seviyeye çıkarması için, üst düzey bir stopere, hücumda üretken bir orta saha ve santrfor alternatifine ihtiyacı olduğu çok açık, bir de bozulan kulüp kimyasının düzelmesine...






